İran dosyası: Halk ayaklanmaları ve ‘Jin, jiyan, azadî’ serhildanı (2)

İran’da Kürt hareketleri, sol örgütler ve kadın öncülüğündeki toplumsal direnişler, Ortadoğu’daki ulus devlet krizinin derinleştiği bir dönemde demokratik ve özgürlükçü dönüşüm talebini güçlendiren başlıca dinamikler olarak öne çıkıyor.

ROJBİN DENİZ

Haber Merkezi – İran’ın siyasal ve toplumsal yapısını ele alan dosyanın ilk bölümünde, ülkenin tarihsel arka planı, rejimin ideolojik temelleri ve Rojhilat Kürdistanı’nın bu yapı içindeki konumu incelenmişti. Dosyanın ikinci bölümünde ise İran’da gelişen halk ayaklanmaları ve kadın öncülüğünde ortaya çıkan “Jin, jiyan, azadî” hareketinin toplumsal ve siyasal etkileri ele alınıyor.

Ortadoğu’da derinleşen siyasi ve toplumsal krizler, ulus devlet sisteminin yarattığı yapısal sorunları yeniden gündeme taşıyor. İran’da ise özellikle kadınların öncülüğünde yükselen “Jin, jiyan, azadî” hareketi, despotik rejimlere karşı demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir sistem arayışını güçlendiriyor. Bölgenin çok kimlikli ve çok kültürlü yapısının demokratik bir çözümü zorunlu kıldığı vurgulanırken, çözümün dış müdahalelerden ziyade halkların otak mücadelesi ve iç dinamikleriyle mümkün olabileceği ifade ediliyor.

Kürtlerin siyasi ve askeri örgütlenmesi

Kürt bölgelerinde öne çıkan muhalif hareket ve partiler de bu süreçte önemli bir rol oynamıştır. Nitekim Kürt örgütlerinin İran rejimine karşı mücadelesi tarihten günümüze kadar kesintisiz bir şekilde devam etmiştir. Bu örgütler arasında en etkili olanlardan biri Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK)’tır. PJAK, 4 Nisan 2004 tarihinde kurulmuştur. Parti; demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü toplum paradigmasını benimsemektedir. Eş başkanlık sistemiyle örgütlenen PJAK, kadın ve erkeklerin ortak mücadele yürütmesini, ortak irade geliştirmesini ve eşit temsiliyetini temel bir ilke olarak kabul etmektedir. PJAK’ın siyasi ve sivil faaliyetleri de bulunmaktadır. Bu faaliyetler, sivil yapı olarak KODAR (Doğu Kürdistan Özgür ve Demokratik Toplumu) ve kadın örgütlenmesi olarak KJAR (Doğu Kürdistan Özgür Kadınlar Topluluğu) üzerinden yürütülmektedir. Bu yapılar aracılığıyla parti, geniş bir siyasi ve toplumsal örgütlenme ağına sahiptir. İran’da, Rojhilat Kürdistanı’nda ve diasporada ciddi bir örgütlenme geliştirmiştir. PJAK’ın aynı zamanda askeri bir kanadı da bulunmaktadır. Bu askeri yapı gerilla güçleri üzerinden örgütlenmiştir. Doğu Kürdistan Savunma Birlikleri (YRK) ve Kadın Savunma Güçleri (HPJ) bu gerilla güçlerini oluşturmaktadır. Son 20 yılda İran rejimine karşı faaliyet gösteren en aktif Kürt partilerinden biri olarak öne çıkan PJAK, temel çizgisi olarak Kürtlerin ulusal birliğini ve kadın özgürlüğünü benimsemektedir.

İran Kürdistan Demokrat Partisi (PDK-İ), İran’daki en eski ve tarihsel olarak en önde gelen Kürt partilerinden biridir. Bir diğer siyasi yapı da, İran Kürdistanı Mücadele Örgütü (Sazman-ı Xebat)’ın genel sekreterliğini Baba Şeyh Hüseyini yürütmektedir. Örgüt, 1979 Devrimi’nin hemen ardından Şeyh Nasir Subhani gibi Kürt Sünni din âlimleri tarafından kurulmuş ve kendisini “şiddete başvurmayan İslamcı bir hareket” olarak tanımlamıştır. Kürdistan Emekçiler Topluluğu ve Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) ise günümüzde geçmişe kıyasla daha sınırlı bir etkinlik göstermektedir. Kürdistan Emekçiler Topluluğu, Rıza Kâabi liderliğinde 2007 yılında İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Topluluğu’ndan ayrılarak kurulmuştur. Parti, 19 Ağustos 2017 tarihinde İran’a karşı silahlı mücadele yürütme kararı aldığını açıklamıştır. Bu yapılardan bazıları Kürt siyasal çevrelerinde genel olarak “Komala” adıyla da bilinmektedir. 1979 yılında kurulan İran Kürdistanı Devrimci Emekçiler Topluluğu (Komala) ise siyasi faaliyetlerinde özellikle ABD’deki diğer İranlı muhalif gruplarla kurduğu ilişkilere dayanmaktadır. Parti, diplomatik temaslarını, uluslararası lobi faaliyetlerini ve medyadaki görünürlüğünü ön plana çıkaran bir siyaset izlemektedir. ABD ile de oldukça iyi ilişkiler yürüttüğü bilinmektedir. Ayrıca örgütün yaklaşık 1000 kişilik bir peşmerge gücüne sahip olduğu ifade edilmektedir.

Toplumsal devrim ‘Jin, jiyan, azadî’ ortak bir deklarasyona kavuştu

Söz konusu Kürt partileri geçmişte belirli başlıklar etrafında ikili ya da üçlü ittifaklar kurmuşlardır. İran-İsrail-ABD gerilimi ve bölgedeki savaş ortamıyla birlikte, Kürtlere yönelik soykırım saldırılarının gelişebileceği gibi yeni siyasal fırsatların da ortaya çıktığı bir dönemde, Rojhilat’taki Kürt partileri ortak bir ittifaka yönelmiştir.

Bu ittifakın amacı, Rojhilat Kürdistanı’nda ulusal birliğin zeminini güçlendirmek olarak ifade edilmektedir. Bu doğrultuda Kürt halkının siyasi iradesine dayalı olarak kendi kaderini tayin etme hakkının uluslararası standartlar çerçevesinde tanınması, Rojhilat’ta demokratik, çoğulcu ve halkın iradesini esas alan bir idari sistemin kurulması, laik ve demokratik bir yönetim modelinin inşa edilmesi, tüm etnik ve inanç gruplarının haklarının güvence altına alınması, kadın haklarının eksiksiz savunulması, toplumsal adaletin sağlanması ve çevre koruma politikalarının yönetim anlayışına dahil edilmesi gibi temel ilkeleri içeren bir deklarasyonda birleşilmiştir.

Aynı zamanda bu ittifak, “Jin, jiyan, azadî” serhildanlarıyla ortaya çıkan toplumsal devrimin bu dönemde daha da güçlendirilerek kurumsal ve toplumsal bir sisteme kavuşması açısından önemli bir adım olarak görülmektedir.

İran İslam Cumhuriyeti döneminde gelişen halk ayaklanmaları

İran’da 1979 yılında gerçekleşen İslam Devrimi’nin ardından kadınlar açısından siyaset, ekonomi ve hukuk gibi birçok alanın yanı sıra toplumsal yaşam da şeriat kuralları çerçevesinde şekillendirilen bir politika doğrultusunda düzenlenmiştir. İran tarihinde devrimler ve karşı-devrimlerin sıkça yaşandığı görülmektedir. Bu bağlamda kadınların kılık kıyafetleri, sahip oldukları haklar ve yükümlülükleri gibi konular yasal düzenlemelerle belirlenmiştir.

Getirilen yasalarla kadınların varlığı ve iradesi büyük ölçüde yok sayılmış; kadınlar kamusal yaşamdan dışlanmaya başlanmıştır. İslam Cumhuriyeti rejimi döneminde kadınlara yönelik baskı politikalarının sistematik hale gelmesinde atılan ilk adımlardan biri, 1979 yılında 8 Mart ile 14 Mart tarihleri arasında yaşanan gelişmeler olmuştur. Bu süreçte altı gün boyunca kadınlar sokaklara çıkarılmış ve zorunlu olarak başörtüsü (hicap) takmaları gerektiği ilan edilmiştir. Kadınlara, başörtüsü takmamaları halinde resmi kurumlara ve kamusal alanlara erişimlerinin engelleneceği bildirilmiştir. Bu altı gün boyunca kadınlara yönelik örtünme dayatmaları ve baskılar yoğunlaşmıştır. İran’da kadın bedeninin ve saçının suç ve günah olarak görülmesi yönündeki yaklaşım da bu dönemde kurumsallaşmaya başlamıştır. Altı günlük bu baskı süreci, yalnızca bireysel hak ihlallerini değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel dönüşümü zorlayan bir devletin uyguladığı radikal kastik katil politikalarının işareti olarak değerlendirilmiştir. Rejimin bu uygulamaları zamanla İran’da kadın örgütleri ve kadın hareketlerine yönelik daha geniş kapsamlı baskıcı politikaların gelişmesine yol açmıştır.

1999 Öğrenci Ayaklanması: 1999 yılında üniversite öğrencilerinin başlattığı protestolar, Temmuz 1999 İran öğrenci protestoları olarak bilinen önemli bir toplumsal hareket olarak ortaya çıkmıştır. Protestolar, Tahran Üniversitesi’nin yurtlarında (Kuy-e Daneshgah) başlayan olayların ardından kısa sürede genişlemiş ve 9–14 Temmuz tarihleri arasında devam etmiştir. Bu ayaklanma, dönemin Cumhurbaşkanı Mohammad Hatemi yönetimi sırasında gerçekleşmiştir. Protestolar sırasında çok sayıda öğrenci gözaltına alınmış, bazı öğrenciler yaşamını yitirmiş ve gösteriler güvenlik güçleri tarafından sert bir şekilde bastırılmıştır.

2009–2010 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri: Bu dönemde halk oylarını, rejim değişikliğini savunan ve daha seküler bir sistemi tercih eden Mir Hüseyin Musavi’ye vermiştir. Ancak devletin seçimlerde halkın oylarını çaldığı ve Mahmud Ahmedinejad’ın yeniden seçilmesini sağladığı yönünde yaygın iddialar ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine halk, “Benim oyum nerede?” sloganıyla protestolara başlamıştır. Devlet bu halk ayaklanmasını sert bir biçimde bastırmıştır. Bu olaylar, İran’da rejim değişikliği talebinin daha güçlü bir şekilde dile getirildiği bir dönem olarak kayıtlara geçmiştir.

2017 Meşhed Ayaklanması: Aralık 2017- Ocak 2018 yılında Meşhed ve çevresinde başlayan halk protestoları, işsizlik, kötüye giden ekonomik durum ve yüksek yaşam maliyetlerine karşı gelişmiştir. Bu ayaklanma kısa sürede İran genelinde yaklaşık 100 şehre yayılmış ve geniş çaplı bir halk hareketi olarak kayıtlara geçmiştir. Rejim protestolara sert müdahalede bulunmuş, çok sayıda kişi hayatını kaybetmiş, birçok kişi tutuklanmış ve işkenceye maruz kalmıştır.

2017 Beyaz Çarşamba Ayaklanması: Rejimin toplumsal hayatta kadınlara yönelik getirdiği kısıtlamalar, dinci ve muhafazakâr kesimlerin uyguladığı baskılar, dayatılan kurallar ve örtünme zorunluluğu gibi uygulamalar İranlı kadınlar arasında ciddi bir tepkinin oluşmasına neden olmuştur. İran’daki kadın hareketlerinin ilk örneklerinden biri, devrimin hemen ardından getirilen örtünme zorunluluğuna karşı ortaya çıkmıştır. Zaman zaman siyasal ve toplumsal konjonktür nedeniyle sekteye uğrasa da kadın hareketleri günümüze kadar varlığını sürdürmüş; kadınların mevcut rejime karşı protestoları hiçbir zaman tamamen sona ermemiştir.

Bu çerçevede İran’daki kadın hareketi, örtünme zorunluluğuna karşı 2017 yılında Tahran’daki Devrim Meydanı’nda gerçekleştirilen bir protestoyla yeniden güçlü bir görünürlük kazanmıştır. Bir kadının başörtüsünü çıkararak bunu bir protesto sembolüne dönüştürmesi kısa sürede geniş bir toplumsal yankı uyandırmıştır. Başörtüsünü bir direniş simgesi olarak çıkarma eylemi, kısa sürede kadınların öncülüğünde gelişen daha geniş bir protesto dalgasına dönüşmüştür. Bu eylemler toplumda “Beyaz Çarşamba Hareketi” olarak anılmaya başlanmış ve kadınların öncülük ettiği önemli bir toplumsal direniş biçimi olarak güçlü bir karşılık bulmuştur.

2019 Yakıt Zammı Protestoları: 2019 yılında yakıt fiyatlarının yükselmesi üzerine başlayan halk ayaklanmaları geniş çaplı bir şekilde gelişmiştir. Rejimin protestolara müdahalesi sırasında, resmi olmayan kaynaklara göre yaklaşık 2.500 kişinin hayatını kaybettiği ifade edilmektedir.

2022 Jin, Jiyan, Azadî Serhildanları: 2022 yılında Jîna Emînî’nin, saçlarının göründüğü gerekçesiyle ahlak polisi tarafından gözaltına alınması, işkenceye maruz kalması ve ardından yaşamını yitirmesi, İran’da ve Rojhilat Kürdistanı’nda büyük bir toplumsal öfkeye yol açmıştır. Bu olay kısa sürede İran’da, Rojhilat Kürdistanı’nda, bölgede ve dünya genelinde kadınların öncülük ettiği geniş çaplı protestolara dönüşmüştür.

“Jin, jiyan, azadî” sloganı etrafında gelişen bu hareket, kısa sürede toplumsal bir ayaklanmaya dönüşmüş ve birçok çevre tarafından kadın devrimi olarak nitelendirilmiştir. Kadın özgürlüğü ekseninde gelişen bu serhildan, erkek egemen rejimi ciddi biçimde zorlamış ve rejimin temellerini sarsan bir toplumsal hareket haline gelmiştir. Kadınların öncülüğünde gelişen bu protestolar iki yılı aşkın bir süre devam etmiş ve dünya genelinde büyük bir yankı uyandırmıştır. Aynı zamanda kaynağının Apoyi felsefeye dayanması, bu hareket ile Rojava Devrimi arasında felsefi ve ideolojik bir bağın kurulmasına da neden olmuştur. Rejimin protestolara yönelik sert müdahaleleri sonucunda binlerce kişi hayatını kaybetmiş, binlercesi tutuklanmış ve bazı kişiler idam edilmiştir. Bu serhildanların öncüsü olan birçok kadın hala cezaevlerinde ağır koşullar altında tutulmaktadır.

2025 Halk Ayaklanması: İran’da yaşanan ekonomik krizin derinleşmesi, halkın büyük bir kısmının yoksulluk sınırının altına düşmesi ve giderek ağırlaşan yaşam koşulları, ilk olarak esnaf kesiminin başlattığı protestolarla başlamıştır. Kısa süre içerisinde bu protestolar genişleyerek ülke geneline ve neredeyse tüm İran’a yayılmıştır. Devletin baskıcı politikaları, ekonomik krizi daha da derinleştiren uygulamaları ve toplumsal taleplere karşı sert müdahaleleri, halkın tepkisini büyütmüş ve protestoları daha da yaygınlaştırmıştır. 2025 yılının sonlarına doğru başlayan bu halk ayaklanmaları iki aydan uzun bir süre boyunca devam etmiştir. Bu süreçte çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir. Resmi verilere göre katledilenlerin sayısı yaklaşık 35.000 olarak açıklanırken, yerel kaynaklar ve halktan gelen bilgilere göre bu sayının 50.000’in üzerinde olduğu ifade edilmektedir. Hayatını kaybedenlerin büyük bir bölümünün genç kadınlar ve erkeklerden oluştuğu belirtilmektedir.

2025’te yaşanan halk ayaklanmalarıyla birlikte idam cezalarında da belirgin bir artış görülmüştür. İran’da özellikle “Jin, jiiyan, azadî” sloganıyla gelişen toplumsal devrimin yükseldiği dönemlerde ve son halk ayaklanması sırasında idamların sayısının önemli ölçüde arttığı ifade edilmektedir. Rejimin bu katliamlar ve idamlarla iktidarını koruyabileceğini düşünmesine rağmen, yaşanan ayaklanmalar var olan molla rejiminin zayıflamasına, toplumsal meşruiyetini ve halk desteğini ciddi biçimde kaybetmesine yol açmıştır. Halkın özelde de kadınların kararlı duruşu, İran’daki rejimin sarsılmasına neden olmuştur. Özellikle 28 Şubat’ta başlayan İran-İsrail-ABD savaşının ilk gününde Hamaney ve ona yakın kadroların öldürülmesi İran’da var olan krizin daha da derinleşmesine yol açmıştır.

Kadın hareketleri ise başından itibaren bu çatışmaların hiçbir tarafında yer almadıklarını; kadın özgürlüğünü, toplumsal eşitliği ve halk iradesini esas alan demokratik bir yönetim modelini savunduklarını dile getirmektedir. Bu bağlamda İran’da ve Rojhilat Kürdistanı’nda yaşanan gelişmelerin, halkların, kadınların ve farklı inanç topluluklarının özgürlük taleplerinin daha güçlü şekilde dile getirilmesine zemin hazırladığı bir realite olarak ortaya çıktı. Bölgedeki bu dönüşüm sürecinin, demokratik bir sistemin inşası açısından önemli fırsatlar doğurabileceği kesin.

İran krizi ve yol arkadaşları 

Ortadoğu’da ve dünya genelinde kapitalist modernite güçlerinin kendi ideolojik çıkarları doğrultusunda inşa ettikleri ulus devletler, kurulduğu günden bugüne hiçbir zaman halkların ve özellikle de kadınların devleti olmadı. Aksine bu ulus devletler; milliyetçilik, dincilik ve cinsiyetçilik üzerine inşa edilerek tekçi ve kırımcı bir siyaset dayattı. Vatan, millet, devlet, bayrak ve çeşitli dini ritüeller etrafında oluşturulan bu yapı; yasalar ve ideolojik aygıtlar aracılığıyla toplumu, özellikle de kadınları, sistematik sorunlar yumağı içinde bıraktı. Derinleşen bu sorunlar zamanla Ortadoğu’nun kaderiymiş gibi kabul ettirilmek istendi. Oysa yaşananlar, bölgeye dayatılan yapısal ve konjonktürel bir krizin sonucudur. Bu kriz, hayatın tüm alanlarında etkisini göstererek yaşamın bir parçası gibi kabul ettirildi.  

Bugün gelinen aşamada Ortadoğu’da insanlığı büyük bir yıkıma sürükleyen ulus devlet yapıları birer birer çözülürken, arkalarında Gazzeleşmiş trajediler bırakıyor. Bölgedeki kriz, yalnızca Ortadoğu’yu değil, tüm dünyayı etkileyen ve 3’üncü Dünya savaşının fitilini ateşlemiştir. 3’üncü dünya savaşı ifadesi dile kolay gelse de sahada yaşananlar büyük bir insanlık dramıdır. Barbarlık, vahşet ve taraflar arasındaki derin kin; toplumları, halkları, kadınları ve doğayı hedef alan yıkımlara yol açmaktadır. Görünen o ki, ulus devletlerin yıkıntılarına tutunan rejimler ile kapitalist modernite güçleri arasındaki çatışma, yarattığı yıkım ne kadar büyük olursa olsun doymak bilmeyen bir şekilde daha fazlasını üretmektedir. Kapitalist modernitenin krizi ise hafifleyecek gibi görünmemektedir.

 Öze dönüş, Demokratik Ekolojik Kadın Özgürlükçü paradigma

 Bu krizin yarattığı kaos ortamı aynı zamanda yeni bir çözüm arayışını da beraberinde getirmektedir. Ortadoğu, insanlığın doğuş beşiği olarak; kültürün, inancın ve birlikte yaşama deneyiminin şekillendiği bir coğrafyadır. İnsanlığı, kadın ve erkeğin birlikte yaşamını ve toplumsal ilişkileri bu topraklarda öğrenmiştir. Bu süreçte oluşan doğal toplumsal sözleşme, insanların ihtiyaçları ve doğal ilişkileri üzerinden gelişmiştir. Her ne kadar bu tarihsel hafıza, erkek egemen ve despotik rejimler tarafından yok edilmek istenmiş olsa da toplumun derinliklerinde ve özellikle kadınların ruhunda hâlâ canlılığını korumaktadır. Tarih boyunca her kaos dönemi, çözüm arayışında halkların ortak ve kolektif hafızasına yeniden yönelmiştir. Bugün de çözüm; yaşamın tüm canlılarıyla birlikte var olduğu demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir paradigmanın inşasında yatmaktadır. Bu coğrafya, insanlığın doğuşuyla birlikte ilk olarak bu paradigma ile bin yıllarca hayat buldu. Bugünün derin krizinden çıkışın yolu da yine bu paradigma içinde aranmalıdır.

Ulus devletlerin ve özellikle despotik rejimlerin devri kapanmaktadır. Derinleşen kriz ve büyüyen sorunlar karşısında hiçbir rejim ya da sistem kendini kurtarabilecek durumda değildir. İran’da yaşanan gelişmeler de inşa edilmiş faşizmin çözülüşünü ve yıkımını göstermektedir. Dosyamızın genelinde de ifade ettiğimiz gibi İran, halkları ve özellikle kadınlarıyla bölgenin en devrimci dinamiklerine sahip alanlarından biridir. İran tarihi boyunca halklar, Kürtler ve özellikle kadınlar şahlık rejimine karşı direndi, mücadele etti ve tahakkümcü yönetimi hiçbir zaman kabul etmedi. Boyun eğmediler. Aynı şekilde 47 yıllık İslami molla rejime karşı da kadınların öncülüğünde sürdürülen mücadele herkes tarafından bilinmektedir. Özellikle kadınlar, rejime en güçlü darbeyi Jin, jiyan, azadî paradigmasıyla vurdular. Despotik İslam rejimine karşı demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü bir paradigma ortaya koydular. Bu talep yalnızca kadınların değil, İran’daki tüm halkların ve toplum kesimlerinin ortak çığlığı haline geldi. Kadınlar ve erkekler birlikte demokratik ve halk iradesine dayalı bir sistem talebiyle sokaklara döküldüler. 

3. Çizgi 

Tüm bu süreçler, İran’da yaşayan halkların ve özellikle Kürtlerin yıkıcı bir savaştan ziyade kendi iç dinamikleriyle değişim yaratabilecek güce sahip olduklarını göstermektedir. Bu açıdan İran, bölge ülkeleri içinde en canlı toplumsal dinamiklere sahip ülkelerden biridir. İran çok kimlikli, çok mezhepli ve çok kültürlü bir toplumsal yapıya sahiptir. Nüfusun çoğunluğunu Farslar oluştururken; Kürtler, Azeriler, Lorlar, Beluçlar, Araplar ve Hristiyan topluluklar ülkenin önemli toplumsal dinamikleri olarak öne çıkmaktadır. Böylesi bir toplumsal çeşitlilik içinde kalıcı çözümün demokratik bir sistemden geçtiği açıktır. Farklı kimliklerin korunması ve haklarının güvence altına alınması demokratik bir yapılanmayı zorunlu kılmaktadır. Bu dönüşümün dış askeri müdahalelerle değil, iç toplumsal mücadeleyle gerçekleşmesi mümkündür. İran’daki tüm toplumsal dinamikler ve özellikle kadınların mücadelesi dikkate alındığında çözümün ne şahlık dönemine dönüşte, ne bir tür Taliban benzeri rejimde ne de mevcut molla rejiminin devamında olduğu açıktır. Bu noktada İran ve Rojhilat Kürdistan’ın tarihsel ve toplumsal köklerine dayanan, tüm toplumsal dinamikleri bir arada tutabilecek özgür ve demokratik bir yasal zemine sahip Demokratik İran Cumhuriyeti fikri öne çıkmaktadır.

Bu çerçevede çözüm; demokratik ulus ve demokratik konfederalizm perspektifi üzerinden sorunları ele almak, çözmek ve halkların ortak çıkarlarında birleşmektir. Kürt tarafı, Jin, jiyan, azadî devrimini güçlü bir ittifaka dönüştürerek ulusal birlik, halkların birliği ve kadın özgürlüğü çizgisine dayalı bir deklarasyonla çözüm için ilk adımı atmıştır. Bu yaklaşım, tüm İran’ı köklü ve kalıcı bir çözüme götürebilecek önemli bir yol olarak öne çıkmaktadır. Doğu Kurdistan Özgür Kadınlar Topluluğu KJAR’ın 8 Mart deklarasyonu ise kadınların çözümün merkezinde yer aldığı güçlü bir yol haritası sunmaktadır. Bu yol haritasına göre kadınlar, Jin, Jiyan, Azadî paradigmasını üç temel çizgi üzerinden ele alarak İran ve Kürt kadınlarının ortak örgütlenmesini geliştirmeyi hedeflemektedir. Halkların, inançların ve kültürlerin iradelerinin somutlaşması için yerel örgütlenmelerin geliştirilmesi; toplumun demokratik ve özgürlükçü kökleriyle yeniden buluşabilmesi için kadın öncülüğünün güçlü bir inşa sürecine giriş açıkça ifade edilmektedir. Bu adımlar, tüm halkların ve kimliklerin yer aldığı demokratik bir İran’ın inşası açısından önemli bir zemin oluşturmaktadır.

Tükenmiş olan İslami Cumhuriyet’in yerine demokratik bir cumhuriyetin inşa edilmesi gerekmektedir. Kadın özgürlüğü ancak böyle bir sistem içinde kalıcı hale gelebilir. Ağırlaşmış toplumsal sorunların çözüm yolu da yine demokratik bir cumhuriyetin inşasından geçmektedir. KJAR’ın ve Kürt ittifakının açıkladığı deklarasyonlar, İran geneli için bir Demokratik Cumhuriyet programı olarak değerlendirilebilir. Bu doğrultuda halkların ittifakını geliştirmek ve birleşik mücadeleyi bu temelde büyütmek büyük bir önem taşımaktadır. 

BİTTİ.