İran’da dayanışmanın politik gücü: Bakım siyaseti ve ‘Jin Jiyan Azadî’

İran ayaklanmaları, The Care Manifesto’nun ortaya koyduğu “bakım siyaseti” perspektifiyle örtüşen yeni bir politik anlayışa işaret ediyor. “Jin Jiyan Azadî” sloganı ise bu yaklaşımın pratik ifadesi olarak öne çıkıyor.

ŞEYLA KASIMHANİ

Haber Merkezi - Son dönemde İran’da yaşanan ayaklanmalar, baskının toplumsal dayanışmanın yenilikçi biçimlerini engelleyemediğini ortaya koydu.

Yaralıların resmi kurumlar dışında tedavi edilmesinden eylemcilerin saklanmasına ve tutukluların ailelerine destek sağlanmasına kadar uzanan bu kendiliğinden dayanışma ağları, “bakım” kavramını radikal bir siyasal pratik olarak yeniden tanımladı. Bu durum, “Bakım Manifestosu”nda ifade edilen ve gündelik ilişkiler ile kırılgan ama gerçek bir dayanışmadan doğan “aşağıdan bakım siyaseti” anlayışını somutlaştırıyor.

Son yıllarda dünyada ekonomik, çevresel ve siyasal krizlerin derinleşmesiyle birlikte “bakım” kavramı yeniden teorik ve politik tartışmaların merkezine yerleşti. 2020’de “The Care Collective” tarafından yayımlanan The Care Manifesto, neoliberal düzen içinde özel, kadınsı ve önemsiz görülerek marjinalleştirilen bu kavramı yeniden düşünmeye yönelik bilinçli bir girişim niteliği taşıyor. Kitap yalnızca geç kapitalizme dair teorik bir eleştiri sunmakla kalmıyor; aynı zamanda kolektif yaşamın yeniden inşası için siyasal bir ufuk öneriyor. Bu ufuk, İran deneyimi ve “Jin Jiyan Azadî” ayaklanmasıyla da yakından ilişkilendirilebilir.

Kolektif sorumluluğun inkarı

“Bakım Manifestosu”nun yazarları temel bir varsayımdan hareket eder: İnsanlar kendi kendine yeten, bağımsız ve yalıtık varlıklar değildir. Aksine insan yaşamı, doğumdan ölüme kadar; diğer insanlarla, kurumlarla, doğayla ve toplumsal altyapıyla kurulan karşılıklı bağlılık ağları içinde şekillenir. Buna rağmen modern siyaset ve ekonomi, özellikle neoliberal versiyonunda, tam da bu karşılıklı bağımlılığı inkar eder. “Kendi kendinden sorumlu birey” fikri kolektif sorumluluğun yerini almış; bakım ise toplumsal bir yükümlülük olmaktan çıkarılıp kişisel bir yük haline getirilmiştir.

Neoliberalizmin siyasal aklı

Bu çerçevede neoliberalizm yalnızca bir ekonomik sistem değil, her şeyi piyasa, verimlilik ve rekabet mantığına indirgeyen bir siyasal akıldır. Ölçülemeyen, kar getirmeyen ve rekabete dayanmayan bakım ise ya göz ardı edilir ya da pazarlık gücü en zayıf kesimlere –çoğunlukla kadınlara, göçmenlere ve marjinalleştirilmiş gruplara– yüklenir. Kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi, kemer sıkma politikaları ve devletin sosyal sorumluluklardan çekilmesi, bakım alanında yapısal bir kriz yaratmış; yaşamı sürdürmek bireysel ve maliyetli bir meseleye dönüşmüştür.

“Bakım Manifestosu”, bakıma yeniden siyasal bir boyut kazandırılması çağrısında bulunur. Bakım yalnızca ahlaki ya da duygusal bir mesele değildir; toplumsal yaşamın temelini oluşturur. Sağlık, eğitim, ulaşım, barınma, çevre ve insani ilişkiler gibi tüm alanlar karmaşık bakım ağlarına dayanır. Bu ağlar zayıflatıldığında toplumsal doku aşınır ve yapısal şiddet artar. Bu tablo, İran dahil birçok toplumda açıkça görülmektedir.

Bakım, eşitsiz ve sınıfsal bir meseleye dönüştü

Bu teorik çerçeve İran bağlamına uygulandığında, “Bakım Manifestosu” mevcut durumu anlamak için güçlü bir analiz aracı sunar. İran’da devlet yalnızca bakım yükümlülüklerini yerine getirmemekle kalmamakta; çoğu zaman en basit kolektif bakım biçimlerini dahi baskı altına almaktadır. Sağlık ve eğitim sistemlerindeki çöküşten yurttaşların yaşam ve geçim koşullarının sistematik biçimde ihmal edilmesine kadar bakım, eşitsiz ve sınıfsal bir meseleye dönüşmüştür. Bu koşullarda özellikle kadın bedenleri denetim, sömürü ve şiddete daha açık hale gelmektedir.

Manifestonun bir diğer önemli noktası, otoriter siyaset ile belirli bir “politik erkeklik” anlayışı arasındaki ilişkiye yönelttiği eleştiridir. Gücü, kontrolü, sertliği ve bağımsızlığı yücelten; zayıflık, ihtiyaç ve bedensellikle ilişkilendirilen her şeyi küçümseyen bu anlayış, İran’ın siyasal yapısında da kendini gösterir. İhtiyacı, bakımı ya da toplumsal dayanışmayı kabul etmek zayıflık sayılırken; baskı, egemen siyasal dile dönüşür.

Jin, Jiyan, Azadî’ sloganı ve kopuş

Bu bağlamda “Jin, Jiyan, Azadî” sloganının yükselişi yalnızca bir siyasal protesto değil, aynı zamanda kavramsal bir kopuştur. Bu slogan; resmi siyaset, beden, gündelik yaşam ve yaşam kalitesi arasındaki kopuş noktasında durur. “Kadın” sözcüğü yalnızca cinsiyet kimliğini değil; görünmez bakım emeğinin, bedensel denetimin ve kamusal alandan dışlanmanın tarihini taşır. Yaşam, onur, mutluluk ve güvenlik gibi otoriter düzen içinde marjinalleştirilmiş kavramlara vurgu yapar. Özgürlük ise soyut bireysel bir özgürlük değil; başkalarıyla ilişki içinde ve karşılıklı bakım çerçevesinde var olan bir özgürlüktür.

Bakım Manifestosu’nun tercümesi

Bu anlamda “Jin, Jiyan, Azadî”, “Bakım Manifestosu”nun çizdiği ufkun pratik bir tercümesi olarak görülebilir. Her ikisi de karşılıklı bağımlılığı inkar eden, zayıflığı bastıran ve bakımı değersizleştiren bir düzene meydan okur. Her ikisi de siyaseti ölümün ve yıkımın yönetimi üzerinden değil; yaşamın korunması ve geliştirilmesi temelinde yeniden tanımlamayı önerir.

Sonuç olarak “Bakım Manifestosu”nun İranlı okur için önemi, yalnızca küresel neoliberalizme yönelik eleştirisinde değil; alternatif düşünme imkanları sunmasındadır. Kitap, ailevi, toplumsal ve siyasal düzeylerde bakım ağları yeniden inşa edilmeden hiçbir özgürleşme projesinin sürdürülebilir olmayacağını hatırlatır. Yıllardır yaşamın yalnızca hayatta kalmaya indirgendiği bir ülkede, bakımı yeniden sahiplenmek başlı başına bir siyasal direniş biçimi olabilir. Bu direniş, sade ama derin ve köklü bir dille ifade edilir: “Jin Jiyan Azadî.”