Avukat Jilan Hami: Eşbaşkanlık sistemi ataerkil yapıları yıkan tarihi bir modeldir
Cizîr Kantonu Avukatlar Birliği Üyesi Avukat Jilan Hami, Kuzey ve Doğu Suriye’de uygulanan eşbaşkanlık sisteminin, kadınların karar alma süreçlerine etkin katılımını sağlayarak ataerkil yapıları yıkan tarihi bir model olduğunu vurguladı.
ASMA MUHAMMED
Qamişlo – Güç ve siyasi katılım kavramlarını yeniden tanımlayan eşbaşkanlık sistemi, Kuzey ve Doğu Suriye’de karar alma mekanizmalarındaki kalıcı erkek egemenliğini kırmayı hedefleyen pratik bir model olarak öne çıkıyor. Bu deneyim, kadınların liderlikte yer almasının yalnızca “sembolik bir temsil” olmadığını, aksine politikaları değiştirebilen, toplumsal dengeyi güçlendirebilen etkili bir rol olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
‘Eşbaşkanlık devrim niteliğinde bir sistemdir’
Cizîr Kantonu Avukatlar Birliği Üyesi Avukat Jilan Hami, kadınlara yönelik siyasi şiddetin, ataerkil zihniyetle şekillenen tarihsel hiyerarşik sistemin bir devamı olduğunu söyledi. Kadınların siyaset sahnesine girmesinin bu sistemi sarstığını ve geleneksel kontrol mekanizmalarını kırdığını vurgulayan Jilan Hami, eşbaşkanlık modelinin yalnızca bir idari uygulama değil, gerçek katılım felsefesini yansıtan, iktidarı hiyerarşik yapıdan çıkarıp kadın ve erkeklerin karar süreçlerine eşit şekilde dahil olduğu yatay ve katılımcı bir modele dönüştüren siyasi ve kültürel bir devrim niteliği taşıdığını ifade etti.
‘Kadınlar erk sistemin temellerini sarsıyor’
Ataerkil zihniyetin tarihte bilinen ilk otoriter sistemi oluşturduğunu belirten Jilan Hami, kadınlara yönelik siyasi şiddetin de bu dışlayıcı ve tahakkümcü yapının doğal bir uzantısı olduğunu ifade etti. Kadınların siyasi alanda yer almaya başlamasının bu sistemin temellerini sarstığını söyleyen Jilan Hami, bunun bazı çevreleri kadınları dışlamaya yönelttiğini aktardı. Jilan Hami, “Bu dışlama farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Kadınları etkili ve karar alıcı pozisyonlardan uzak tutmak, yeteneklerini sorgulamak ya da kadınlar güçlerini ve bağımsızlıklarını açıkça gösterdiğinde onlara karşı ahlaki bir savaş başlatarak itibarlarını hedef almak gibi” dedi.
‘Kadınlar karar alma süreçlerine aktif katılmalıdır’
Bazı kurumlarda kadınlar üzerindeki siyasi vesayetin hala sürdüğüne dikkat çeken Jilan Hami, kadınların deneyim eksikliği ya da itaatkar olmaları gerektiğini dayatan toplumsal baskılar gibi geleneksel bahanelerle rollerinin sınırlandırıldığını ifade etti. Jilan Hami, bugün ihtiyaç duyulan şeyin yalnızca kadınların karar alma pozisyonlarında bulunması değil, aynı zamanda politika üretme ve karar süreçlerine aktif olarak katılmaları olduğunu vurguladı. Kadınların yalnızca “sahneyi güzelleştirmek” için görünür kılınmasının en tehlikeli siyasi şiddet biçimi olduğunu belirten Jilan Hami, “Bu, kadınların fotoğrafta yer alması ama karar mekanizmasının dışında tutulması anlamına geliyor” diye kaydetti.
‘Toplumsal Sözleşme kadın haklarını koruma altına alıyor’
Jilan Hami, bazı kadınların toplumsal baskılar nedeniyle karar alma pozisyonlarını üstlenmekte tereddüt ettiğini, bazı idari zihniyetlerin ise eşbaşkanlık sistemine hala uyum sağlayamadığını ifade etti. Buna karşın, Özerk Yönetim’in toplumsal sözleşmesi ve adalet sistemi, kadınların haklarını ve rollerini açık biçimde güvence altına aldığını belirten Jilan Hami, “Demokratik Özerk Yönetim’in en önemli temellerinden biri kadınların özgürlüğüdür. Kadınların haklarını, statülerini ve korunmalarını garanti altına almak için açık hükümler getirilmiştir” şeklinde konuştu.
‘Eşbaşkanlık, demokratik ulus ideolojisinin somut bir örneğidir’
Jilan Hami, Özerk Yönetim kurumlarında uygulanan eşbaşkanlık sisteminin, demokratik ulus ideolojisinin somut bir örneği olduğunu belirterek, bunun hiyerarşik ve otoriter yönetim anlayışından uzaklaşıp, kadın ve erkeklerin karar alma süreçlerinde eşit ortaklar olduğu yatay ve katılımcı bir yönetime gerçek bir geçiş anlamına geldiğini söyledi. Jilan Hami, bu dönüşümün, kadınlara yönelik her türlü şiddeti, sömürüyü ve ayrımcılığı açıkça suç sayan toplumsal sözleşme hükümlerine dayandığını vurguladı.
Jilan Hami sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“Kadınlara yönelik şiddeti ele alan özel bir yasaya hala acil ihtiyaç var. Fiziksel, psikolojik, ekonomik ya da dijital tüm şiddet biçimlerini açıkça tanımlayan ve failler için caydırıcı cezalar öngören bir yasa… Böyle bir düzenleme, şiddeti dostane bir şekilde çözülebilecek ‘aile içi bir anlaşmazlık’ olarak değil, sosyal adalet tüzüğünün açık bir ihlali olarak değerlendirir. Bu tür bir yasal çerçeve, kadınları yalnızca şiddet yaşandıktan sonra korumayı değil, aynı zamanda şiddeti en baştan önleyecek, insan onurunu devredilemez bir hak olarak yükselten caydırıcı bir ortam yaratmayı amaçlar.”
‘Kurtuluş öncelikle içimizde başlar’
Jilan Hami, gerçek özgürlüğün yalnızca yasal metinlerle sağlanamayacağını vurgulayarak, “Özgürlük, yasa kadınlar için gerçek bir koruma aracına dönüştüğünde ve uygulama mekanizmaları günlük yaşamda etkin şekilde işlediğinde anlam kazanır. Ancak kurtuluş aynı zamanda kadınların içinde başlar, binlerce yıldır otoriter zihniyet tarafından dayatılan korkulardan arındıklarında, adaletsizliğe direnebileceklerine, seslerini savunabileceklerine ve topluma aktif olarak katılabileceklerine inandıklarında gerçek dönüşüm mümkün olur” sözlerine yer verdi.
‘Sayısal kotadan etki kotasına geçmemiz gerekiyor’
Jilan Hami, kadınlara saygı kültürünün inşa edilmesinin uzun soluklu bir süreç olduğuna dikkat çekerek, bunun kolektif bilinçte dönüşümü, kurumsal reformu ve kadınların onur ile özgürlüğünün gerçek toplumsal ilerlemenin temel direği olarak görülmesini gerektirdiğini vurguladı. Mevcut aşamada, yalnızca sayısal temsil kotalarının artık yeterli olmadığını belirten Jilan Hami, “Artık sayısal kotadan etki kotasına geçmemiz gerekiyor. Böylece kadınlar yalnızca belirli bir oranı dolduran sembolik figürler olmaktan çıkıp, karar alma süreçlerinin gerçek ve etkili aktörleri haline gelirler. Bu, nicelikten niteliğe, sembolik temsilden, kadınlara değişim yaratmada gerçek rollerini veren varoluşsal bir felsefeye geçiş anlamına geliyor” sözlerinin altını çizdi.
Kadınlara yönelik siyasi şiddetin münferit bir olay olmadığını, aksine ataerkil bir zihniyetin kadınları güç dengelerini yeniden şekillendirme yeteneklerinden korkarak güç merkezlerinden uzak tutmak için oluşturduğu kapsamlı bir sistem olduğunu vurgulayan Jilan Hami, şöyle konuştu:
‘Kadınlar adaleti yeniden tanımlıyor’
“Kurumlar içinde kadınlara yönelik karalama, sembolik dışlama ve ötekileştirme kampanyaları, kadınların siyasi karar alma süreçlerinde hak ettikleri yere yükselmelerini engellemek için planlanmış araçlardır. Kuzey ve Doğu Suriye’deki eşbaşkanlık deneyimi, bunun yalnızca bir formalite olmadığını, yönetişimi yeniden tanımlayan ve liderliğin artık tek taraflı olamayacağını gösteren siyasi ve kültürel bir direniş projesi olduğunu kanıtladı. Bu modelin başarısı tarihi bir adımdır, çünkü eşbaşkanlık, tarihin en eski hegemonya biçimlerinden birinin çöküşünü simgeliyor. Kadınlar siyasete yalnızca bireyler olarak değil, nesillerin hafızası olarak da katılıyor, bu sayede varlıkları tartışmaları ve politikaları yeniden şekillendiriyor, sosyal adaleti yeniden tanımlıyor. Kadınların yükselişinden korkan kurumlar, aslında değişimden korkuyor, çünkü kadınlar doğaları gereği kontrolcü ve dışlayıcı zihniyeti kıran katılımcı çözümler üretirler.”
‘Yasal kazanımların yanı sıra farkındalıkta önemli’
Bir sonraki aşamanın daha geniş bir toplumsal farkındalık gerektirdiğine vurgu yapan Jilan Hami, “Çünkü yasalar ne kadar güçlü olursa olsun, kadınların karar alma mekanizmalarına eşit ve etkin biçimde dahil edilmesi konusunda toplumsal bilinç oluşmadıkça yeterli olmayacaktır. Demokratik bir toplumun inşası, kadınların da dahil olduğu tüm toplumun iradesini yansıtan karar alma süreçleriyle mümkün olur” dedi.
‘Kadın devrimi bir insanlık devrimidir’
Sözlerinin sonunda dünya kadınlarına seslenen Jilan Hami, "Her kadın, siyasi arenadaki varlığının kendisine bahşedilmiş bir ayrıcalık değil, kendi iradesiyle elde ettiği bir hak olduğunu bilmelidir. Her kadın, sesinin güç olduğunu, adımlarının etkili olduğunu ve karar alma mekanizmalarındaki varlığının yalnızca katılım değil, bir direniş, bir inşa ve bir özgürleşme eylemi olduğunu anlamalıdır. Kadınlar kimseye tabi değildir, bu dünyanın geleceğini yazmada tam ortaktırlar. Kadın devrimi, bilinci, gücü ve ilişkileri yeniden şekillendirecek ve herkes için özgür, demokratik ve adil bir topluma doğru yeni bir ufuk açacak bir insanlık devrimidir" ifadelerinde bulundu.