Bisi Şamari: Rojava güç ve kimlik politikalarının yeniden tanımlanmasıdır
Rojava’ya yönelik saldırıları değerlendiren Bisi Şamari, Rojava’nın geçici bir yapı değil; siyaseti, iktidarı ve toplumu yeniden tanımlayan, ilham verici bir deneyim olduğunu vurgulayarak acil dayanışma çağrısı yaptı.
ŞEHLA MOHAMMADİ
Haber Merkezi - Türkiye devletine bağlı ve cihatçı Heyet Tahrir el-Şam’ın (HTŞ) Rojava Kürdistanı’na yönelik saldırıları sürerken, Kürdistan’ın dört parçasında ve dünyada Kürt halkı bu saldırılara karşı tutum alıyor.
Bu süreçte değerlendirmelerde bulunan Ulusötesi Demokratik Kadınlar Platformu Koordinasyon Konseyi üyesi Basi Şamari, Rojava’nın yalnızca savaş koşullarında ortaya çıkmış geçici bir yapı olmadığını; Kürt halkının kolektif hafızasında silinemez bir deneyim, siyaset, toplum ve özgürlük anlayışının somutlaşmış hali olduğunu vurguluyor.
Bisi Şamari’ye göre Rojava’ya yönelik saldırılar, ilham verici bu deneyimi tasfiye etmeye dönük küresel ve bölgesel çıkarların kesiştiği bir sürecin parçası.
Bölgede yaşananları ajansımıza değerlendiren Bisi Şamari, sözlerine her özgürlükçü insanın bu kritik dönemde tepki göstermesinin bir sorumluluk olduğunu belirterek başlıyor ve 2019 yılında yayımlanan makalelerinden birine atıfta bulunuyor. Söz konusu metnin, küresel ve bölgesel hakim düzenin Rojava’ya karşı seçtiği yola dair siyasi bir uyarı olduğunu söylüyor. Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, kontrolü altındaki uluslararası kürsüler ve medya aracılığıyla mültecilerin yerleştirilmesi projelerinden, Avrupa bütçelerinden ve Kuzey Suriye’nin “temizlenmesinden” söz ettiğini; buna karşılık orada bulunan temsilcilerin, daha önce Kobanê’den başlayarak diğer yerlerde sivillerin katledilmesi ve Federe Kürdistan topraklarının ihlali karşısında sessiz kaldıkları gibi, bu kez de sadece izlemeyi tercih ettiklerini ifade ediyor.
Rojava kapitalizmin mantığını zorluyor
Bisi Şamari, Rojava’nın Suriye savaşı içinde geçici bir yapı olmadığını; siyaseti, iktidarı, toplumu, kadını ve halkların birlikte yaşamını yeniden tanımlamaya dönük somut bir çaba olduğunu vurguluyor. Mevcut sistem olan demokratik özyönetimin, yalnızca otoriter devletleri değil, küresel kapitalizmin mantığını da zorladığını anlatan Bisi Şamari, bu özelliğin Rojava’yı yapısal bir tehdide dönüştürdüğünü belirtiyor. Bu tehdidin, doğrudan bir karşı koyuşla değil; küresel ve bölgesel güçlerin çıkarlarının örtüşmesiyle adım adım kuşatma ve yıpratma yoluyla hedef alındığını dile getiriyor.
Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê kuşatmasıyla başlayan sürecin yalnızca askeri baskı zincirinin bir halkası olmadığını, aynı zamanda bir siyasi deneyime tahammülün gayriresmi olarak sona erdirilmesi anlamına geldiğini ifade eden Bisi Şamari şunları söylüyor: “Sadece Suriye’nin sınırlarını değil, Ortadoğu’daki hakim düzenin mantığını da zorlayan Rojava adlı deneyim… Rojava yalnızca yerel bir güç değil; siyaset, iktidar ve kimliğin yeniden tanımlanmasıydı. Bu nedenle de açık düşmanlarından çok, küresel ve bölgesel güçler arasındaki yazılı olmayan mutabakatın kurbanı oldu.”
Rojava feda edildi
Kürt halkının ve bölgedeki diğer halkların güvenliği ve varlığının, küresel güçler için hiçbir zaman “kırmızı çizgi” olmadığını vurgulayan Bisi Şamari, Rojava’nın herkes için tehlikeli bir model taşıdığını belirterek bölge devletleri için sınırları anlamsızlaştırdığı, siyasal İslam için kadını siyasetin merkezine koyduğu, küresel sermaye için ise radikal demokrasiyi otorite ve “istikrarın” yerine ikame ettiği için ABD ve Avrupa’nın ilham veren değil, kontrol edilebilir projelere ihtiyaç duyduğunu; Rojava’nın ise ilham verici olduğu için yavaş yavaş feda edildiğini söylüyor.
‘Kontrol sürecinin bir parçası’
Yaşananların taktik bir hata değil, kontrol sürecinin parçası olduğunu vurgulayan Bisi Şamari, bu süreçte Kürt halkının bir kez daha tarihsel bir sınavla karşı karşıya kaldığını; yaralanabileceğini ama asla teslimiyeti kabul etmeyeceğini belirtiyor. Kürtlerin, devletsiz ama en politik halklardan biri olduğunu; isyanlar, yenilgiler, yeniden inşa ve süreklilikle dolu güçlü bir hafızaya sahip olduğunu söylüyor.
Rojava’da yaşananların Türkiye’deki ‘barış sürecine’ etkisi
Bisi Şamari, Rojava’daki güç dönüşümünün Türkiye’de barış sürecini doğrudan etkileyeceğini ifade ediyor. Bisi Şamari, Türkiye’de Kürt sorununun siyasi ufku ortadan kaldırarak çözülemeyeceğini; kimliğin, dilin ve özyönetimin tanınmadığı bir “barışın”, barış değil sadece savaşın geçici askıya alınması olduğunu vurguluyor ve “Rojava'daki iktidar değişimi, Türkiye'deki sözde barış sürecini doğrudan etkileyecektir. Bu hükümet, Rojava'yı zayıflatarak Kürdistan İşçi Partisi'nin stratejik geri çekilmesini imkansız bir zamana kadar sürdüremeyeceğini henüz anlamamıştır. Türkiye, Kürt sorununun siyasi ufku ortadan kaldırarak çözülemeyeceğini, kimlik, dil ve özerklik tanınmadan barışın barış değil, savaşın geçici olarak askıya alınması olduğunu henüz anlamamıştır” diyor.
Rojava ve Rojhilat’a eş zamanlı saldırılar
İran’daki “Jin, Jiyan, Azadî” devrimine de değinen Bisi Şamari, Rojhilat’ın bir kenar değil; Kürtlerin bütüncül dönüşümünün atan kalbi olduğunu belirterek İran’da özgürlük ile toplumsal kurtuluşun birbirinden ayrılamayacağının görüldüğünü; ilk kez on yıllar sonra Kürt meselesinin İran toplumunun genel talepleriyle birleştiğini ve bu bağın sürmesinin tüm bölgenin dengelerini değiştirebileceğini ifade ediyor. Bisi Şamari, Rojava’ya yönelik saldırılar ile İran’daki devrimin eşzamanlılığının, sistemin izlediği süreklilik arz eden bir hattın parçası olduğunu söylüyor. Kürdistan’ın, önümüzdeki yüzyılda enerji ve sermaye güvenliği koridorlarının merkezinde yer alan jeopolitik bir bütün olduğunu; dört ülkede yaşayan on milyonlarca Kürdün yok sayılmasının kısa vadede sahte bir istikrar yaratabileceğini, ancak uzun vadede kalıcı bir düzensizlik üreteceğini vurguluyor.
Kürt gücünün yalnızca coğrafyada değil; bilinçte ve ulusötesi dayanışmada şekillenmesi gerektiğini vurgulayan Bisi Şamari, küresel düzenin Kürtleri sonsuza dek yok edebileceğini sanmasının büyük bir hesap hatası olduğunu ifade ediyor. Bugün Ortadoğu’da görülenin devletlerin değil, 20. yüzyılın devlet-ulus düzeni tahayyülünün çöküşü olduğunu; bu modelin istikrar, güvenlik ve ilerleme vaatleriyle ortaya çıktığını ancak bugün bizzat istikrarsızlığın kaynağına dönüştüğünü söylüyor. Rojava’nın, hala yanıt bekleyen sorulara ihtiyaç olduğu için yeniden yükseleceğini söyleyen Bisi Şamari asıl meselenin iktidarı kimin elinde tuttuğu değil, iktidarın nasıl yaşanması gerektiği olduğunu vurguluyor ve bu yeni siyasetin henüz adını koyamadığını belirtiyor.
‘Türkiye modeli tükendi’
Bisi Şamari, bugün HTŞ gibi çeteler ve Colani gibi figürler üzerinden yapılanın şiddetin sona erdirilmesi değil, hakim sistemin güvenlik ve ekonomik çıkarları doğrultusunda yeniden düzenlenmesi olduğunu söylüyor. Türkiye devletinin rolüne de değinen Bisi Şamari, "Türk hükümeti istikrarlı bir bölgesel güç değil, meşruiyet krizi ve siyasi ufuk açısından sorunlu bir devlettir ve son on yılda ardı ardına siyasi dönüşler yaşamıştır. Rusya, Pakistan ve Suudi Arabistan ile yaptığı anlaşmalar diplomatik becerinin değil, daha çok kısa vadeli anlaşmalara dayalı bir dış politikanın siyasi iflasının işaretidir. Bu, geleceğe yönelik bir projenin eksikliğini yansıtmaktadır. Hem İran hem de Türkiye, 20. yüzyılın ulus devlet modelinin mirasçılarıdır; bu model, çeşitliliğin reddedilmesi, gücün yoğunlaşması ve devlet dışı kimliklerin ortadan kaldırılması üzerine kurulmuştur. Bu model, 21. yüzyılın gerçekleri karşısında artık geçerliliğini yitirmiştir ve ne çeşitliliği ortadan kaldırabilir ne de biriken rezervleri sürekli baskıyla kontrol altında tutabilir” şeklinde konuşuyor.