Akademisyen Bêxal Ebubekir: Bireyi ana dilinden koparmak kültüründen koparmaktır
21 Şubat Dünya Ana Dil Günü vesilesiyle konuşan Süleymaniye Üniversitesi akademisyeni Bêxal Ebubekir, ana dilin yalnızca iletişim aracı değil; kimlik, kültür ve toplumsallaşmanın zemini olduğunu vurguladı.
HELÎN EHMED
Silêmanî - Dil, bir halkın hafızasıdır; duygu, düşünce ve dünyayla kurduğu ilk bağdır. Kürtçenin ana dil olarak taşıdığı bu anlam, 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü’nde bir kez daha gündeme gelirken; Süleymaniye Üniversitesi İngiliz Dili Bölümü’nden Dr. Bêxal Ebubekir, Kürtçenin yalnızca ev içinde konuşulan bir dil değil, “varoluş ve aidiyet” meselesi olduğunu söylüyor. Bêxal Ebubekir, ana dilden koparmanın bireyi kültüründen koparmak anlamına geldiğini belirterek, asıl mücadelenin ailede başladığını; medyanın, eğitim kurumlarının ve kültür politikalarının da bu süreçte belirleyici rol oynadığını ifade ediyor.
‘Kürt Dili Bölümü ana dile çok önem veriyor’
“Burada öğrencilere Kürtçeyi sevdirmemiz gerekir” diyen Bêxal Ebubekir şöyle devam etti: “Üniversite öğrencileri arasında hepsi aynı değil; durum bölümlere göre değişiyor. Kürt Dili Bölümü ana dile çok önem veriyor. Bulunduğum bölümde öğrencilerin her ne kadar bölümleri İngilizce olduğu için yabancı kültüre daha fazla derinleşseler de; daha çok İngilizce şiir ve edebiyat okusalar da; biz öğretim görevlileri olarak onlara bu tarafı da unutmamaya sürekli teşvik ediyoruz. Çünkü ikinci bir dili öğrenmek istiyorsan ana dilini çok iyi bilmen, kullanman ve onda derinleşmen gerekir. Örneğin çevirmen olmak istediğinde, İngilizcede bir kelimeyi bilmiyor ve Kürtçedeki karşılığını bulamıyorsan kelime kelime çeviri yapamazsın; çeviri yaparken büyük hatalara düşersin. Ana dilimizde yetkin değilsek diğer ülkelerin kültürünü de doğru anlayamayız. Bu nedenle onları teşvik ediyoruz. Benim gözlemim şu: devlet üniversiteleri bu açıdan daha iyidir; özel üniversitelerin bir kısmı ve eğitim dili tamamen İngilizce olanlar bu alanda daha zayıf kalabilir. Yükseköğretim Bakanlığının kararıyla birinci sınıfta “Kürdoloji” dersi var; fakat ne yazık ki sadece bir dönem, iki-üç ay sürüyor ve birkaç dersten ibaret. Burada öğrencilere Kürtçeyi sevdirmemiz gerekir. Kürtçe olmayan uzmanlık alanları bile buna ihtiyaç duyar; çünkü Kürt toplumunda yaşıyorlar ve Kürtlerle muhatap oluyorlar. Bir kişi mühendis, doktor ya da avukat olduğunda Kürtlerle çalışır; bu yüzden Kürtçeye ihtiyacımız var.”
‘Dilimiz çok zengindir; diğer dillerden daha az değildir’
Kürtçenin zengin bir dil olduğunu söyleyen Bêxal Ebubekir, “İnternette Kürtçe bir terimi aradığımda, Kürt dili üzerine İngilizce yazan uluslararası araştırmacı ve akademisyenlerimizi görmek beni çok mutlu ediyor. Kültürümüzü ve dilimize ilişkin bilgiyi başka dillere taşıyabilmek çok iyi bir şey. Dilimiz çok zengindir; hatta daha fazla olmasa bile diğer dillerden daha az değildir. Dilbilim açısından hiçbir dil diğerinden üstün değildir; hatta onu sadece 100 kişi konuşsa bile. Çünkü o 100 kişinin birbirini anlamasına yarar. Tüm dillerde farklı ağız ve lehçeler vardır; ancak diğer diller bir standardı kabul etmiş ve birçok konu o standartla yürütülmüştür. Ana dil geri plana itilmemelidir; eğitimde önce ana dil öğretilmelidir, başka diller değil. Çünkü daha sonra kişi başka dilleri de öğrenebilir. İngilizceyi, Kürtçeye hizmet etmek için bir fırsata dönüştürebiliriz. Eğer çocuk ana dilinden koparsa kültürünü derinlemesine anlayamaz; şiirimizi, kasidelerimizi kavrayamaz; Nalî’yi, Salim’i ve Kürtçeyi tanıyamaz. Önceki kuşaklar edebiyat yoluyla o güzel kültürü bize taşıdı; biz de onu koruyabilmeliyiz” şeklinde konuştu.
‘Ana dil için anne-babanın çocuk üzerindeki etkisi vardır’
Bêxal Ebubekir, ana dilin kültürleştirme ve toplumsallaştırma sürecinde çok büyük bir rolü olduğunu vurgulayarak, şu ifadelere yer verdi: “Bu yüzden İngilizce hem Kürtçeyi ilerletmek için bir fırsat hem de Kürtçe için bir tehlike olabilir. Küresel bilgi ağında Kürtçeyle tanışabilsinler ve Kürtçe üzerinden insanlığa hizmet edilebileceğini bilsinler. Elimde istatistik ve araştırma olmadan tüm okullar ve özel üniversiteler hakkında konuşamam; çünkü aralarında farklar var. Bazı özel okullar İngilizce yanında Kürtçeye de önem veriyor; bu çok iyi bir şey. Geçen yıl, dördüncü sınıftan iki öğrenciyle iki okul arasında bir araştırma yaptık. Anketimiz, Kürt dili, kültürü ve lehçelerine ne kadar aşina oldukları üzerineydi. Sorulara “dirwêne”, “bûkê be beranê”, “genme kutaw”, “gozebane” gibi bazı yemek isimlerini de eklemiştik. Sonuçlar, İngilizcenin Kürt dili ve kültürü üzerindeki etkisini gösterdi. Seçtiğimiz okullar, Kürt dili, kültürü ve bayramlarına önem veren yerlerdi; buna rağmen oranlar yerden yere değişebiliyor. Ailenin, annenin ve babanın Kürtçeye ne kadar önem verdiği ve onu ne kadar kutsal gördüğü, çocukların da Kürtçeye aynı şekilde bakmasını belirler. Tersi olursa; ‘Kürtçe bilim dili değil, dışarıda da İngilizce okuyacaksın’ denirse çocuklar da öyle olur. Birinci derecede eğitim ailede başlar: çocukların dile, lehçeye ve Kürt adlarına önem vermesi; Kürt kültürüne karşı duyarlı olması; Kürtçe atasözleri, öğütleri, güzel normları ve farklı coğrafyalarımızın adlarını tanıması… Bu önem ailede başlar; sonra eğitim aşamasına gelir ve okulun rolü devreye girer.”
‘Medya kurumlarının hangi dili ve hangi terminolojiyi kullandığı bilinmelidir’
Medya kuruluşlarının, kurumların, hatta camilerin rolüne de değinen Bêxal Ebubekir, “Bu süreç, toplumun tüm katmanlarında rol oynayan kapsamlı bir konudur. Hatta hükümetin kültür politikası düzeyinde bu meseleye önem vermesi gerekir. Medya kurumlarının hangi dili ve hangi terminolojiyi kullandığı bilinmelidir; çünkü toplum üzerinde doğrudan etkisi vardır. Medya kurumlarında hissettiğimiz farklılıklar da var; her kurum kendine özgü bir terminoloji ve ifade biçimi belirlemiş. Bu da, dilin ulusu birleştiren etkenlerden biri olmasına rağmen, bizde bir dağınıklık hissi oluşturuyor. Çünkü dil ulusal duygu yaratır; kişi o coğrafyada yaşamasa bile… Örneğin diasporadaki Kürtlerin Newroz’da, bayramlarda ya da felaket ve saldırı anlarında—Rojava Kürdistan’a yönelik saldırı gibi—sokaklara çıkmalarına bakın: Bize aynı ulusun parçası olduğumuzu hissettiren dil ve bayraktır. Dile bağlılık ve aidiyet duygusu böyle oluşur. Eğer sonraki kuşakların bu duyguyu taşımasını istiyorsak sorumluluk almalıyız. Birden fazla dil öğrenmelerini destekliyoruz; ama bu, ana dil pahasına olmamalı. Ana dili koruyarak diğer dilleri öğrenmeliler.
Bir başka strateji asimilasyondur: kişi kendi dil ve kültürünü unutur, başka bir dil ve kültürü öğrenir. Bir diğeri ayrıştırmadır: sanki iki dilin hiçbir bağlantısı yokmuş gibi hisseder; oysa aralarında birçok ortak nokta vardır. Dilbilim alanında İngilizce hakkında yapılan araştırmaların benzerleri Kürtçe için de yapılabilir; İngilizcede olup Kürtçede olmayan bir şey yoktur. Neyse ki Süleymaniye Üniversitesi Kürt Dili Bölümü’nde büyük ilerleme var; Kürtçe üzerine birçok farklı araştırma yapılmış ve gelişmiş yöntemler Kürtçeye uygulanıyor. Bu, Kürtçenin gelişimi ve iki dilin uyumlandırılması açısından olumlu bir noktadır. Dördüncü strateji marjinalleştirmedir: kişi yeni bir dil öğrenirken ana dilini geri plana iter. İç dünyasında bir çatışma oluşabilir: dışarıda ‘İngilizce önemli’ denir, evde Kürtçe konuşulur. Oysa bize özgü birçok gelenek ve kültür var; o halde neden başka bir ulusun kültürünü kullanayım?” ifadelerine kullandı.
‘Komşu devletler Kürt dilini ve Kürt ulusunu silmek için Kürtlere yönelik soykırımı sürdürüyor’
Bêxal Ebubekir konuşmasının sonunda şuna dikkat çekti: “Kürtler, Sykes-Picot anlaşmasıyla Kürdistan parçalarına bölündüğünde Kürtlerin başına öldürücü bir darbe indi. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde eşit haklardan söz edilse de Kürtler Kürdistan’ın tüm parçalarında katliam ve soykırımla yüz yüze kaldı. Dil, kültür ve gelenek farklılıkları hak ve sorumluluk bakımından eşit olmalı; ancak komşu devletler Kürt dilini ve Kürt ulusunu silmek için Kürtlere yönelik soykırımı sürdürmektedir. Dil farklılığı insanların onurunu azaltmamalıdır. Sykes-Picot ile Kürdistan parçaları arasında ayrım yaratıp uluslar ve diller arasında bölünme oluşturuldu; amaç Kürtleri parçalar üzerinden yok etmekti. Oysa dış ülkelerde vatandaşlık devleti vardır; tüm diller, dinler ve uluslar eşit görülür. Fakat bu politika Ortadoğu için meşru görülmüyor. Bölge halkları da öyle bir oyuna düşmüş ki Kürtleri Kürtlere karşı kullanıyorlar. Ana dilimize yönelik engeller çoktur. Umuyorum ki bu yıl ana dilimiz küresel bir dil haline gelebilir ve kuşaklarımız birlik içinde, ülke ve geleceği parlak bir yaşam sürebilir.”