İran’da eğitimde sınıfsal uçurum derinleşiyor
İran’da yeni eğitim yılıyla birlikte sınıfsal eşitsizlik, yalnızca devlet ve özel okullar arasındaki farkla sınırlı kalmıyor. Aile geliri, yaşanılan bölge, okulun olanakları, öğretmen eksikliği ve eğitim masrafları çocukların fırsatlarını giderek farklıla
Haber Merkezi- İran’da yeni eğitim yılının başlamasıyla eğitim sistemindeki sınıfsal uçurum daha görünür hale geliyor. Bir tarafta yıllık ücretleri yüz milyonlarca tümene, hatta 1 milyar tümene yaklaşan okullar bulunurken, diğer tarafta kırtasiye, ulaşım ve okul masraflarını karşılamakta zorlanan aileler yer alıyor.
Tahran’ın kuzeyindeki bazı özel ve uluslararası okulların yıllık ücretlerinin yaklaşık 400 milyon tümenden başlayarak 1 milyar tümene yaklaştığı belirtiliyor. Bu okullarda düşük mevcutlu sınıflar, yabancı dil eğitimi, spor ve sanat olanakları ile çeşitli eğitim hizmetleri sunuluyor.
2026-2027 eğitim yılı için özel okullarda açıklanan taban ücret ise ilkokul için 20 milyon, ortaokul için 22 milyon tümen olarak belirlendi. Ancak eğitim giderleri yalnızca okul ücretinden oluşmuyor. Üniforma, çanta, ayakkabı, kırtasiye, servis, beslenme ve kurslar da ailelerin yükünü artırıyor. Yeni eğitim yılı öncesinde bir öğrencinin kırtasiye masrafının yaklaşık 15 milyon tümene kadar çıktığı tahmin ediliyor.
Ücretsiz eğitim, masrafsız eğitim anlamına gelmiyor

İran’da devlet okullarında eğitim yasal olarak ücretsiz olsa da aileler eğitim sürecinde çok sayıda ek masrafla karşı karşıya kalıyor. Birden fazla çocuğu okula giden düşük gelirli aileler için bu giderlerin toplamı, aylık gelirin önemli bir bölümünü oluşturabiliyor.
Bu koşullarda aileler okul kıyafeti, kırtasiye, ulaşım ve diğer temel ihtiyaçlar arasında seçim yapmak zorunda kalıyor. Buna karşılık ekonomik durumu iyi olan aileler, daha donanımlı okulların yanı sıra özel ders ve ücretli eğitim hizmetlerinden de yararlanabiliyor.
Böylece ekonomik durum yalnızca çocuğun hangi okula gideceğini değil, eğitim deneyiminin niteliğini ve gelecekteki fırsatlarını da belirliyor.
Aynı eğitim sistemi, farklı olanaklar
Eğitimde eşitsizlik yalnızca yüksek ücretli özel okullar ile devlet okulları arasındaki farktan ibaret değil. Devlet okulları arasında da bölgelere göre ciddi farklılıklar bulunuyor.
Kentlerin daha gelişmiş bölgelerinde eğitim gören çocuklar; uygun okul binaları, laboratuvar, kütüphane, spor alanları, destek kursları ve öğretmenlere daha iyi erişim imkanına sahip olabilirken, dezavantajlı bölgelerdeki öğrenciler kalabalık sınıflar, öğretmen eksikliği ve yetersiz eğitim alanlarıyla karşı karşıya kalıyor.
Bazı bölgelerde konteyner sınıflar ve yenilenmeye ihtiyaç duyan okulların varlığı da devam ediyor. Bu nedenle çocuğun doğduğu ve yaşadığı yer, aldığı eğitimin niteliğini belirleyen önemli faktörlerden biri haline geliyor.
Öğretmen açığı da eşitsizliği büyütüyor
İran’da eğitim yetkilileri bu yıl da öğretmen açığının devam ettiğini belirtiyor. Açıklanan tahminlere göre öğretmen açığı 100 bin ile 130 bin arasında.
Öğretmen eksikliği, sınıfların kalabalıklaşmasına, öğretmenlerin ek ders yükünün artmasına ve eğitim kalitesinin düşmesine neden olabiliyor. Ekonomik durumu iyi olan aileler bu açığı özel ders ve eğitim kurumlarıyla telafi edebilirken, düşük gelirli ailelerin böyle bir seçeneği bulunmuyor.
Bu nedenle aynı sınıfta, aynı kitabı kullanan iki çocuk dahi eğitim açısından birbirinden çok farklı imkanlara sahip olabiliyor.
Yoksulluk çocukları okuldan uzaklaştırıyor

Sınıfsal eşitsizliğin en ağır sonucu ise çocukların eğitim sisteminin dışına çıkması. 2023-2024 eğitim yılına ilişkin veriler, İran’da yaklaşık 950 bin çocuğun eğitim dışında kaldığını gösteriyor. Önceki yıllarda da 900 binin üzerinde çocuk için benzer veriler açıklanmıştı.
“Eğitim dışında kalma” ile “okulu bırakma” arasında istatistiksel farklar bulunsa da yüz binlerce çocuk ve gencin düzenli eğitim sürecinin dışında olduğu görülüyor.
Yoksulluk bu durumun önemli nedenlerinden biri. Ailenin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı koşullarda çocuk çalışmak, küçük kardeşlerine bakmak, atölye veya tarım işlerinde yardımcı olmak ya da ev işlerini üstlenmek zorunda kalabiliyor.
Böylece yoksulluk yalnızca ailenin bugünkü gelirini değil, çocuğun gelecekte eğitim alma imkanını da etkiliyor.
Dezavantajlı bölgelerde kız çocukları daha fazla etkileniyor
Düşük gelirli bir ailede ve dezavantajlı bir bölgede yaşayan çocuk aynı anda birçok sorunla karşılaşabiliyor. Düşük aile geliri, yetersiz okul imkanları, öğretmen eksikliği, ulaşım sorunları ve destekleyici eğitim hizmetlerinin bulunmaması bu sorunların başında geliyor.
Kız çocukları ise ekonomik yoksulluğun yanı sıra aile içindeki sorumluluklar ve toplumsal sınırlamalarla da karşılaşabiliyor. Özellikle ortaöğretime erişimin zor olduğu bölgelerde okul ile ev arasındaki mesafe, ulaşım masrafları ve eğitim olanaklarının yetersizliği kız çocuklarının eğitimlerini sürdürmesini güçleştirebiliyor.
Bu nedenle toplumsal cinsiyet, ekonomik sınıf ve yaşanılan bölge birbirini etkileyerek eğitimdeki eşitsizliği daha da derinleştiriyor.
Eğitim, sınıfsal eşitsizliğin yeniden üretildiği alana dönüşüyor
İran’da ortaya çıkan tablo, farklı çocukların nasıl farklı eğitim deneyimleri yaşadığını gösteriyor. Bir grup çocuk düşük mevcutlu sınıflar, yabancı dil, spor, sanat, danışmanlık ve çeşitli eğitim programlarından yararlanırken, başka çocuklar kalabalık sınıflar, öğretmen eksikliği, yetersiz altyapı ve eğitim masraflarıyla mücadele ediyor.
Eğitimdeki bu fark yalnızca konfor meselesi değil. Eğitim kalitesi; öğrenme kapasitesini, akademik başarıyı, üniversiteye erişimi ve gelecekteki iş imkanlarını doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla eğitim kalitesinin ailenin ekonomik gücüne bağlı hale gelmesi, mevcut sınıfsal eşitsizliğin yeni kuşaklara aktarılmasına yol açıyor.
Devletin sorumluluğu yalnızca okulların sayısını artırmak değil; dezavantajlı bölgelere daha fazla kaynak aktarmak, devlet okullarının niteliğini yükseltmek, öğretmen açığını gidermek ve eğitimin gizli maliyetlerini azaltmak olmalı.
İran’da eğitim sistemi, toplumdaki daha geniş ekonomik ve sosyal eşitsizliğin bir yansımasına dönüşmüş durumda. Eğitim herkes için eşit bir hak olacaksa hiçbir çocuk ailesinin yoksulluğu, yaşadığı bölge ya da eğitim masraflarını karşılayamaması nedeniyle daha az fırsata sahip olmamalı.
Eğitim, eşitsizliği azaltan bir araç olmak yerine sınıfsal farkların yeniden üretildiği bir mekanizmaya dönüştüğünde, çocukların geleceği de doğrudan ekonomik durumlarına göre şekilleniyor.