Baskı ile direniş arasında: Tunus’ta kadın hakları savunucuları
Artan tehdit, taciz ve karalama kampanyalarına rağmen Tunuslu kadın hakları savunucuları eşitlik ve özgürlük mücadelesini sürdürüyor. Kadınlar, hem toplumsal hem de siyasi baskılara karşı dayanışmayı büyütme çağrısı yapıyor.
ZOUHOUR MECHERGUI
Tunus – Tehditler, taciz ve sesleri susturma girişimlerine rağmen kadın hakları savunucuları haklarını savunmaya ve eşitlik ile onur talebinde bulunmaya devam ediyor; giderek zorlaşan bir sivil toplum ortamına meydan okuyorlar.
Şiddete maruz kalan ya da tutuklanan kadınların, ya da kamusal alandan dışlananların sesini duyurmak kolay değil. Kadın hakları savunucularının çalışmaları, bir yönüyle muhafazakâr toplumsal yapıdan, diğer yönüyle ise aktivistlerin sivil ve hak temelli çalışmaları etkilediğini belirttiği kısıtlamalardan kaynaklanan karmaşık zorluklarla iç içe geçiyor. Buna rağmen feminist hareketler, şiddetten korunma, adil siyasi temsilin sağlanması ve özgürlük ile katılım alanlarının genişletilmesi taleplerini yükseltmeye devam ediyor.
Aktivistler, son yıllarda insan hakları alanında faaliyet gösteren bazı kadınlara yönelik baskıların arttığını, karalama ve korkutma kampanyalarının yoğunlaştığını belirtiyor. Ancak bu durum, Tunus’ta kadınlar için daha adil bir gerçeklik yaratma mücadelesini durdurmuş değil.
Taciz ve baskı
Kadın hakları savunucusu Sabriye Friha, kadın hakları savunucularının sosyal, ekonomik ve siyasi baskılarla yüklü bir sorumluluk taşıdığını ifade etti. Bölgesel ve uluslararası gerilimlerin yanı sıra yerel sorunların da bu yükü artırdığını belirten Sabriye Friha, bu bağlılığın hem bireysel hem de toplumsal bir sorumluluk olduğunu, kadınları savunmanın gerekliliğine inanan herkesin insan hakları değerlerini içselleştirmesi ve her koşulda bu göreve bağlı kalması gerektiğini söyledi.
Tunus’ta kadın hakları savunucularının, siyasi baskılar ve tutuklamalar ortamında iki kat sorumluluk üstlendiğini belirten Friha, muhafazakâr toplum yapısında sosyal baskıya maruz kaldıklarını, ayrıca sosyal medya üzerinden hakaret, saldırı ve sözlü şiddet içeren dijital tacizle karşılaştıklarını ifade etti. Bu durumun zaman zaman fiziksel şiddete dönüşebildiğini de ekledi ve şöyle dedi:
“Kadın savunucular pembe bir gerçeklik yaşamıyor, ancak görevlerini sürdürmek ve kadınların haklarını koruyup onurlarını savunmak için direnmeye devam ediyorlar.”
Sabriye Friha, savaşların çoğu zaman doğrudan kadınların bedenlerine yansıdığını belirterek Gazze, Sudan, Suriye ve İran’da yaşananları örnek gösterdi. Sabriye, kadınların hem ataerkil toplumlar hem de savaşlar nedeniyle çifte baskıya maruz kaldığını vurgulayarak, kadın dayanışmasının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Ayrıca kadınlar ve hak savunucuları için güvenli alanlar oluşturulması çağrısında bulunan Sabriye Friha, şiddete maruz bırakılanlara korku ve sessizlik duvarını aşmaları için çağrıda bulunarak, “Zayıf anlarınızı bizimle paylaşın, yanınızdayız” dedi.
Acıyı taşıyanlar
Kadın hakları savunucusu Suad Bu Atur ise kadın meselelerine bağlı olmanın ve onların acılarını taşımanın kolay olmadığını, bunun yerine getirilmesi gereken insani ve ahlaki bir sorumluluk olduğunu ifade etti. Kadınların elde ettiği kazanımların korunması gerektiğini belirten Suad Bu Atur, kadın hakları savunucularının karşılaştığı tehditlerin çok boyutlu olduğunu söyledi.
Kadınların karalama, suçlama ve tacize maruz kaldığını, bunun zaman zaman ailelerine de uzandığını kaydeden Suad Bu Atur, buna rağmen tam eşitlik mücadelesinden vazgeçmeyeceklerini vurguladı.
Kendi mücadelesinin özel hayatından ayrı olmadığını belirten Suad Bu Atur, Tunus Demokratik Kadınlar Derneği’nde şiddete maruz bırakılan kadınları dinleyen biri olarak kadınların yaşadıklarına yakından tanıklık ettiğini söyledi.
Suad Bu Atur ayrıca derneğin, şiddet mağdurlarıyla günlük olarak iletişim kuran çalışanlara psikolojik destek sağladığını, bu sayede olumsuz psikolojik etkilerin önüne geçilmeye çalışıldığını da sözlerine ekledi.
Kararlılık ve direnç
Hak savunucusu Meryem Kizani ise kadın hakları savunucularına yönelik ihlallerin arttığını, ancak buna rağmen mücadelelerini kararlılıkla sürdürdüklerini ifade etti. Dijital medya ve kamusal alanda artan baskının, aktivistleri sindirmeyi ve sivil faaliyetlerini sınırlamayı amaçladığını söyleyen Meryem Kizani, aktivistlerin günlük tehditlerle karşı karşıya olduğunu, özellikle son yıllarda ataerkil zihniyetin dijital medya üzerinden yürüttüğü saldırıların arttığını belirtti. Bu saldırıların kadın haklarını savunmayı engellemeyi amaçladığını, bu hakların “uydurma” olarak gösterilmeye çalışıldığını ve mücadelenin itibarsızlaştırıldığını ifade etti.
Ayrıca bölgedeki kadın hakları savunucularının, ataerkil toplumun yanı sıra siyasi otoriteler, etnik ve mezhepsel çatışmalar ve son olarak İran’daki savaş gibi gelişmeler nedeniyle çok yönlü tehditlerle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Meryem Kizani, Iraklı aktivist Yenar Mihamed’in Bağdat’taki evinin önünde katledilmesini hatırlatarak, “ Şiddet ve kaos öncelikle kadınları ve özgür, ilerici sesleri hedef alıyor” dedi.
Meryem Kizani, yerel ve bölgesel koşulların kadınlar arasında sınır ötesi dayanışmayı güçlendirmeyi zorunlu kıldığını belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Kadınlar olarak haklarımızı ve kamusal alandaki varlığımızı savunmak için güvenli alanlar yaratmalıyız.”