Abdullah Öcalan’dan 8 Mart mesajı: Kadın özgürlüğü sosyalizmin temelidir
“Özgür Kadın Bildirisi” yayımlayan Abdullah Öcalan, kadınların tarihsel köleleştirilmesine karşı özgürlük mücadelesinin büyütülmesi gerektiğini vurgulayarak, demokratik toplum sosyalizminin temelinde kadın özgürlüğünün bulunduğunu belirtti.
Haber Merkezi – Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla “Özgür Kadın Bildirisi” başlıklı bir mesaj yayımladı. Kadın sorununun günümüzün en temel toplumsal meselesi olduğunu belirten Abdullah Öcalan, demokratik toplumun ve sosyalizmin inşasının kadın özgürlüğü temelinde mümkün olacağını ifade etti.
Abdullah Öcalan’ın “Özgür Kadın Bildirisi” şu şekilde:
“Gerek 27 Şubat 2025 ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’ gerekse de Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu, kadın özgürlüğünü sosyalizmin temel konusu olarak işlediği gibi güncel çözümünü de bütün toplumsal sorunların çözümünün zemini haline getirmiştir.
Özgür kadın sorunu günümüzün en can alıcı sorunudur. Demokratik topluma ulaşmanın, sosyalist olmanın temel koşulu kadın ile kurulan demokratik, eşit ve özgür ilişkidir. Gerek Demokratik Modernite paradigması ve gerekse de Jineoloji ile geliştirdiğimiz kavramsal ve kuramsal çerçeve temelinde bu konuda önemli bir başlangıç yapılmıştır. Ancak bunun pratik politikası, yani inşası temel sorumluluk ve görev olarak önümüzde durmaktadır.
Kadın açısından tarih, şimdi ve gelecek ilişkiselliğinin doğru kurulması önemlidir. İnsanlık tarihinde ana-kadının inşa gücüyle toplumsal yaşam mümkün olmuştur. Kadının inşa gücü insanın toplumsallaşmasına yol açmıştır. Bu noktada en önemli husus insanlık inşasının kadın tarafından ve komünal temelde gerçekleşmesidir. Bu husus oldukça önemlidir ve dolaysız olarak günümüzün ve geleceğin kadın özgürlüğüyle bağlantılıdır. Hem kadının köleleştirilmesinin bilince çıkarılması hem de şimdi de ve gelecekte özgür kadının inşası açısından bu iki nokta önemlidir. Bununla birlikte, toplumsal sorunun nasıl başladığı da iyi anlaşılmalıdır. Kadının anacıl toplumu komünal temelde nasıl inşa ettiği; ardından kastik katil olan avcı erkeğin anacıl toplumu nasıl yardığı ve böylece hem kadının hem de toplumun kölelik tarihinin nasıl başladığı, bilince çıkarılmadan özgür kadın yaratılamaz.
Anacıl toplum kadın toplumudur. Kastik katil tarafından anacıl toplumun yarılması ve adına devletli uygarlık dediğimiz kentli, sınıflı ve devletli sürecin başlaması kadının köleleşmesinin ifadesidir. Buna karşın demokratik komünalist uygarlık ve Demokratik Modernite anlayışıyla, anacıl toplumda kaybedilen tüm değerleri yeni toplumun, uygarlığın ve modernitenin temeli haline getirmek esas çıkış noktamızdır. Bundan hareketle doğru bir sosyalizm tartışması, buna sosyalizmin güncellenmesi de diyebiliriz-reel sosyalizmin aşılmasının da doğru yoludur. Reel sosyalist teoride toplumsal sorunların doğru konulmayışı, anacıl toplumun doğru formüle edilememesi, buna dayalı olarak gelişen devletçi uygarlığın da doğru çözümlenememesine neden olmuştur. Eleştirel bir bakışla ve tarihsel sosyolojiye dayalı çözümleme doğru temelde geliştirilirse, K. Marx’ın meta çözümlemesinden daha derin ve çarpıcı sonuçlara ulaşılacaktır. Geliştirdiğimiz demokratik toplum sosyalizmi bu temel eleştiriye dayanmaktadır. Dolayısıyla Manifesto’daki eleştiri ve ona yönelik geliştirilen çözüm oldukça değerlidir. Geliştirdiğimiz Demokratik Modernitenin üçlü sacayağı olan kadın özgürlüğü, ekolojik ve antikapitalist demokratik sosyalist toplum inşa edildiği oranda doğru sosyalist çıkıştan bahsedilebilir. Dünya sosyalist hareketi ve anti-kapitalist hareketler için de ancak bu temelde yeni bir manifesto geliştirilebilir; yeni bir demokratik toplum sosyalizmini ve bunun doğru örgüt ve mücadele anlayışını oluşturabilirler.
Marx’ın ve Marksistlerin kapitalizmi artı-değer, meta ve metalaşma üzerinden çözümlemeleri, son iki yüz yıllık deneyimde sınırlı bir kapitalizm tahliline kapı aralamış ancak uzun vadede sosyalizmin pratikteki başarısızlığına neden olmuştur. Nasıl ki bilimsel sosyalizm, ütopik sosyalizmin aşılmasıyla oluştuysa; şimdi ütopik sosyalizmin ve reel sosyalizmin yetersizlikleri, açmazları, yanlışları çözümlenerek demokratik toplum sosyalizminin teori ve pratik esasları oluşturulabilir.
Kadın için ‘metaların kraliçesi’ tanımını geliştirdik. Marx’ın kapitalizm çözümlemesi meta üzerinden bina edilmiştir. Kapitalist sistemde kadın gerçek anlamda metaların kraliçesi haline getirilerek, sistemin üretici unsuru kılınmıştır. Dolayısıyla meta yerine, metaların kraliçesi haline getirilen kadının konumunun çözümlenmesi, kapitalizmin anlaşılması için en doğrusu olacaktır. Sosyalizm teorisi de ancak bundan sonra gerçekçi bir biçimde yapılabilir. Herhangi bir metayı değil, kraliçe meta olarak kadını çözümlemek gerekir. Marx’ın kapitali teorik bir soyutlamayla anlaşılır kılma çabasına benzer bir çabayı metaların kraliçesi olarak kadın üzerinden gerçekleştirmek sistemi tanımlamak için gerekli hale gelmiştir. Çünkü kadının metalaştırılması ve giderek metaların kraliçesi haline getirilmesi, sorunun başlangıcıdır.
Barış ve Demokratik Toplum Manifestosu’nda bu görevi ifa etmeye çalıştık. Manifesto, metaların kraliçesi olarak kadın sorunsallığını esas almaktadır. Bunu dile getirirken sadece işin edebi ya da siyasi boyutlarını ifade etmiyoruz; kadının gerçek anlamda bir meta haline dönüştürülmesinin anlaşılmasını istiyoruz. Devletli sistemde kadın bir maldır, hem de malların kraliçesidir. Çünkü vücudunun her bir parçası ayrı ayrı metalaştırılmış bir metadır; sömürü, yabancılaşma ve düşürülme mekanizmasının başlangıç noktasıdır ve komünal toplumu yeniden var etme potansiyeline sahip en büyük ‘tehlike’dir.
Metaların kraliçesi, en değerli meta demektir. İhtiyaç duyulduğunda bir aşk, sevgi veya arzu nesnesi; ihtiyaç kalmadığında vahşice katledilen bir varlıktır. Katillerin çoğunlukla ‘kara sevdalı’ aşıkları, babaları, erkek kardeşleri olması da trajedinin bir başka boyutunu gösterir. Kadın, katilinin hayatına dokunmuş, onu sevmiş, onunla aynı yaşamın içinde bulunmuştur. Etrafı bu derece ölümle kuşatılmış olan kadın, ayakta kalabilmek için erkeği idare sanatında ustalaşmak zorunda bırakılmıştır. Bu da trajedinin bir başka boyutudur.
‘Kadın cinayetleri’ esasta kadın soykırımıdır
Adına ‘kadın cinayetleri’ denilen bu cinayetler silsilesi, esasta bir kadın soykırımıdır. İlhamını kastik katilin tarihin başlangıcındaki uygulamalarından alır. Komünal topluluğu gasp eden kastik katil erkekleri öldürür, çocukları ve kadınları esir alır. Çocuklar köle olarak yetiştirilirken, kadınlar alınıp satılan bir zevk nesnesi, bir hizmetli köle haline getirilir. Direnen veya işe yaramayanlar ise acımasızca katledilir. Erkeğin bilinçaltı, kadının bu düşürülme durumunu meşrulaştırarak günümüze kadar yaşatmıştır. Kadını ezerken, öldürürken, bir nesne gibi kullanırken ne yaptığını sorgulamaz; yaptıklarını bir hak olarak görür. Kastik katil zihniyeti budur. Kadınların bu zihniyeti iyi tanımaları, anlamaları ve buna göre bir yaşam gerçekliğine ulaşmaları gerekir.
Manifesto’da sınırlı da olsa bunun teorik çözümlemesi girişimimiz olmuştur. Esas olarak konuyu sosyal bilimin temel sorunu haline getirmek gerekir. Doğru bir sosyoloji, kadın sorunsalını esas almak durumundadır. Hatta doğru bir sosyalizm tamamıyla kadın sorunsallığından yola çıkmak zorundadır. Kadın sorunsallığından yola çıkmayan bir sosyalizm gerçek anlamda özgürlük, eşitlik ve demokrasi sosyalizmi olamaz. Eğer şimdiye kadar ki bütün özgürlük sorunları yarım kalmış, başarısızlığa uğramışsa; bireysel özgürlükten ulusal özgürlüğe kadar halen en temel sorunlar tartışma konularıysa; bunun temel nedeni kadına dayalı özgürlükçü çıkışların, özgürlüğün temel zemininin, dolayısıyla kadına dayalı toplumsal özgürlük zeminin esas alınmamasıdır.
Şimdiye kadar özellikle erkek egemen tarih, kadının varlığını, ontolojisini, sorunsalını gözardı etmiş, bir varlık olarak dahi onu bütün tarihsel içeriğinden soyutlamıştır. Mitolojide, felsefede, dinlerde, bilimde ve toplumsal kurumlarda kadın görünmez kılınmıştır. Özgürlükler çağı olarak lanse edilen modernite dahil, bütün tarih boyunca kadın, adı var kendi yok konumunda bir dışlanmayla karşı karşıya tutulmuştur. Bu durumu Jineoloji ile aşmak istedik. Bir kadın kurtuluş ideolojisi olarak Jineoloji, akademik dünyada, dünya ilerici basınında yoğun olarak tartışıldı ve katkılarla zenginleştirildi. Bu konuda epey mesafe alındığından söz edilebilir. Kesinlikle doğru bir başlangıç yapılmıştır. Ancak bunu sadece doğru bir başlangıç olarak görmek gerekiyor. Başlangıçtaki doğru adımın somutlaşması ve derinleştirilmesi bundan sonraki pratik politikayla yapılabilecektir.
Teorinin pratikleşmesi de komünleşmedir
Şüphesiz sorunu teorik olarak ortaya koymak çok değerli ve gereklidir. Ancak teorik doğruların pratik çözümünün de doğru esaslarda gerçekleştirilmesi özgür ve onurlu yaşamın olmazsa olmazıdır. Teorinin pratikleşmesi de komünleşmedir. Özgür ve onurlu yaşam ancak yaşamın her alanında komünler inşa etmekten geçmektedir. Kadın ve dolayısıyla toplumun gerçek özgür yaşamı, kadının inşacılığına, öncülük ettiği komünleşmeye bağlıdır. Kadın komünlerinden tutalım toplumun ekonomi, sağlık, eğitim, dil, kültür, ekoloji vb. yaşamın tüm boyutlarında kadının inşacılığı olmazsa olmazdır. Kadın insanlığın ilk toplumsallaşma sürecinde anacıl komünal toplumu inşa ettiği gibi, bunun güncellenmesi olan yeni komünleşmeyi de günümüzde gerçekleştirebilir. Dolayısıyla komünal inşa esas olarak kadının sorumluluğu olmak durumundadır.
Manifestonun temel felsefesi böylesi bir yaklaşımı esas almaktadır. Demokratik Uygarlık Paradigması’nda jineoloji ve ona dayalı çözüm yolları doğru şekilde ortaya konulmuştur. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde yeni sosyalist çıkış olan Demokratik Toplum Sosyalizminin ve yeni enternasyonalin olumunda kadının sorunsallığını ve özgürlüğünü esas almak başarı için gereklidir. Her ülkenin somutuna göre program ve örgüt inşasının çıkış noktası olması hayatidir.
Kendi koşullarımızda halkımız için sürdürdüğümüz varlık ve özgürlük mücadelesinde, diğer bir deyişle Demokratik Modernite anlayışımızda bunu temel bir köşe taşı, üçlü bir sacayağı olarak güncelleştirmiş bulunuyoruz. Bu konuda verilen büyük mücadele ve ortaya çıkan pratik oldukça değerli ve tarihseldir. Kesinlikle devrimsel çalışmamızın, çabalarımızın en önemli özgürlük değeri özgür kadındır. Kadın artık metaların kraliçesi değil, özgürlüğün tanrıçası olarak, güncellenmiş ve gerçekleşmeye doğru yüz tutan özgürlüksel yaşamla karşı karşıyadır. Metaların kraliçesi olarak harcanan binlerce yıllardan sonra, özgür yaşamın tanrıçası olarak gelişmek çok soylu, değerli bir gerçekleşmedir.
Önümüzdeki dönemde bu tarihi soylu gerçekleşme her şeyin temeli olarak inşa edilmek durumundadır. Tam da burada ‘Jin Jiyan Azadî’ felsefesini anmak gerekmektedir. Bu felsefenin temelinde yer alan çıkışımızı daha da somutlaştırmak, yaşanılır kılmak tüm kutsiyetlerin, özgürlüksel siyasi çıkışların, hatta tüm güncel sorunların çözümünün temelini oluşturmaktadır. Bu konuda alınan mesafeye oldukça değer vermek gerekir. Önümüzdeki yüzyılın kadın için bir özgürleşme yüzyılı olması yolunda elimizden gelen tüm çabayı sergilememiz gerektiği açıktır.
Reel sosyalizme dair bir özeleştiri olarak Demokratik Toplum Sosyalizmini, buna dayalı yaşamın güncel hali olarak özgür tanrıça mücadelesini selamlıyorum. Bu kutsal yürüyüşün her geçen gün daha da başarıyla gelişme sağlayacağına inanıyorum. Bu düşüncelerle 8 Mart Dünya Özgür Kadın Mücadelesini selamlıyor ve bu mücadelede yer alan tüm kadınlara başarılar diliyorum.
8 Mart 2026
Abdullah Öcalan”