İran’daki ayaklanmalar ve ‘Jin, Jiyan, Azadî’nin etkisi

İran’daki son gösteriler, Jin, Jiyan, Azadî’nin derin etkisi göz ardı edilmeden anlaşılamaz. Tarihsel bir devrimci rehber olan bu söylem, kadınların rolünü baskının sembolünden bilinçli ve aktif bir öncüye dönüştürmüştür.

GELAVEJ AVRİN

İran’da son birkaç gündür yaşanan ayaklanmalar, görünüşte ekonomik ve geçim talepleriyle başlamış olsa da, daha derin katmanlarında geçmiş yılların protesto hareketlerinin kolektif deneyimini ve hafızasını taşıyor. Bu süreçte, “Jin, Jiyan, Azadî” felsefesi anlamlı ve ilham verici bir güç olarak varlığını sürdürürken, kadınlar da bu sürecin aktif öncüsü olmaya devam ediyor. İran ve Rojhilat’taki ayaklanmalar aynı zamanda Jin, Jiyan, Azadî Devrimi’nin bir devamını temsil ediyor.

İran ve Rojhilat Kürdistan’da Jin, Jiyan, Azadî devriminden bu yana üç yıl geçmesine rağmen, bu kavramın yalnızca bir protesto sloganı olmadığı kanıtlanmıştır. Jin, Jiyan, Azadî kısa sürede üç temel unsuru birbirine bağlayan entelektüel ve değerler çerçevesi haline gelmiştir: Kadınlar, toplumsal yaşamda sorumlu ve bağımsız bir özne olarak ön plana çıkıyor; erkek egemen devlet sisteminin katliam odaklı politikalarına karşı yaşamı savunuyor; ve özgürlük, yalnızca siyasi değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel boyutları olan kapsamlı bir yaşam felsefesi olarak benimseniyor.

Jin, Jiyan, Azadî Devrimi, cinsiyet talepleri ile genel toplumsal talepler arasındaki sınırı ortadan kaldırmış ve kadın sorununun tüm toplumun sorunu olduğunu göstermiştir. Bu nedenle, ana odak noktası geçim ve ekonomik eşitsizlik olan son ayaklanmalarda bile bu gerçeğin izleri açıkça görülebilmektedir.

Bu öncü ruh, geleneksel “erkek protestosu” imajına meydan okumuştur

Kadınların ön saflardaki aktif varlığı, toplumda yaygın olan birçok olumsuz ve cinsiyetçi varsayımı dönüştürdü. Genel ve dar görüşlü değerlendirmelerin aksine, kadınlar son dönemdeki birçok mitinge yalnızca katılmakla kalmadı, aynı zamanda onları başlattı ve organize ettiler. Ön saflarda yer almaları, slogan atmaları ve baskıcı güçlere karşı durmaları, Jin, Jiyan, Azadî devriminde şekillenen deneyimin doğal bir devamıdır. Bu öncü ruh, geleneksel “erkek protestosu” imajına meydan okumuştur. Erkeklerin toplumların kaderini belirlediği anlayış, artık geçerliliğini yitirmiştir. Üç yıllık direniş boyunca kadınların duruşu, İran toplumuna kadınlar olmadan özgür bir yaşamın temelinin atılamayacağını ve daha da önemlisi, özgürce yaşayamayacağımızı anlatmıştır.

Protestonun dili toplumsal hale geldi

Son ayaklanmalarda, “Jin, Jiyan, Azadî” felsefesi protesto dilini daha insancıl ve toplumsal hale getirmiştir. Yoksulluk, cinsiyet ayrımcılığı ve siyasi baskıya karşı insan onuruna yapılan vurgu ile protestolarda kadın ve fiziksel sembollerin kullanımı, bu hareketin yalnızca kadınlar için değil, insanca bir yaşam talebi olarak ortaya çıktığını göstermektedir. Özellikle genç kadınların ön saflardaki varlığı, toplumsal korkuyu azaltmada önemli bir rol oynamıştır. İran toplumu, kadınların cesur duruşu sayesinde sokaklarda ve caddelerde özgürlük tohumları ekmektedir. Jin, Jiyan, Azadî deneyimi, yıllarca kontrol ve baskının aracı haline gelmiş kadın bedeninin direniş öznesi olabileceğini göstermiştir. Bu deneyim, protestoların sembolik gücü haline gelmiş ve toplumun diğer kesimlerini daha aktif katılım göstermeye teşvik etmektedir.

Sosyal değişim kadınların katılımı ile mümkün

Son dönemdeki ayaklanmalar, zaman zaman sınırlı veya aralıklı görünse de, sosyal açıdan uzun vadeli bir eğilimin parçasıdır. Jin, Jiyan, Azadî, kadınlara sokaklarda olmanın bir hak olduğunu ve siyasetin yalnızca resmi kurumlar tarafından şekillendirilmediğini göstermiştir. Aynı zamanda, kadınların aktif katılımı olmadan gerçek bir sosyal değişim mümkün değildir. Bu nedenle, ekonomik taleplerle yapılan protestolarda bile kadınlar, hareketin anlamsal ve ahlaki yükünü taşımaya devam etmektedir.

Kadınlar protestoların anlamını şekillendiren bir güçtür

İran’daki son gösteriler, Jin, Jiyan, Azadî’nin derin etkisi göz ardı edilmeden anlaşılamaz. Tarihsel bir devrimci rehber olan bu söylem, kadınların rolünü baskının sembolünden bilinçli ve aktif bir öncüye dönüştürmüştür. Sokak protestoları, Jin, Jiyan, Azadî’nin varoluşsal felsefesini yeniden tanımlama alanı haline gelmiştir. Günümüz kadınları sadece protestocuların bir parçası değil, aynı zamanda protestonun yönünü ve anlamını şekillendiren bir güçtür. Sokakların geçici sessizliğinde bile toplumun hafızasından silinmeyecek bir etki bırakmaktadır. Her devrimin tarihsel ve toplumsal bir bağlamı vardır. Jin, Jiyan, Azadî Devrimi de tarihsel olmakla birlikte günümüz gerçeklerini yansıtan, toplumsal ve kadınların direnişiyle örülü bir tarihtir.