Küresel gıda krizi büyüyor: Bir yanda israf, bir yanda açlık
Savaşlar ve eşitsizlikler milyonlarca insanı açlıkla karşı karşıya bırakırken, dünya genelinde üretilen gıdanın yaklaşık üçte biri israf ediliyor. Küresel ölçekte artan bu çelişki, kapitalizmin yarattığı gıda krizinin derinleştiğini ortaya koyuyor.
LAVA KURDÊ
Haber Merkezi – 30 Mart Dünya Sıfır Atık Günü, küresel gıda krizindeki çelişkiyi bir kez daha gündeme taşıdı. Çatışmaların sürdüğü bölgelerde milyonlarca insan gıdaya erişemezken, dünya genelinde üretilen gıdanın yaklaşık üçte biri israf ediliyor. Savaşlar, tedarik zincirlerindeki aksaklıklar ve ekonomik eşitsizlikler gıda güvenliğini tehdit ederken, açlık ve israfın aynı anda büyümesi küresel ölçekte alarm veriyor. Bu tablo yalnızca üretim yetersizliğinden değil, kapitalist sistemin yarattığı eşitsiz dağıtım, piyasa odaklı üretim ve kâr merkezli gıda politikalarından kaynaklanıyor. Gıdanın temel bir hak olmaktan çıkarılıp ticari bir meta haline getirilmesi, bazı bölgelerde aşırı tüketim ve israfı artırırken, savaş ve yoksulluk koşullarındaki toplumların gıdaya erişimini daha da zorlaştırıyor. Bu durum, küresel gıda krizinin yapısal nedenlerinin eşitsizlik, çatışma ve piyasa temelli politikalarla derinleştiğini ortaya koyuyor.
İsraf ve açlık çelişkisi
İnsanlık her yıl yaklaşık 2,1–2,3 milyar ton kentsel katı atık üretiyor; önlem alınmazsa bu miktarın 2050 yılına kadar 3.8 milyar tona çıkması bekleniyor. Atık kirliliği yalnızca çevreyi değil, insan sağlığını ve küresel ekonomiyi de etkileyerek iklim, doğa ve gıda güvenliği krizlerini derinleştiriyor. Bu tablo içinde gıda israfı, hem çevresel hem de insani boyutlarıyla öne çıkan temel sorunlardan biri olarak dikkat çekiyor. 2022 yılında tüketicilere sunulan toplam gıdanın yaklaşık beşte biri, yani bir milyar ton civarında gıda israf edildi. Bu kayıp, bir yanda milyonlarca insanın açlıkla karşı karşıya kaldığı, diğer yanda ise büyük miktarda gıdanın çöpe gittiği çelişkiyi derinleştiriyor.
Gıda kaybı ve israfı aynı zamanda önemli bir iklim riski oluşturuyor. Küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 10’u gıda kaybı ve israfından kaynaklanırken, bu oran havacılık sektörünün neredeyse beş katına karşılık geliyor. Küresel metan emisyonlarının yüzde 14’e kadarının da bu süreçten oluştuğu belirtiliyor. Buna karşın küresel gıda sistemi ciddi eşitsizliklerle şekilleniyor; bazı bölgelerde gıda fazlası bulunurken, çatışmaların sürdüğü alanlarda akut gıda kıtlığı yaşanıyor.
Savaş bölgelerinde eşitsizlik derinleşiyor
Sudan, Gazze, Güney Sudan, Haiti, Yemen ve Mali gibi ülkeler açlık riskinin en yüksek olduğu bölgeler arasında yer alıyor. Çatışmalar gıda üretimini aksatıyor, altyapıyı tahrip ediyor ve insani yardıma erişimi sınırlıyor. Ayrıca Ortadoğu’da artan gerilimler ve deniz taşımacılığındaki aksaklıklar, yakıt maliyetlerini yükselterek gıda fiyatlarını dolaylı biçimde etkiliyor. Bu durum, küresel ölçekte gıdaya erişimdeki eşitsizlikleri daha da büyütüyor.
Öte yandan küresel tahıl üretimi yüksek seviyelerde seyrediyor ve 2025 yılı için yaklaşık 3.29 milyar ton olarak tahmin ediliyor. Bu durum, dünyada gıda üretiminin yetersizliğinden ziyade dağıtım, erişim ve eşitsizlik sorunlarının belirleyici olduğunu gösteriyor. Buna rağmen bütçe kesintileri ve çatışmalar nedeniyle milyonlarca kişinin gıdaya erişimi risk altına girerken, gıda israfının sürmesi küresel gıda krizini daha da derinleştiriyor.
1.3 milyar tondan fazla gıda israf ediliyor
2025 yılında yapılan bir çalışma, Mali, Nijer ve Kamerun gibi Afrika ülkelerinin yanı sıra Brezilya, Hindistan ve Arjantin'in yüksek gıda öz yeterliliğine sahip olduğunu, ancak gıda mevcut olduğunda, yüksek gıda fiyat enflasyonu nedeniyle yoksulların erişemediğini ve bunun orantısız bir şekilde Afrika ve Batı Asya'yı etkilediğini ortaya koydu. Dağıtımda aksaklıklar yaşanıyor ve 1.3 milyar tondan fazla gıda (küresel olarak üretilen gıdanın yaklaşık üçte biri) israf ediliyor, diğerleri ise açlıktan ölüyor. Açlık, birçok çatışma bölgesinde savaşın taktiksel bir aracı olarak kullanılıyor.
Savaşlar gıda kıtlığına neden oluyor
2026 yılının başlarında, başta Afrika olmak üzere 41 ülke hala yabancı gıda yardımına ihtiyaç duyuyordu, bu durum, genel olarak rahat küresel arz seviyelerine rağmen gıdaya erişimde büyük eşitsizlikleri vurguluyor. Savaş, altyapı tahribatı, nüfusun yer değiştirmesi, tedarik zincirlerinin bozulması ve yakıt üretim maliyetlerinin artması nedeniyle ciddi gıda kıtlıklarına neden oluyor, çatışmalar doğrudan insani krizleri tetikliyor ve savaşla ilgili aksamalar hem yerel gıda bulunabilirliğini hem de küresel pazarları etkiliyor.
İran-ABD-İsrail çatışması, Hürmüz Boğazı'ndaki nakliye yollarını bozarak küresel gıda güvenliğini önemli ölçüde etkiliyor. Çatışma, yakıt tedarik zincirinde aksamalara, artan nakliye maliyetlerine ve daha yüksek gıda fiyatlarına yol açtı.
Başlıca etkiler şunlardır: Bölgeden geçen temel bileşenleri içeren küresel arzı tehdit etmek, dünya çapında daha yüksek tarım maliyetlerine ve daha düşük verimliliğe neden olmak. Kargo gemileri daha uzun ve daha pahalı rotalarda seyahat etmek zorunda kalıyor, bu da gıda taşımacılığı maliyetlerini artırıyor. Şiddetli kıtlıkla karşı karşıya kalmak ve gıda ithalatına büyük ölçüde bağımlı olan Körfez ülkeleri acil gıda tedarik sorunlarıyla karşı karşıya kalıyor.
Çatışma, halihazırda yüksek riskli olan küresel açlık durumunu daha da kötüleştirirken, ekonomik aksaklıklara ilişkin endişelerin büyük bir kısmı yüksek petrol ve doğalgaz fiyatlarına odaklanıyor. Ancak çatışmanın tarımsal arz üzerindeki zincirleme etkileri kötüleşiyor, küresel olarak çiftçi fiyatlarını yükseltiyor ve dünyanın bazı bölgelerinde gıda güvensizliğine yol açma tehdidi oluşturuyor.