ÖHD Wan Şube Eşbaşkanı: Yargının tutumu polis şiddetini artırıyor
Son süreçte birçok kentten gelen polis şiddeti görüntülerini değerlendiren ÖHD’li Hatice Bağcı, “Yargının bir imtiyaz alanı sağlaması kolluğun şiddetini attırarak devam etmesine zemin hazırlıyor” dedi.
MEMİHAN HİLBİN ZEYDAN
Wan - Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı çağrının bir yılı dolmak üzere. Bir yılda birçok önemli gelişme yaşanırken, Kürt sorunun çözümü kapsamında Meclis’te kurulan komisyon da çalışmasının son aşamasına geldi. Ancak son süreçte özellikle Kürdistan kentleri olmak üzere ülkenin birçok yerinden gelen polis şiddeti görüntüleri sürece gölge düşürüyor.
Kuzey ve Doğu Suriye’de yaşanan gelişmeler ve Rojava’ya yönelik saldırılara karşı Kürdistan’da sokağa çıkan halk polis şiddeti ile karşılaştı. Özgürlük İçin Hukukçular Derneği’nin (ÖHD) raporuna göre; En az 842 kişi gözaltına alındı ve en az 25’i çocuk 118 kişi tutuklandı, 106 kişi ise gözaltı sırasında darp, kötü muameleye maruz kaldı.
‘Barışçıl eylemler hedef alındı’
ÖHD Wan Şube Eşbaşkanı Hatice Bağcı, “Barış ve Demokratik Toplum” sürecine işaret ederek, bu süreçte barışçıl eylemlerin hedef alındığını ve halkın polisin sert müdahalesi ile karşılaştığını söyledi.
Ocak ayında Rojava’da kadın özgürlükçü ve yerel demokrasi temelinde yaratılan yaşam modeline yönelik saldırıların halkın tepkisine neden olduğunu belirten Hatice Bağcı, “Dört parça Kürdistan’da, diasporada yaşayan başta Kürt halkı ve toplumun birçok kesimi Rojava’daki saldırılara barışçıl yöntemlerle tepki göstererek, protesto haklarını kullanmak istediler. Toplantı ve yürüyüş haklarını kullanarak, söz konusu saldırıların öncelikle durdurulması, dünya kamuoyunun harekete geçmesi ve Rojava’da Kürt halkının kazanımlarına yönelik saldırıların teşhir edilmesi noktasında birçok protesto gerçekleşti” dedi.
‘Halkın ifade özgürlüğü engellendi’
Halkın en temel “toplantı ve gösteri yapma” hakkının engellendiğini ifade eden Hatice Bağcı, “Bu müdahaleler başta toplantı, gösteri ve yürüyüş hakkı olmak üzere ifade özgürlüğü gibi birçok temel hakka da engel oluyor. Müdahaleler sırasında keyfi gözaltı ve tutuklamalar gerçekleşti. Müdahalelere maruz kalan kişilerin yaşamış olduğu işkence ve kötü muamele ile devamında yapılan keyfi gözaltı ve tutuklamalardan sonra adliye, hastane sevklerinde hatta emniyet içerisinde de işkence ve kötü muameleye maruz bırakıldıklarına yönelik iddialar var” şeklinde konuştu.
Yakından takip ettiği birkaç gözaltı dosyasından örnek veren Hatice Bağcı, yaşananların “temel hak ve özgürlükleri kısıtlayan, işkence ve kötü muamele yasağını ihlal eden” boyutta olduğunun altını çizdi.
‘Kürdün hakkı Türkiye’de sert karşılandı’
Polis müdahalesinin orantısız bir şekilde gerçekleştiğini vurgulayan Hatice Bağcı, “Saldırılar Rojava’da Kürt halkını kazanımlarını savunan eylemler olduğu için Tükiye’de bu kadar sert karşılandı. Türkiye’de son dönemlerde toplantı ve gösteri yürüyüş, ifade özgürlüğü hakkını kullanmak isteyen kesimlere yönelik temel hak zemininde ciddi ihlaller yaşandı” dedi.
‘Basına ve avukatlara orantısız güç kullanıldı’
Hatice Bağcı, mevcut bir süreç varken Türkiye’de polis tarafından gerçekleştirilen müdahalelerin, devletin Kürt meselesine ve Kürt halkına yönelik gerçekleştirmiş olduğu “güvenlikçi” politikaların sonucu olduğuna işaret etti. Hatice Bağcı, “Protestoları takip etmeye çalışan özgür basın emekçilerinin orantısız müdahalelerle, fiziksel şiddete ve işkenceye maruz bırakılarak gözaltına alındığına ve tutuklandığına şahit olduk. Yine üyelerimizin de aralarında olduğu çok sayıda avukat şiddete maruz kaldı ve gözaltına alındı.
Basın emekçileri ve avukatlarla sınırlı kalmayan şiddetin siyasi parti ve hak örgütlerinin temsilcilerine de yönelmesinden, Türkiye’de basın özgülüğü ve savunma hakkının da ihlalini gördük” diye belirtti.
‘Kolluğun işlediği suç yanına kar kalıyor’
Hatice Bağcı, “Ulusal ve uluslararası hiçbir mevzuatta kolluğun yetkisini aşan derecede temel hak ve özgürlüklerini kullanmak isteyen kesimlere müdahale etme hakkı yok” diyerek, bu suçları işleyerek yetkisini aşan kolluk güçleri hakkında soruşturma açılması gerektiğini vurguladı.
Hatice Bağcı, şöyle dedi: “Fakat Türkiye’de kolluğun yetkisini aşan müdahalelerine yönelik etkili soruşturmalar yürütülmediği gibi gerekli cezalar da verilmiyor. Dava açılmıyor, dava açılsa dahi çoğu zaman takipsizlikle ve beraat kararlarıyla sonuçlanıyor, kolluğun işlediği suç yanına kar kalıyor.”
Yargının polis şiddetindeki rolü
Diyar Koç, Rojava’ya yönelik saldırılara karşı Nisêbîn ilçesinde 20 Ocak'ta düzenlenen protesto eylemleri sırasında Qamişlo sınırında işkence gördü. Polisin işkencesi basına da yansıdı.
Hatice Bağcı, Diyar Koç’un yaşadıklarını hatırlatarak, “Bir kişinin komaya girmesine sebep olacak derecede fiziksel şiddete ve işkenceye maruz bırakılması kolluğun yetki ve sınırını ciddi derecede aşan bir noktada” dedi.
Polislerin karıştığı şiddet ve işkence olaylarında yargının rolüne de işaret eden Hatice Bağcı, “Yargının bir imtiyaz alanı sağlaması başka olaylarda da kolluğun uyguladığı şiddeti attırarak devam etmesine zemin hazırlıyor. Teknolojinin gelişmiş olduğu bir dönemdeyiz ve basının kayıt altına aldığı, hatta halkın bir şekilde oradan geçerken dahi çekmiş olduğu görüntüler var. Bu görüntüler delil niteliğinde. Dosyalarda bu eylemlere ait birçok kayıt bulunmasına rağmen etkin bir soruşturma yürütülmüyor. Bu sebepten şiddetin boyutu artarak devam ediyor” ifadesinde bulundu.