İran’daki savaşta görülmeyen taraf: Kadınlar

Uzmanlar, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sırasında kadınların güvenliği, toplumsal katılımı ve ekonomik yaşamının ciddi tehdit altında olduğunu vurguluyor.

ŞAHLA MUHAMMEDÎ

Haber Merkezi- ABD-İsrail saldırıları ve İran’ın buna verdiği yanıtların tırmanmasıyla birlikte, süregelen çatışmanın insani sonuçlarına dair endişeler de artıyor. Ancak, kadınların durumu medya tarafından yeterince ele alınmıyor veya tamamen göz ardı ediliyor.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları sürerken, savaşın İranlı kadınların yaşamı üzerindeki etkisi, sosyal, ekonomik ve güvenlik boyutları gündeme geliyor. Kadınların kişisel güvenlik, toplumsal katılım ve aile istikrarı gibi alanlarda karşılaştığı zorlukların artabileceğine dair kaygılar öne çıkıyor. Benzer savaşlar yaşamış ülkelerin deneyimleri, silahlı çatışmalardan kadınların nasıl etkilendiğine dair önemli dersler sunuyor; artan şiddet oranları, azalan iş fırsatları ve yükselen yaşam yükleri bu deneyimlerin başında geliyor. Ayrıca İran toplumunun tarihsel deneyimleri, kadınların krizlerle mücadelede kritik roller oynayabileceğini gösteriyor; bu da mevcut koşullar altında kadının geleceği üzerine bir tartışma başlatıyor.

İran’daki savaş döneminde kadınların güvenlik, sosyal ve hak temelli durumunu, günümüz zorluklarını ve kadınların korunması ile toplumsal rollerinin güçlendirilmesine dair olasılıkları Onur Suçlarını Durdur Kampanyası’nın Sözcüsü ve hak savunucusu Rızvan Mukaddem ile konuştuk.

*AB-İsrail saldırılarının devam ettiği şu günlerde İran’daki kadınların durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Savaşın ve yarattığı güvensizliğin sosyal ve yaşamsal alanlarda ciddi ve geniş kapsamlı sonuçları vardır; özellikle kadınlar için. Savaş durumlarında sosyal güvenlik zayıflar veya hizmetler aksar, bu da toplumsal krizleri derinleştirir. Bu koşullarda, aile, çocuk ve yaşlı bakımının ağırlığı çoğu toplumda kadınların omuzlarına düşer; çünkü kadınlar genellikle ailelerinin geçimini sağlamak ve bakımını üstlenmekle sorumludur.

Öte yandan, savaşlar sıklıkla cinsel şiddet, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve aile içi şiddet ile birlikte gelir. Savaş mağduru ülkelerde sosyal denetimin azalması ve bazı destek mekanizmalarının çökmesi ile kadınların her türlü şiddete maruz kalma riski artar.

Kamboçya, Vietnam, Japonya gibi ülkelerdeki kadınların yaşadıkları ve İran-Irak Savaşı’ndaki İranlı kadınların deneyimleri, bu deneyimlerin ne kadar acı verici ve korkunç olduğunu gösteriyor. Önceden yapısal ve yasal kısıtlamalarla karşı karşıya olan kadınlar için durum daha karmaşık ve zordur; İran’daki birçok kadın gibi bu kısıtlamalar savaş zamanında savunmasızlıklarını artırır.

*Bu tarihsel deneyimler ve küresel çalışmalar, mevcut durumda kadınların rolü ve konumu açısından ne gibi dersler sunuyor?

Araştırmalar, kadınların savaşlarda genellikle mağdur olduğunu, ancak tek mağdur olmadıklarını gösteriyor. Kadınlar aynı zamanda aktif ve kritik roller üstlenir, çoğu zaman sosyal aktivistler ve barış yapıcılar haline gelirler. Avrupa, Afrika ve Latin Amerika’daki tarihsel deneyimler, kadınların insani yardımların organize edilmesinde, sosyal destek ağlarının kurulmasında ve barış hareketlerinin ilerletilmesinde önemli rol oynadığını ortaya koyuyor. Kadınların toplumsal yeniden yapılanma ve barış çabalarına katılımı da büyük etki yaratıyor.

Birleşmiş Milletler’in “Kadın, Barış ve Güvenlik” programı ve BM Güvenlik Konseyi 1325 sayılı kararı çerçevesindeki araştırmalar, kadınların barış süreçlerine katılımının sürdürülebilir barış sağlama olasılığını artırdığını gösteriyor.

İranlı kadınlar, tarihsel kriz deneyimleri sayesinde toplumsal ve siyasi alanlarda aktif olarak bulunarak sadece zararları azaltmakla kalmaz, aynı zamanda etkili sosyal ve barışçı süreçlerin şekillenmesinde de rol oynarlar. İran-Irak Savaşı sırasında kadınlar, sosyal ve destekleyici roller üstlendi. “Barış Anneleri” grubu, İran’ın dış savaş tehdidi altında olduğu dönemlerde kuruldu. Başlangıçta sadece sekiz kadındık ve ben onlardan biriydim, ancak sayımız zamanla arttı ve faaliyetlerimiz genişledi. Bu sivil hareketler, gerilimi azaltmada ve savaşın başlamasını önlemede kritik bir rol oynadı.

*Bu gruplar toplumda, sosyal ağlarda ve sivil faaliyetlerde nasıl rol oynayabilir?

Savaş ve kriz dönemlerinde dayanışma ağları en önemli insani destek kaynaklarıdır. Yerel dernekler ve gayriresmi kurumlar mali ve manevi destek sağlayabilir. Savaş sahnelerinden gelen videolar, insanların mağdurlara hızlı destek sağladığını gösteriyor; bu, insani ve toplumsal değerlerin korunmasını yansıtır ve çoğu resmi yardımdan daha güvenilirdir.

İran’da kadınlar arasındaki sosyal ağlar ve dayanışma, savaşın neden olduğu zararları azaltabilir ve demokratik değerlerin korunmasında ve güçlendirilmesinde etkili olabilir.

*Bazı medya organları bu konuları ve savaş karşıtı dayanışma hareketlerini görmezden geliyor, halkın gerçek kaygılarını ele almıyor. Medya nasıl etkili olabilir?

Savaş zamanında medya çift taraflı bir rol oynar; bir yandan şiddet ve kutuplaşmayı artırabilir, diğer yandan toplumsal farkındalık ve dayanışmayı güçlendirebilir. Ancak çoğu medya farklı etkenlerin etkisi altında çalışır ve bağımsız ya da sorumlu bir şekilde bu ikili rolü oynayamaz.

Sorumlu ve bağımsız medya, savaşın sonuçlarını ele alarak, sivillerin deneyimlerini aktarmak ve krizin insani boyutlarına odaklanmak suretiyle yapıcı bir rol oynayabilir. Örneğin Minab Kız Okulu’na yapılan saldırı çoğunlukla istatistiklerle aktarılıyor; oysa medyanın görevi, felaketin boyutlarını göstermek, toplumun savunmasız kesimlere farkındalığını artırmak ve toplumsal dayanışmayı güçlendirmektir.

Bu bağlamda sosyal ağlar kritik rol oynar. Bağımsız medya, yanlış içerik üretimini engelleyebilmeli, doğru bilgiyi yayabilmeli ve etkili önlemler alabilmelidir; böylece gerçekliği yansıtmak, savunmasız kesimleri korumak ve toplumsal dayanışmayı güçlendirmek mümkün olur.