İran’da eylemlerin 17’nci günü: Gerçekler gizlenmeyecek boyutta

İran genelinde protestolar 17’nci gününe girdi. Devletin interneti kesmesi, askeri kuşatmalar ve yüzlerce sivilin katledildiğine dair raporlar, ülkede sistematik baskı ve katliam sürecinin devam ettiğini gösteriyor.

Haber Merkezi - İran’da halk ayaklanması devam ederken, İran devleti de tüm askeri ve propaganda gücüyle, en temel insani hakları için sokağa çıkan yurttaşları “terörist” olarak göstermeye çalışıyor.

Sahadan gelen bilgiler, özellikle Rojhilat Kürdistan’ında internetin tamamen kesildiği koşullarda sistematik bir katliamın ve ağır bir güvenlik atmosferinin hâkim olduğunu ortaya koyuyor.

Suç icat etme stratejisiyle katliamı meşrulaştırma

Son günlerin en büyük trajedilerinden biri, iç baskıyla uluslararası siyasi oyunların kesişmesi oldu. ABD yönetimi ve Donald Trump’ın bizzat yaptığı müdahaleci açıklamalar ve “askeri ve siber destek” iddiaları, fiilen İran devletinin baskı ve şiddet mekanizmasına bahane sundu. Rejim, bu söylemleri kötüye kullanarak halkın meşru ekonomik ve siyasi taleplerini “yabancı kışkırtması” olarak damgalıyor ve sivillerin katledilmesini meşrulaştırmaya çalışıyor.

İran devleti bir yandan silah sevkiyatları ve protestocuların “öncü kadrolarının” yakalandığını öne sürerken, diğer yandan üst düzey güvenlik yetkilileri Washington’la iletişim kanallarının açık olduğunu itiraf ediyor. Bu tehdit dili, rejimin propaganda makinesini besleyerek Kirmanşah’ta protesto eden bir hemşirenin ya da Tahran’da katledilen Kürt bir işçinin ölümünü “Mossad ve CIA planı”na bağlamasına imkân tanıyor.

Beyaz Saray’dan atılan her tweet, İran’da gençlerin kalbine sıkılan kurşun için bir izin belgesi gibi yorumlanıyor. Kürdistan İnsan Hakları Ağı’nın raporlarına göre, Tahran’da aralarında 17 yaşında, Avdanan’daki cenazesinde “Diktatöre ölüm” sloganı atılan bir gencin de bulunduğu beş Kürt yurttaşın öldürülmesi, bunun yalnızca küçük bir örneği.

Kehrizek faciası: 21’inci yüzyılın sistematik katliam sembolü

Bu 17 günün en sarsıcı gelişmesi, Tahran’daki Kehrizek morgu, geçici morglar ve diğer kentlerdeki adli tıp merkezlerinden sızdırılan görüntüler oldu. Bazı videolarda sayıları 400’e ulaştığı tahmin edilen yüzlerce eylemcinin cenazelerinin üst üste yığıldığı görülüyor. Bu görüntüler, yaygın ve yargısız infazların açık kanıtı niteliğinde.

Sağlık çalışanlarından alınan bilgilere göre, birçok kişi çatışma sırasında değil, gözaltı merkezlerinde işkence altında ya da infaz edilerek katledildi. Devletin Kehrizek ve diğer morglarda cenazeleri hızla teslim etme ısrarı, uluslararası mahkemelerde delil olabilecek kanıtları sessizce ortadan kaldırma girişimi olarak değerlendiriliyor.

Dijital direniş etkisizleştirilmeye çalışılıyor

Devlet 7 gündür interneti tamamen kesmiş durumda ve bağlantıyı neredeyse sıfıra indirdi. Amaç yalnızca protestocuların koordinasyonunu engellemek değil, aynı zamanda dünyanın yaşanan katliamların boyutlarını öğrenmesini önlemek.

Dün morg koridorlarında evlatlarını arayan, bugün ise cenazelerde rejim karşıtı slogan atan ailelerin artık kaybedecek bir şeyi kalmadı. Rejimin Rusya’dan aldığı silahlar ve Türkiye menşeli çevik kuvvet ekipmanları bile bu noktada etkisiz kalıyor.

Rejim, interneti keserek yalnızca iletişimi değil, milyonlarca insanın geçimini de rehin aldı. Bankacılık ve idari sistemlerin felce uğraması pahasına, Tahran’daki ve Rojhilat Kürdistan’ındaki katliam görüntülerinin dışarı çıkması engellenmek isteniyor.

Gözaltılar ve korku politikası

Doğrulanmış bilgilere göre, ülke genelinde 3 binden fazla kişi gözaltına alındı. Zorla alınan itiraflar, sanatçı ve sporculara yönelik tehditler, halktan yana tavır alan fabrika yöneticilerinin işletmelerine el koyma tehdidiyle ayaklanma bastırılmaya çalışılıyor.

Yargı erkinin başındaki isimlerin “taviz yok” ve “kan davası” dili, her türlü muhalif sesi “düşman ajanı” olarak bastırma talimatı anlamına geliyor. Ancak gece protestoları, morg önlerindeki toplanmalar ve cenazelerde atılan sloganlar, korkunun artık saf değiştirdiğini gösteriyor.

Kentlerin askerileştirilmesi: Rojhilat’tan Tahran’a

İlam, Kirmanşah, Saqiz ve diğer Rojhilat kentlerinden gelen bilgiler, tam kapsamlı bir askeri işgale işaret ediyor. Ağır silahlarla donatılmış birlikler, dış tehdit için değil, kimliğini ve onurunu haykıran yurttaşları bastırmak için konuşlandırıldı. 17 yaşındaki Kürt çocukların öldürülmesi, rejimin hiçbir kırmızı çizgisi kalmadığını gösteriyor

9 Ocak gecesi, internetin kesik olduğu saatlerde Tahran’dan yayılan ve protestocuların ateş etrafında Kürtçe stranlarla halay görüntüleri, baskı altındaki yaşamın sembolü haline geldi.

Uluslararası insan hakları örgütleri, yaşamını yitirenlerin sayısının binleri bulduğunu belirterek acil müdahale çağrısı yaptı.

Önümüzdeki süreç: Despotluktan geçiş

Uluslararası analizlere göre İran devleti artık toplumsal olarak yeniden üretilemez bir “klinik ölüm” evresine girmiş durumda. Ekonomik çöküş, küresel izolasyon ve yüzlerce masumun kanı, çözülmeyi geri döndürülemez hale getirdi.

İran bugün, haklarını geri almak için ant içmiş bir halkla karşı karşıya. Ne internet kesintileri ne de askeri baskı, Kehrizek ve diğer morglarda gömülü gerçekleri gizleyebilir. Rejim, binlerce insanı katlederek toplumla arasındaki son bağı da koparmış durumda. Bugün İran devleti, silahlarla çevrili ama meşruiyetten yoksun bir kalede yaşamaktadır.