Cezayirli kadınlar için feminist bir alan: ‘Rana Hna’ programı

“Rana Hna” programı, kişisel deneyimleri aile hukuku ve şiddet konularını ele alan belgesellere dönüştürürken, eşitlik mücadelesinin sürekli bir süreç olduğunu vurguluyor ve kadınlar için yaratıcılık ile eğitimi destekleyen feminist bir alan sunuyor.

NECVA RAHİM

Cezayir – “Barakatın 40 Yılı” sadece bir protesto sloganı değil, aile hukuku bağlamında uzun yılların bekleyişi, ertelenmiş soruların ve giderek azalan hakların doruk noktasıdır. Bu farkındalıkla yola çıkan feminist girişim “Rana Hna” programı, sessiz öfkeyi görsellere, sessizliği seslere ve kişisel deneyimi sembolik değil, gerçek eşitlik talep eden bilinçli bir içeriğe dönüştürmeyi amaçlıyor. Yeni kriterlerle başvuruların yeniden açılması sonrası, çeşitli derneklerden feminist aktivistler programa katılarak deneyimi entelektüel ve pratik açıdan zenginleştiriyor. Feminist gazetenin başkanı ve “Rana Hna” programının yöneticisi Amal Hajjaj, ikinci baskının birincisinin yalnızca tekrarı olmadığını, eleştirel bir uzantısı olduğunu söylüyor.

‘Atölyeler yaratıcı tartışma alanlarına dönüştü’

Amal Hajjaj, önceki eksiklikleri göz önünde bulundurarak, eğitimin, atölyelerin ve sürecin pratik yönlerinin kalitesine daha fazla önem verdiklerini söyledi. Amal Hajjaj, “Kavramdan uygulamaya ve üretime kadar, bu uzun yolculuğun istenen sonuçlara ulaşmasını hedefledik. Yaklaşık bir yıl süren düzenli ve aralıklı eğitimler boyunca, farklı bölgelerden 14 kursiyer ses, görüntü, yazma, kurgu ve kısa belgesel film yapımını birleştiren kapsamlı bir programdan yararlandı. Atölyeler sadece teknik değildi, deneyimlerin, soruların ve farklı bakış açılarının kesiştiği açık, yaratıcı tartışma alanlarına dönüştüler. Belgesellerin ve önceki çalışmaların gösterimleri aracılığıyla katılımcılar içerik oluşturmanın çeşitliliği konusunda ufuklarını genişlettiler, fikirlerini geliştirmeye ve kendileriyle yankı bulan açıları belirlemeye teşvik edildiler” diye konuştu.

‘Temalar kadınların kendi yaşam deneyimlerinden çıktı’

Programın temelinde ifade ve seçim özgürlüğünü ilke edindiklerini söyleyen Amal Hajjaj, “Katılımcılara belirli bir konu dayatılmadı, hiçbir yaklaşım zorlanmadı. Buna rağmen ya da belki de bu yüzden, çalışmaların çoğu kendiliğinden aile hukukunun merkezinde yer alan konulara odaklandı. Şiddet, nafaka, annelerin pasaport alırken karşılaştığı zorluklar, ayrımcılık ve eşitsizlik gibi temalar, kadınların kendi yaşam deneyimlerinden çıktı ve şu anda kısa belgesel filmlere dönüştürülüyor” dedi.

‘Gerçek eşitlik ve adaleti sağlamak için yeniden ele almak’

“Barakatın 40 Yılı” seçiminin rastgele bir slogan olmadığını kaydeden Amal Hajjaj, “Aile Hukuku’nun yürürlüğe girmesinin kırkıncı yıldönümüyle aynı zamana denk geldi ve kadınların yaşamlarını doğrudan etkilemeye devam eden bir yasal metin etrafındaki tartışmayı yeniden açmak için bilinçli bir feminist çabayı temsil ediyor. Amacımız sadece yüzeysel reformlar değil, gerçek eşitlik ve adaleti sağlamak için birkaç temel noktayı yeniden ele almak” ifadelerini kullandı.

Şiddetin tüm biçimlerini konu alan ilk podcast serisi

Amal Hajjaj, programın Cinsiyete Dayalı Şiddete Karşı 16 Günlük Aktivizm ile aynı zamana denk geldiğini belirterek, bu kapsamda şiddetin tüm biçimlerini ele alan ilk podcast serisini başlattıklarını söyledi. Amal Hajjaj, “Ekonomik, psikolojik, sosyal ve ev içi şiddeti konu aldık. Amacımız sadece belirli etkinlikler için içerik üretmek değildi, kadınların yaşadığı acıları görmezden gelen zihniyeti kırmak istedik. Çünkü yaşananlar, şiddetin istisnai bir olay olmadığını, aksine göz ardı edilemeyecek ve ertelenemeyecek günlük gerçekliğin bir parçası olduğunu ortaya koyuyor” diye ekledi.

‘Amacımız farkındalığı arttırmak’

Amal Hajjaj, “Rana Hna” programının özünü anlatıyı değiştirmekte gördüklerini belirterek, “Programın amacı klişeleri kırmak ve kadın sorunlarını yalnızca yıllık kampanyalar sırasında çağrılan tanıklıklara indirgeyen bazı medya uygulamalarını sorgulamaktır” dedi. Amal Hajjaj, programın sunduğu çalışmaların, şiddet, ayrımcılık ve dışlanma yaşamış kadınların kendi sesleriyle hikayelerini paylaşmayı seçen aktivistler tarafından üretildiğini ve yönetildiğini vurguladı. Amal Hajjaj, amaçlarının farkındalığı artırmak olduğunu sözlerine ekledi.

‘Bazı eserlerin yayınlanması dikkat çekti’

Eğitim dönemi boyunca üretilen bazı eserlerin yayınlanmasının dikkat çekici bir tepkiye yol açtığını söyleyen Amal Hajjaj, “Diğer kadınlar gazeteyle veya aktivistlerle iletişime geçerek kendi deneyimlerini paylaşmak istediler. Bu, içerik için güvenli bir alan açıldığını ve uzun süredir susturulmuş konular hakkında kolektif bir farkındalık yarattığını gösteriyor” diyerek, diğer belgesellerin ise gün ışığına çıkması için hala daha fazla zaman ve çaba gerektiğini vurguladı.

‘Üçüncü bir baskı fikri hala mümkün’

Geleceğe dair planlarla ilgili olarak Amal Hajjaj, üçüncü bir baskı fikrinin hala mümkün olduğunu söyledi. Ancak Amal Hajjaj’a göre en önemlisi, feminist gazetenin stüdyosunun kadınların fikirlerini üretebilecekleri ve yeniden üretebilecekleri kalıcı bir alan olması ve farklı alanlardan kadınların hikayelerinin buluşma noktası haline gelmesidir.

Talep: Tüm alanlarda cinsiyetler arası eşitlik

Amal Hajjaj, değişimin birikimli bir süreç olduğuna ve feminist mücadelenin süreklilikle ölçüldüğüne inandıklarını belirtti. Amal Hajjaj, “Tüm girişimlere rağmen ve bu yolun kalbinde, feminist talep açık ve basittir: tüm alanlarda cinsiyetler arasında gerçek eşitlik. Kadınlar aynı vergileri ödediğinde ve aynı yükleri taşıdığında, aynı haklara sahip olmalıdır” diye kaydetti.