Amed’de ‘Barış gazeteciliği’ tartışıldı: Görünmeyen hikayeler barışın anahtarı

Amed’de düzenlenen atölyede, barış gazeteciliğinin çatışma süreçlerindeki rolü tartışılırken, görünmeyen hikayelerin görünür kılınmasının toplumsal barış için kritik olduğu vurgulandı.

Amed – Amed’de Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu kapsamında düzenlenen “Barış gazeteciliği” atölyesinde, gazeteciliğin çatışma süreçlerindeki rolü ve toplumsal barışın inşasındaki önemi tartışıldı. Konuşmacılar, görünmeyen hikayelerin görünür kılınmasının, farklı kesimlerin birbirini tanıması ve empati kurulmasının barışın toplumsallaşması açısından önemli olduğuna dikkat çekti.

Forum kapsamında atölye düzenlendi

Amed Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu kapsamında, “Barış gazeteciliği” atölyesi düzenlendi. Amargi Kültür Sanat Derneği’nde düzenlenen atölyeye gazetecilerin yanı sıra birçok kişi katıldı. Moderatörlüğünü gazeteci Reyhan Hacıoğlu’nun yaptığı atölyede gazeteci Tuğçe Tatari ve Ercan İpekçi ise konuşmacı olarak yer aldı.

Tuğçe Tatari: Anlamak içsel bir sorgulamayla başladı

Atölyede ilk olarak konuşan Tuğçe Tatari, geçmişte Kürt sorununa dair farklı bir yaklaşım içerisinde olduğunu fakat yaşadığı iç sorgulamalar ve karşılaştığı hikayelerin bakış açısını değiştirdiğini söyleyerek, “Kürt meselesiyle kurduğum ilişkinin belirli bir kırılma anıyla başladı. Geçmişte meseleye dair sahip olduğum yaklaşım zaman içerisinde değişti ve bu kişisel bir sorgulama süreciyle şekillendi. Gerçekleşen bu dönüşüm aslında bir anda değil, yaşadığım iç hesaplaşmalar ve karşılaştığım hikayeler üzerinden gelişti. Geçmişte bir grup gerilla ile milletvekillerinin karşılaşması ve sarılması olayı yaşanmıştı. O dönem bununla ilgili bir yazı yazmıştım. ‘Milletvekili gerillayla sarılmak istiyorsa dağa gitmeli, Meclis’te yeri yok’ demiştim. Yazı son derece ilgi gördü, çok beğenildi. Sonuçta yazdığım yer de o düşünceyi besleyen, destekleyen bir çevreye sahipti. Okur kitlesi de büyük oranda aynı düşünce dünyası içerisindeydi. O dönem yazdığım metin çevresinden olumlu karşılık aldı. Ancak zaman içerisinde bunun kendi içimde farklı sorular doğurduğunu fark ettim. Ayrıca kendi iç sesim de tüm bunlarda etkili oldu” dedi.

‘Bir kitapla yüzleşme başladı’

Yazdığı bir metnin ardından kendi içinde sorgulama sürecine girdiğini belirten Tuğçe Tatari, “Ardından kimse yazıyla ilgili bir eleştiri yapmadı. Fakat ister istemez beni bir iç sorgulamaya yöneltti. Meseleyi bilmeden, anlamadan, tanımadan, hiçbir fikrin olmadan bu kadar büyük bir söylem kurmak doğru mu diye düşünmeye başladım. Çünkü bir konu hakkında güçlü cümleler kuruyorsunuz ama aslında o meseleye dair gerçek anlamda ne biliyorsunuz sorusu kafamda oluşmaya başladı. Bu sorgulamanın ardından karşılaştığım bir kitap benim için önemli bir dönüm noktası oldu. İşte tam da bu noktada Kürt meselesini anlamaya dair kişisel yolculuğum burada başladı. 90’larda Güneydoğu’da çocuk olmayı anlatan bir kitaba denk geldim. İşte bahsettiğim kitap bu. Kitabı okuduktan sonra aslında benim Kürt meselesini tanıma, anlama ve kişisel dönüşüm sürecim başlamış oldu. Çünkü orada çocukların yaşadıkları, onlara yaşatılanlar anlatılıyordu. Ben bir Türk olarak, batıda yaşayan biri olarak, orada yazılanların hiçbirini daha önce hayatımda duymamıştım, görmemiştim” ifadelerini kullandı.

‘Barış gazeteciliği bir sorumluluk’

Tuğçe Tatari, farklı yaşam hikayeleriyle karşılaşmasının yalnızca Kürt meselesine değil, kendi bakış açısına da yeniden bakmasını sağladığını aktararak, “İlk kez başka bir hayatla, başka bir çocuklukla karşılaştım. Aynı ülkenin içerisinde yaşayıp birbirimizin yaşadıklarından bu kadar habersiz olabilmemiz beni çok etkiledi. Aslında o noktada sadece Kürt meselesini değil, kendi bakış açımı da sorgulamaya başladım. Barış gazeteciliğini kendime bir misyon edindim diyebilirim. Aslında bu yeni bir şey değil. Dünyada uzun yıllardır çatışmaların çözüm süreçlerinde kullanılan bir gazetecilik pratiği. Ancak burada çoğu zaman küçümsenen, yok sayılan bir alan olarak değerlendiriliyor. Hatta bir meslektaşım bana ‘Barış gazeteciliği diye bir şey uydurdun’ demişti” sözlerine yer verdi.

‘Görünmeyen hikâyeleri görünür kılmak gerekiyor’

Bu noktada barış gazeteciliğinin önemine ve gerekliliğine dikkat çeken Tuğçe Tatari, barış gazeteciliğinin taraf olmakla değil, görünmeyen hikayeleri görünür kılmakla ilgili olduğunu ifade etti. Tuğçe Tatari, bugün yaptığı işin merkezinde insanların birbirine temas etmesini sağlamak olduğunu aktararak, “Şu anda hikayeleri, beni okuyan insanlara ulaştırmaya çalışıyorum. İnsanların aşamadıkları, içinden çıkamadıkları, yüzleşmedikleri meselelerle onları doğrudan karşı karşıya bırakmak istiyorum. Yazılarım da biraz bunun üzerine şekilleniyor. Ben kendi tercihimle Kürtlerin yaşadıklarını anlatmak üzerine yoğunlaştım. Bu Türk tarafında da yapılabilir. İnsanların birbirlerinin ne düşündüğünü öğrenmesi, birbirlerini tanıması açısından önemli olabilir. Keşke daha fazla kişi bunu yapsa. Çünkü insanlar çoğu zaman birbirlerini değil, birbirleri hakkındaki düşünceleri biliyor” diye kaydetti.

‘Barış, hikayelerin birbirine değmesiyle mümkün’

Barış gazeteciliğinin yalnızca belirli bir tarafı savunmak anlamına gelmediğini söyleyen Tuğçe Tatari, “Bunu illa çok güçlü bir sahiplenmeyle yapmak gerekmiyor. Tarafsız bir dil kullanarak da barışa hizmet edilebilir. Önemli olan insanların birbirlerini duyması ve birbirlerinin yaşadıklarını fark etmesi. Örneğin, bir asker annesiyle bir gerilla annesinin hikâyelerinin birbirine değmesi gerekiyor. Çünkü insanlar çoğu zaman kendi acılarını biliyor, karşı tarafın yaşadıklarını ise hiç duymuyor. Oysa birbirinin hikâyesini duymak empatiyi mümkün kılıyor. Aslında hepimize burada büyük görevler düşüyor. Bir şekilde inatla tarafları birbirlerine değdirmek gerekiyor. İnsanların birbirlerinden haberdar olmasını, birbirlerini anlamasını ve empati kurmasını sağlamak gerekiyor. Ben de şu anda elimdeki imkânlarla, sahip olduğum araçlarla bunu yapmaya çalışıyorum” şeklinde konuştu.

Ercan İpekçi: Bizi bağlayan meslek ilkeleridir

Ardından konuşan gazeteci Ercan İpekçi ise Kürtçe başladığı sözlerine Kürt Dil Bayramı’nı kutlayarak devam etti. Basın çalışmalarına dair Yargıtay’ın verdiği kimi kararları hatırlatan Ercan İpekçi, “Bizim için bağlayıcı olan meslek ilkeleridir. Kanunlar ve Yargıtay’ın belirlediği ölçütlerle kendimizi bağlı görürsek, biz barış gazeteciliği yapamayız. Biz kanunlara, yargı kararlarına saygı duyuyoruz ama bizi bağlayan meslek ilkeleri. O yüzden bu şekilde devam edeceğiz. Barış gazeteciliği özel ve dikkat gerektiren bir konu. Meslek ilkelerimizin başında gerçeğe saygı duymak varken, barış gazeteciliği için görünür olmayanı ortaya çıkarmaya gayret etmek, barış gazeteciliğinin gerekliliklerinden biri. Meslek ilkelerimiz ‘gerçeğe saygı duy’ diyor, Yargıtay da görünür gerçeklikle yetinmenin yeterli olduğunu söylüyor. Ama gerçeği göstermiyorsun ki, saklıyorsun. Sadece görünür gerçeklik meselesi değil, gerçekliği de göstermen gerekir” şeklinde konuştu.

‘Meslek ilkeleri ve insan hakları ihlal ediliyor’

Birçok basın meslek örgütünün barış gazeteciliği, hangi kavramların kullanılması ve kullanılan kavramların nasıl kullanılması gerektiği noktasındaki tanımlarını okuyan Ercan İpekçi, “Hem ulusal hem uluslararası meslek örgütleri bu meslek ilkelerini kabul etmişler. Biz gazeteciler gerçeklere saygı duyulmasını kendimize temel aldıysak, ayrımcılık yapılmasını yasaklamışsak o zaman bunlara hepimizin uyması gerekiyor. Meslek ilkelerine daha bağlı çok az sayıdaki yayın kuruluşu haricinde bu ilkeler sürekli olarak ihlal ediliyor. Bırakın barış gazeteciliği yapma gayretini, meslek ilkeleri bir kere ihlal ediliyor. Bununla birlikte insan hakları da ihlal ediliyor” diye belirtti.

‘Barış gazeteciliği sadece gazetecilerin sorumluluğu değil’

Barış gazeteciliğinin sorumluluğunun sadece gazetecilere düşmediğini, iktidarın, yargının ve emniyetin de buna uygun dil kullanması gerektiğini belirten Ercan İpekçi, iktidarın medya üzerindeki baskısına dikkat çekti. Ercan İpekçi, “Barış gazeteciliğinin bütün yükünü gazetecilere de yıkmayalım. Bizim elbette önemimiz var. Toplumu yönlendirme gücümüz de var. Bunun yollarından biri de örgütlü mücadele. Meslektaşlarımızın örgütlü mücadeleyi yürütecek bir dayanışma anlayışına kavuşmalarıyla bizim bu barışı sağlayabilmemiz mümkün. Kendi cephemizden barış mücadelesine destek verip diğer otoritelerin dilini değiştirme gücümüz olabilir” diye konuştu.

Gazeteciler yaşanan sorunlara dikkat çekti

Ardından konuşan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Selman Çiçek, barış gazeteciliği noktasında yürüttükleri çalışmaları aktardı. DFG Eşbaşkan Kesira Önel ise gazetecilerin Kürdistan kentlerinde yaşadığı engellemelere ve sorunlara işaret ederek, bunlara karşı ortak dil oluşturulması gerektiğinin altını çizdi. Mezopotamya Kadın Gazeteciler Derneği (MKG) Başkanı Roza Metina da kadın gazetecilerin yaşadığı sorunları aktararak, barışı savundukları için hedef haline getirildiklerine dikkat çekti.

Atölye soru-cevapla sona erdi

Atölye, konuşmaların ardından soru-cevap kısmıyla son buldu.