Av. Mariye Bildirici Borazan: Kadın katliamlarında yargı üzerine düşeni yapmıyor
Kadın katliamlarının önüne geçilememesinde yargının rolüne dikkat çeken Avukat Mariye Bildirici Borazan, “Bu ülkede uzun zamandır koruma kararları bir işe yaramıyor. Asıl problem, yargının üzerine düşen ‘önleyici’ gücü kullanmaması” dedi.
MEMİHAN HİLBİN ZEYDAN
Wan - Kadına yönelik şiddet ve cezasızlık politikasının şiddetin artışındaki rolü, her gün yaşanan acı olaylarla bir kez daha görülüyor. Kadınların şiddet öyküleri, onları ölüme götüren bu süreçte ihmaller zincirini gözler önüne seriyor.
Kadınların birden fazla başvuru ve koruma kararına rağmen katledilmeleri, Türkiye’de yargı sistemini de tartışmaya açıyor.
Kadın örgütlerinin verilerine göre; yalnızca 2026’nın Ocak ayında 22 kadın katledildi. 14 kadın ise şüpheli şekilde ölü bulundu. 2025 yılı boyunca ise en az 294 kadının erkekler tarafından öldürüldüğü, 297 kadının ölümünün “şüpheli” olarak kayıtlara geçtiği belirtildi.
Koruma kararları kadınları korumuyor!
Meliha Keskin, boşandığı erkek tarafından Erciyes Üniversite’sinde öldürüldü. Fail 2011'den bu yana Meliha Keskin'i tehdit etti. 50'ye yakın şikayet ve 80'den fazla koruma kararı ve iki kez elektronik kelepçe uygulamalarına rağmen fail Meliha’yı katletti.
Agirî’de 35 yaşındaki Güler Özkan, daha önce 7 kez karakola başvurduğu şiddet faili evli olduğu erkek tarafından katledildi.
Ankara'da cezaevinden izinli çıkan Recep Cengiz adlı erkek; annesini, çocuğunu ve boşanma aşamasında olduğu kadını öldürdü.
Şubat ayında ise sadece bir günde 6 kadın katledildi
İstanbul'da Filiz Şaban Gül boşanma aşamasında olduğu erkek tarafından katledildi. Gebze'de Aylin Polat'da hakkında uzaklaştırma kararı olan erkek tarafından katledildi.
Wan'da Gönül Alkan yine hakkında uzaklaştırma kararı olan erkek tarafından ateşli silahla öldürüldü. Osmaniye'de İlknur Koç boşandığı erkek tarafından katledildi. Aksaray'da Kübra Kılıç boşandığı erkek tarafından katledildi. Fail, Kübra'nın kuzeni Zeynep Ayaz'ı da ateşli silahla katledildi
Wan Barosu’ndan Avukat Mariye Bildirici Borazan, Türkiye’de kadına yönelik şiddet ve cezasızlık politikasını değerlendirdi.
‘Şiddetin artışı tek bir sebebe bağlanamaz’
Mariye Bildirici Borazan, “Şiddetin çok çeşitli sebepleri olduğunu düşünüyorum. Tek bir sebebe bağlanacak kadar net bir olay değil” diyerek, şiddetin her koşulda, her eğitim düzeyinde kadına yönelik artmaya devam ettiğini ve bunun da sorunu daha kompleks bir yerden değerlendirilmesi ihtiyacını doğurduğunu söyledi.
Mariye Bildirici, şiddetin artış nedenlerine ilişkin, “Bunun genel olarak erkeklik algısıyla ilişkilendirebiliriz. Ve erkeklik algısını doğuran, besleyen, belki yeniden yeşerten durumların varlığını konuşmalıyız” dedi.
‘Kanunlar yeterli ama uygulanmıyor’
Mariye Bildirici, kadın katliamlarının artışındaki önemli nedenin “erkekliği” besleyen sosyolojik algı, cezasızlık politikası ve “önleyici koruma tedbirlerinin eksikliği” olduğunu kaydetti.
Mariye Bildirici şöyle devam etti: “Yargıyı tek kollu bir yapı olarak düşünmemek gerekiyor. Yargı dediğimiz yapı aynı zamanda önleyici mekanizmalar da geliştirmek zorunda. Sadece cezalandırma yeterli değil, tarihin hiçbir döneminde sadece cezalandırıyor olmak bir suçu engellemek için yeterli olmadı. Asıl problem, yargının üzerine düşen ‘önleyici’ gücü kullanmaması. Kanunlar yeterli, dışarıdan biri bir kanunu okuduğu zaman ‘burada hiç suç işlenmiyor, kadına karşı şiddet yok’ diyebilir. Kadınlar, uzaklaştırma ve koruma kararları aldırabiliyorlar, barınma ihtiyaçları olduğu zaman bununla ilgili talepte bulunabiliyorlar, sığınma evlerine geçebiliyor, kimlik değiştirebiliyor... Birçok imkan var aslında. Ama uygulamada bunu maalesef bu şekilde göremiyoruz.”
Kayseri’e 80’den fazla koruma kararına rağmen katledilen kadını hatırlatan Mariye Bildirici, “80’e kadar gitmeye gerek yok, bir uzaklaştırma kararı olmasına rağmen katledilen, şiddete maruz bırakılan bir kadın görebiliyorsak eğer, burada o yapının nasıl ‘işlediğini’ konuşmamız gerekiyor” diye belirtti. Uzaklaştırma kararlarının etkin uygulanmasının kadınlar için “hayati önem” taşıdığını kaydeden Mariye Bildirici, Türkiye’de birçok kadının uzaklaştırma kararlarına rağmen hayattan koparıldıklarını söyledi.
Kanunların ve yasa koyucuların da eksikliğinin konuşulması gerektiğine işaret eden Mariye Bildirici, “Cezaevine gönderilen failler, arka planda ‘iyi hal indirimi’ ile erken bırakılıyor” dedi.
‘Sosyal devlet anlayışı ile hareket edilmeli’
Kadına yönelik her türlü şiddet ve ayrımcılığın en çok kadınların gündeminde olan bir sorun olduğunu vurgulayan Mariye Bildirici, “Kadın örgütleri her türlü mücadeleyi veriyorlar, sokaktalar, kurumlardalar, ama bu bizim tek başına yürütebileceğimiz bir şey değil. Biz kadınlar olarak haklarımızı söke söke alırız, ama bizim söke söke almamıza bile gerek kalmadan bir sosyal devlet anlayışı ile hareket ederek, bizden önce aksiyon alması gereken yapılar var” ifadelerine yer verdi.
‘Cezaevinden izinli çıkan erkek kadını katlediyor’
Cezaevlerinden izinli çıkan erkeklerin yeniden kadına ya da çocuklara yönelik suçlar işlediğini hatırlatan Mariye Bildirici, “Siyasi suçlar dışındaki alanlarda cezaevi izinleri söz konusu. Burada belki denetlemenin arttırılması gerekebilir. Ama özellikle şiddet suçları ile ilgili, en azından yaşama karşı olan suçlar bakımından denetleyici mekanizmaların geliştirilmesi, sadece bu ve buna benzer suçlar açısından ceza alan insanlar için izinlerin kısıtlı tutulması, belli yerlerle sınırlı olması, sosyal hayatın belli alanlarında olacak şekilde sınırlandırılması gibi uygulamalar getirilebilir” önerisinde bulundu.
‘Şiddet faili rehabilite edilmeli’
Mariye Bildirici, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Şiddet faili cezalandırmayla ya da bir yere kapatmayla çözülebilecek bir sorun değil. Devletin bize ‘biz kadın cinayetlerinden dolayı hükümlü bulunan bu şahsı rehabilite ediyoruz’ konusunda garanti vermesi gerekiyor. Çünkü bu failler bir süre sonra dışarı çıkıyor. Bu nedenle içeride kaldıkları süre boyunca sadece bir cezaevinde kalmış ve orada daha kötüleşmiş olmamaları gerekiyor. Devletin bize bunun garantisini vermesi gerekiyor. Biz henüz daha cezasızlık politikalarını konuşurken, bu bizim için bir lüks gibi görünebilir. Fakat bütün haklarımızı talep etmekten de hiçbir zaman geri durmamamız gerekiyor” sözlerini kaydetti.
‘Caydırıcı sistemler çok etkisiz ve atıl bırakılmış’
Mariye Bildirici, şu değerlendirmeyi yaptı: “Şiddet eğilimi olan, böyle bir risk teşkil eden biri için, caydırıcı olmayan kararlar işe yaramaz. Bir insanı öldürmeyi göze alan kişi 3 aylık bir hapis cezasından korkup onu öldürmekten vazgeçmez. Uzaklaştırma kararı dediğimiz şeyin gerçekten uzaklaştırabilmesi gerekir. Bu ülkede uzun zamandır koruma kararları bir işe yaramıyor. Elektronik kelepçe uygulaması var. Ancak bazen ‘elimizde yok’ diyerek takılmadığı oluyor. Temel problemimiz var olan ve işe yarayacak sistemlerin çok etkisiz ve atıl bırakılmış olması. Bugünden sonra öncelikle bunun değiştirilmesi gerekiyor.”
‘Medyanın dili şiddeti artırıyor’
Kadına yönelik şiddet ve katliamlarda medyanın kullandığı dilin de etkisinin olduğunun altını çizen Mariye Bildirici, “Hala haberler şiddeti gerekçelendiriyor. ‘Namus’ diye tabir edilen cinayetlerde bir dönem azalma yaşandı. Ama son dönemlerde tekrar bunun artmaya başladığını görüyoruz. Bunun sebeplerinin iyi düşünülmesi ve irdelenmesi gerekiyor. Halkımız televizyon dizilerinden, medya dilinden çok fazla etkileniyor. Küçük çocukların ellerinde oyuncak silahlar var, oyun oynarken ‘sen benim namusumsun’ diyorlar. Bu anlamda RTÜK’ün (Radyo Televizyon Üst Kurulu) ilginç bir politikası var. Kendi değerlerine aykırı olarak değerlendirdiği şeylerle ilgili hemen kısıtlama, yayından kaldırma kararları verebiliyor. Ama kadın cinayetleri ve kadına şiddetle ilgili yayınlarda gayet normal bir şey gibi bunu yaşatan, gösteren yayınlara karşı hiçbir aksiyon almıyor” şeklinde konuştu.
Mariye Bildirici, medyanın cinsiyetçi dilini şu sözlerle eleştirmeye devam etti: “Aşk cinayeti dediğiniz zaman o cinayeti romantize etmiş oluyorsunuz. ‘Ben aşkım için ölürüm, öldürürüm’ gibi bir yerden onu sempatik bir hale getirmiş oluyorsunuz. Ya da buna benzer ‘eşini başka bir erkekle görüp öldürdü, bir mesajlaşma gördü ve öldürdü’ bir haber dili cinayeti meşru gösterir. Medyanın bu dilden kurtulması gerek.”
‘Kadınlar ‘melek’ olmuyor, öldürülüyor’
Mariye Bildirici, katledilen kadın ve çocuklarla ilgili hazırlanan görsellerin yaşanan şiddetin boyutunu gizlediğini ifade ederek konuşmasını şu şekilde tamamladı: “Öldürülen bir kadının ya da istismara uğrayan bir çocuğun görsellerine kanatlar takılmış bir melek şeklinde paylaşılmaması lazım. Çünkü biz öldürüldüğümüzde, yüksekten atıldığımızda, istismara uğradığımızda kanatlanarak romantik bir evrene geçiş yapmış olmuyoruz. Biz öldürülmüş oluyoruz, bizim canımız yanmış oluyor, biz yok edilmiş oluyoruz. Geride bir hayat ve bir sürü hayal bırakmış oluyoruz. Bunun tüm gerçekliğiyle yansıtılması gerekiyor.”