Alia Ramin: Pakistan-Afganistan savaşının bedelini halk ödüyor

Pakistan’ın Afganistan’a yönelik saldırılarında siviller yaşamını yitirirken, uzmanlar saldırıların arkasında bölgesel siyasi gerilimlerin bulunduğunu söylüyor.

BAHARİN LEHİB

Afganistan- Afganistan’da Pakistan’ın yürüttüğü savaş ve saldırılar, halkın kendi mücadelesi değil, ulusal bir direniş olarak görülüyor. Halkın ifadesiyle, savaş efendi ile paralı askerler arasında yürütülüyor. Afganistan tarihinde köktencilik ve aşırılıkçı partilerin kalıcı bir geçmişi bulunuyor. Ülkede darbe sonrasında başlayan karanlık dönem ve Rus işgali, ülkeyi derin bir kaosa sürükledi. Ülkenin dört bir yanında halk, elleri boş, aç ve olumsuz iklim koşullarına rağmen ulusal duygularla direnişe geçerken, Kabil ve diğer illerde ayaklanmalar başladı ve her biri kendi tarihini yazdı. Bu süreçte ABD, Suudi Arabistan, Pakistan ve İran işbirliğiyle Afganistan’da İslamcı köktenci partileri kurdu ve bu partilere en modern silahları ve kaynakları sağladı.

Halk, aç karınlarla ve elleri boş bir şekilde mücadele ederken, ABD’nin desteklediği köktenci partiler halkın arasına sızdı ve ideolojik olarak bölmeye çalıştı. Kukla hükümetler, Rusya ile işbirliği içinde aydınları, öğretmenleri, okul çocuklarını ve üniversite profesörlerini sistematik şekilde katletti veya ortadan kaybettirdi. Afganistan köylerinde, on dört yıl süren Rus karşıtı direniş sırasında, bölgelerdeki en sıradan okuryazarların bile köktenci partiler tarafından hedef alındığını görmek mümkün, bu durum, halkın mücadelesinin ne denli ağır bir baskı altında sürdüğünü ortaya koymaktadır.

Kendi hapishanelerini kurdular

İslamcı Parti lideri Gulbuddin Hekmatyar, köktenci ve aşırılıkçı partilerden biri. Sloganı, “Bir taraf alev (Afganistan’ın demokratları ve solcuları), diğer taraf Sovyetler ise önce alevi söndürün, sonra Sovyetleri” şeklindeydi. Bu partiler, Afganistan’da aydınları, demokratları ve Marksistleri hedef alarak öldürdü. Pakistan’ın Peşaver kentinde ise Gulbuddin Hekmatyar ve partisi, kendi hapishanelerini, işkence odalarını ve infaz alanlarını kurma izni aldı, burada insanları kaçırıp öldürme yetkisine sahip oldular.

Görgü tanıklarına göre, ABD, Pakistan ve Suudi Arabistan tarafından desteklenen Gulbuddin Hekmatyar, Peşaver’deki mülteci kampı aracılığıyla en çok yardım alan isimlerden biri oldu. ISI ve Pakistan hükümetiyle oluşturduğu komite, Afgan aydınlarının kaderini belirliyordu; nihai karar her zaman Gulbuddin Hekmatyar’a bırakılıyor ve ölüm cezalarını o veriyordu. Bu süreçte yüzlerce Afgan savaşçı, Pakistan’da Gulbuddin Hekmatyar tarafından kaçırılıp öldürüldü. Örneğin, Afganistan Devrimci Kadınlar Derneği (RAWA) lideri Mina, iki yoldaşıyla birlikte bu infazlarda hayatını kaybetti.

Katliamlar ve Taliban’ın kuruluşu

Rusların Afganistan’daki yenilgisi ve kukla hükümetlerin çöküşünün ardından, köktenci partiler 8 Mayıs 1992’de Kabil’e girdi. Kentte katliamlar düzenlediler, halkı hedef aldılar ve Afganistan’ın tüm mallarını yağmalayarak Peşaver pazarlarında sattılar. Pakistan sınırında yaşanan bu süreçte, çöken Afgan ordusundan kaçan binlerce kişi canını ve onurunu korumak için göç etti. Yetmiş yaşındaki annelerden yedi yaşındaki çocuklara kadar birçok kişi toplu tecavüz ve şiddetle karşılaştı; köktenci partilerin insanlık dışı uygulamaları böylece ortaya çıktı. ABD ve Pakistan, köktenci partiler arasından yeni bir grup oluşturmayı planladı ve bu süreçte Taliban kuruldu. Günümüzde Afganistan’da etkinliğini sürdüren ve uluslararası çapta tanınan Hakkani ağı, o dönemde Peşaver’deki yedi köktenci partinin liderlerinden biri olarak öne çıktı.

Hedef yine kadınlar oldu

Taliban, beş yıllık iktidarı boyunca Afganistan’ı, özellikle Kabil’i yıkıntılar içinde yönetti. Taliban öncesinde, 8. devrimci partinin kontrolündeki dönemde kadınlar zorunlu kıyafet giymeye zorlanıyor ve eğitim haklarından mahrum bırakılıyordu. Bu dönemde yaşanan hak ihlalleri savaş sırasında duyurulmadı, ancak Taliban cihatçı partilerle çatışmaya başladığında Kabil’e “kurtuluş melekleri” geldiği ilan edildi. Ancak “kurtuluş” olarak adlandırılan bu dönemde ilk hedef yine kadınlar oldu. Taliban iktidarının ilanıyla birlikte kadınlar üzerindeki baskılar hız kazandı ve şehirdeki sosyal yaşam ciddi şekilde kısıtlandı.

İhlaller belgelendi

Kadınların eğitim alma ve çalışma hakları tamamen ellerinden alınmıştı; ayrıca Şeriat kurallarına göre yanlarında bir erkek olmadan evlerinden çıkmalarına izin verilmedi. Kabil Stadyumu her Cuma adeta bir mezbahaya dönüşüyor, haftalarca cenazeler şehir ve illerin sokaklarında “başkalarına ders olsun diye” asılı kalıyordu. Bu dönemde, Razmina adlı kadın başka bir erkekle ilişki yaşadığı iddiasıyla Kabil’de Taliban tarafından katledildi. Fotoğraf ve video çekmenin suç sayıldığı ortamda, “anlatıcının” kahraman kadınları bu ihlalleri belgeleme cesaretini gösterdi. Medya yok denecek kadar sınırlıydı; bazı yabancı gazeteciler burka giyerek içeri girdi ve çoğu RAWA’nın işbirliğiyle belgeleri elde edebildi.

Taliban güçlendirildi

7 Ekim 2001’e kadar, ABD, 11 Eylül saldırılarının ardından Afganistan’a bombardıman uçaklarıyla girdi ve bir hafta içinde Taliban hükümetini devirdi. Ancak herkes, Taliban’ın tamamen yok edilmediğini, zamanla güç kazandığını ve geri döndüğünü hatırlıyor. 2005 yılına gelindiğinde demokrasi, özgürlük, adalet, kadın hakları ve terörle mücadele kavramları şekillendi; fakat çoğu sadece slogandan ibaretti. Yoksulluk, işsizlik, yolsuzluk, rüşvet, aile içi şiddet ve kadınlar, aydınlar ile sivil aktivistlere yönelik sistematik katliamlar geçen gün arttı. Taliban, Afganistan’a müdahil olan ülkelerin desteğiyle güçlenmeye devam etti ve Ağustos 2021’de Taliban iktidara geldi. Son yirmi yılda yargılanması gereken köktenciler en yüksek makamlarda oturdu ve para biriktirerek, demokrasi adı altında halkın kanını emdiler.

Pakistan’la gerilim

Birkaç ay önce Pakistan, bombardıman uçaklarıyla Kabil ve bazı illere saldırdı. Saldırılarda çok sayıda sivil yaşamını yitirdi, yaralandı ve evlerini kaybetti. Halk bilgi talep ettiğinde, Taliban hükümeti Kabil’de bir yakıt tankerinin alev alıp patladığını açıkladı. Ancak görgü tanıkları bu açıklamayı yalanladı ve Taliban onaylı medya dışında kimsenin olayı haberleştirmesine izin verilmedi. Yerel halk, cep telefonlarıyla çektiği video ve fotoğrafları dijital medyada paylaşarak durumu belgelerken, Taliban hükümeti önceki açıklamalarına rağmen sessiz kaldı. Aynı zamanda Pakistan hükümeti, Kabil ve diğer bazı illerdeki Pakistan Taliban güçlerinin mevzilerine saldırdığını ve liderlerinden birini etkisiz hale getirdiğini duyurdu; ancak bu iddianın doğruluğu sorgulandı.

En büyük kaybı halk verdi

2 Şubat gecesi Pakistan savaş uçakları, Nangarhar ve Paktika illerine hava saldırıları düzenledi. Nangarhar’da 18 kişi yaşamını yitirdi; bunlardan 15’i aynı aileye aitti. O geceden itibaren Kabil, Nangarhar, Kunar, Panjshir, Kapisa, Khost, Paktia ve Kandahar’da tekrarlanan askeri saldırılar gerçekleşti. Saldırılarda siviller evlerini ve geçim kaynaklarını kaybetti, birçok kişi yaşamını yitirdi veya yaralandı. Dijital medyada yaşananlar farklı perspektiflerden paylaşıldı: Halk sivillerin katledilmesinden, Taliban Pakistan askerlerinin kayıplarından, Pakistan ise Taliban askerlerinin öldürülmesinden söz ediyor. Ancak bu süreçte en büyük kayıpları, yoksulluk ve işsizlik içinde yaşayan Afganistan ve Pakistan halkı verdi. Pakistan hükümeti ile Taliban arasındaki anlaşmazlıklar, ailelerinin tek geçim kaynağı olan insanların yaşamına mal oldu. Afganistan ve Pakistan arasındaki sınır bölgelerinde çatışmalar hala devam ediyor ve sivillerin güvenliği ciddi şekilde tehdit altında bulunuyor.

Uzmanlar, konuyu şöyle değerlendiriyor: “Pakistan’ın kuruluşundan bu yana Hindistan ile sürekli anlaşmazlıklar yaşanıyor. Şimdi Pakistan tarafından desteklenen Taliban hükümeti Hindistan’a diplomatik ziyaretler gerçekleştiriyor. Bu durum Pakistan yönetimini tedirgin etti. Afganistan’da Tehreek-e-Taliban Pakistan’ın (TTP) varlığını gerekçe göstererek bölgeye saldırılar düzenlediler.”

Afganistan halkı ise, “Cebinizde yılan taşırsanız, sonunda hayatınız için bir tehdit haline gelir” sözleriyle yaşanan süreci yorumluyor. Taliban saflarındaki bazı isimler ise saldırıların nedeni ve Taliban ile Pakistan arasındaki ayrışmanın nedenlerini netleştiremediklerini belirtiyor. Taliban komutanlarından Mevlevi Fazal Ahmed, “Amerika ve Pakistan bizi yarattı, cihatçı partileri de onlar oluşturdu; peki şimdi neden bize saldırıyorlar? İktidarı yeniden ele geçirdiğimizde ya tüm savaş teçhizatını ve uçakları imha ettiler ya da önceki hükümeti de beraberlerinde götürdüler. Pakistan hükümetinin sahip olduğu orduya, silahlara ve tesislere sahip değiliz” açıklamasında bulundu.

‘Milletimi özgürleştirmenin tek yolu suçlulara karşı savaşmak’

Pençşir vilayetinde sivil toplum ve kadın hakları aktivisti Alia Ramin, Pakistan’ın Afganistan’a yönelik saldırılarına ilişkin, “Afganistanlı bir kadın olarak, milletimin acısını kemiklerime kadar hissediyorum. Özellikle kadınlar ve çocuklar bu saldırılarda mağdur olmaya devam ediyor. Ancak Taliban liderlerinin ailelerinden birinin öldürüldüğünü ve böylece halkın acısını anlayabildiklerini gösteren hiçbir örnek görmedim. Ne Taliban ne cihatçılar ne de önceki hükümetin kaçan teknokratları sözleriyle halkın acısını hafifletebilir. Nangarhar saldırısında tüm ailesini kaybeden bir çocuğun yaşadığı yıkımı, gözlerindeki umutsuzluğu ve Taliban yönetimindeki bu toplumda onu bekleyen geleceği anlamıyorlar. Halkımı özgürleştirmenin tek yolu, her ırktan, her inançtan, her isimden ve her cinsiyetten yerli ve yabancı suçlulara karşı savaşmaktır. Liderlik de kadınların elinde olmalıdır. İşte o zaman milletim gerçek özgürlüğün ve barışın tadına varacak” dedi.