‘Şehitlerin kanıyla aydınlanan bir yoldan nasıl geri dönebiliriz?’

Üç kibrit çöpüyle Newroz meşalesini yakan Mazlum Doğan’ı anan Mahbouba Botan, “Kararlılığımızı, bedenini Newroz için meşaleye dönüştüren şehit Mazlum Doğan’dan alıyoruz. Şehitlerin kanıyla aydınlanan bir yoldan nasıl geri dönebiliriz?” dedi.

SİLVA EL-İBRAHİM

Kobanê - On yıllardır yasaklara ve baskılara rağmen, Newroz sadece bir bayram olmanın ötesine geçerken, direnişin alanı ve susturulmayı reddeden bir kimliğin sesi haline geldi. Kürt hafızası, dışlanmaya direnen hikayeleri hatırlarken, Suriye’deki mevcut siyasi durum, bu kimliğin geleceği ve yasal olarak nasıl güvence altına alınacağı konusunda yeni sorular ortaya çıkarıyor. Newroz, tarih, mit ve mücadeleyi birleştirerek Kürt bilincinin temel taşı oldu. Adaletsizliğin sonunu simgeleyen Demirci Kawa’nın ateşi, özgürlük ve kimliğin yeniden doğuşunun köklü bir sembolüne dönüştü. Newroz ritüelleri, on yıllarca dışlanmaya direnen halkın iradesini ve kararlılığını ifade eden bir gelenek haline geldi.

Kuzey ve Doğu Suriye’nin Kobanê kentinde, Baqî Xido Kültür ve Sanat Merkezi’nde sanatçı Mahbouba Botan, Baas rejimi altında yıllarca süren baskılara rağmen Newroz’u kutlamaya devam eden binlerce Kürt kadını temsil ediyor. O dönemde, sanatsal çalışmalarına ve Newroz kutlamalarının düzenlenmesine katılımını sürdüren Mahbouba Botan, dışlanma ve ötekileştirme girişimlerine rağmen kültürü ve kimliği koruma iradesini deneyimiyle somutlaştırdı.

Mahbouba Botan, “Newroz, Kürt halkı için hem kültürel hem de mücadele sembolüdür. Baas döneminde kutlanması yasaktı, çünkü Kürt halkının kimliğini ifade ediyordu. Rejim, kutlamaların herhangi bir şekilde gerçekleşmesini engellemek için çeşitli şiddet yöntemleri kullanıyordu. Newroz’a açıkça hazırlanamazdık, bu, tutuklanma ve şiddet riski anlamına geliyordu. Provalarımızı gizlice, sanatçı gruplarının üyelerinin evlerinde yapıyorduk” sözleriyle, geçmişte baskı altında yapılan kutlamaları hatırlattı.

‘Bas rejimi geleneksel kıyafetimi yakmıştı, ertesi gün yenisini diktim’

Hafızasına kazınan birkaç olayı anlatan Mahbouba Botan, “Geçmiş yıllardaki bir Newroz arifesinde, Baas rejimi üyeleri geleneksel kıyafetimi yakmıştı. Yılmadan, ertesi gün kutlamalara katılabilmek için aynı gece yeni bir kıyafet diktim. Kutlamaya katılmak, tüm engelleme girişimlerinden daha güçlüydü. Başka bir Newroz kutlamasında, sanatçı grubumuzun birçok üyesi tutuklandı, ancak bizler provalarımıza devam ederek kutlamalara katıldık. Bir başka Newroz’da ise eşim, Baas rejiminin dışlama politikalarını eleştiren bir oyun sergiledi ve birkaç gün sonra tutuklanarak bir yıl iki ay hapis yattı. Eşim her yıl Newroz kutlamalarına katıldığı için tutuklanıyordu, ancak bize uygulanan tüm şiddet, bu günü kutlamamıza asla engel olamadı” dedi.

Amed zindanında 21 Mart 1982’de üç kibrit çöpüyle Newroz meşalesini yakan Mazlum Doğan’ı anan Mahbouba Botan, “Bu kutsal günü kutlama kararlılığımızı, bedenini Newroz için meşaleye dönüştüren şehit Mazlum Doğan’dan alıyoruz. Şehitlerin kanıyla aydınlanan bir yoldan nasıl geri dönebiliriz?” diye sordu.

Baas rejiminin dışlama politikasının Kürt kültürünü ve kimliğini yok etmeyi amaçladığını, ancak bunun başarısız olduğunu vurgulayan Mahbouba Botan, “Kürt halkı tüm baskılara rağmen Newroz’u kutlamaya devam etti. Rojava Devrimi’nden sonra Newroz’u tam bir özgürlük içinde kutlamaya başladık ve şimdi 2026 Newroz kutlamalarına hazırlanıyoruz. 2026 Newroz’unu tüm halklara kutluyorum. Herkesin acı ve endişe duymadan Newroz’u kutlayabilmesi için tutukluların serbest bırakılmasını istiyorum” çağrısında bulundu.

Mahbouba Botan’ın deneyimi, Kürt kimliğini koruma yönündeki kültürel mücadelenin bir boyutunu yansıtırken, bu hakların gelecekte nasıl güvence altına alınacağına dair acil hukuki sorular da gündeme gelmektedir. Suriye geçici yönetimindeki cihatçı Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) lideri Colani tarafından çıkarılan 13 sayılı kararname, bağlayıcı bir anayasal çerçeveye dahil edilmediği sürece etkisi sınırlı kalacaktır. Bu hakların korunması ve sürekliliğinin sağlanması için, gelecekte anayasaya dahil edilmeleri ve dokunulmazlıklarının güvence altına alınması gerekmektedir.

‘Haklarımız için anayasal güvence gerekiyor’

Kobanê’de Avukatlar Birliği Eşbaşkanı Rozef Keno, 13 sayılı kararnamenin olumlu bir adım olduğunu, ancak Kürt halkının haklarını garanti altına almak için hukuken yetersiz kaldığını belirtti. Rozef Keno, bu hükümlerin Suriye anayasasına dahil edilmesinin şart olduğunu vurgulayarak, “Özellikle geçiş dönemi geçici ve mevcut cumhurbaşkanının görev süresi sona erdiğinde, kararların kalıcı haklara dönüşmesi için anayasal güvence gerekiyor. Dört yıl sonra iktidar başka birine geçebilir ve bu kişi geçiş döneminde alınan tüm kararları veya kararnameleri iptal edebilir” sözlerine dikkat çekti.

Rozef Keno, Kürtlerin kültürel ve dilsel haklarını korumaya odaklanan 10 Mart Anlaşması ile bu haklardan hiç söz edilmeyen anayasa bildirgesi arasındaki çelişkiye dikkat çekti. Rozef Keno, “Anayasada yer almayan hiçbir karar kalıcı değildir ve yasal bir güce sahip değildir” dedi. Kürtçenin müfredata seçmeli ders olarak dahil edilmesinin, Suriye toplumunun ayrılmaz bir parçası olan bir halkın ana dili olarak değil, yabancı bir dil gibi ele alınmaya devam ettiğini vurgulayan Rozef Keno, gelecekteki herhangi bir anayasa kararının uygulanmasının demokratik olarak seçilmiş bir parlamentonun sorumluluğunda olacağını da sözlerine ekledi.

‘Kürt halkının hakları açık yasal metinlerle korunmalıdır’

Hukuki çalışmaların önemine dikkat çeken Rozef Keno, sözlerini şöyle tamamladı:

“Anayasa taslağının hazırlanmasının bir kısmı siyasetçilere ait olsa da, hukuk profesyonelleri hakları korumak ve yasal olarak güvence altına almakla yükümlüdür. Böylece haklar sadece slogan olarak kalmaz. Newroz’un resmi tatil ilan edilmesi ve Anneler Günü ile ilişkilendirilmesi, Kürt sembollerini asıl anlamından koparmaya çalışan Baas rejiminden miras kalan bir zihniyeti yansıtıyor. Kürt halkının hakları açık yasal metinlerle korunmalıdır. Parlamentoda ve Anayasa Mahkemesi’nde tartışabileceğimiz sözlü kararlara veya anayasaya aykırı kararnamelere güvenmek yerine bu hakların korunması gerekiyor.”