İran’da 20’inci gün: Avukatlardan BM’ye insanlığa karşı suç uyarısı

İran’da protestoların 20’nci gününde devlet şiddeti benzeri görülmemiş bir boyuta ulaştı. İnsan hakları örgütlerine göre yaklaşık 4 bin kişi katledildi, 50 binden fazla kişi tutuklandı. Avukatlar ise ‘insanlığa karşı suç’ uyarısında bulundu.

Haber Merkezi - İran’da halk protestolarının 20’nci gününde, hükümetin uyguladığı baskı, son yılların en ağır insan hakları ihlallerinden birine dönüştü. İnsan hakları örgütlerinin raporlarına göre, yalnızca 7–14 Ocak tarihleri arasında protestolarla bağlantılı olarak hayatını kaybedenlerin sayısı yaklaşık 4 bine ulaştı. Aynı dönemde tutuklama ve gözaltı sayısı 50 bini aşarken, çok sayıda kişi sokaklarda toplu şekilde gözaltına alındı. İnternet kesintileri, yargısız infazlar ve sağlık kurumlarına yönelik saldırılar ülkeyi derin bir insani krize sürüklüyor.

Güvenlik güçleri, protestocuları yakalamak amacıyla evlere, mahallelere ve iş yerlerine ani baskınlar düzenlemeye devam ediyor. Tahran’daki Behesht Zahra Morgu’nda kimliği belirsiz cenazelerin biyometrik yöntemlerle teşhis edilmeye başlanması ve ailelerin monitörler önünde yakınlarını aramak zorunda bırakılması, baskının ulaştığı insani felaketin boyutlarını gözler önüne seriyor.

Rojhelat’ta Kürtlere yönelik hedefli şiddet

Kürdistan İnsan Hakları Ağı, Rojhelat’ta devam eden kanlı baskı kapsamında, İlam, Tahran, Elburz, Markazi, Kirmanşah, İsfahan ve çevre bölgelerde en az 45 Kürt yurttaşın katledildiği bildirdi. Yaşamını yitirenler arasında kadınlar, çocuklar, gençler ve Yarsan inancına mensup kişiler bulunuyor.

Mahabad ve Bukan’dan Gulaleh Mahmoudi-Azar ile Zahra Moradi’nin gerçek mermi ve saçmalarla öldürüldüğü rapor edilirken, güvenlik güçlerinin ölenlerin cenazelerini ailelerine teslim etmek için yüksek meblağlarda para talep ettiği, ailelerin ise sessiz kalmaları yönünde tehdit edildiği belirtildi. Cenazeler çoğu zaman ağır güvenlik önlemleri altında defnediliyor.

İnternet kesintileri ve iletişim kısıtlamaları nedeniyle gerçek can kaybı sayısının tespit edilmesi mümkün değil; ancak mevcut veriler, Kürt bölgelerinde hedefli ve organize katliamların sürdüğüne işaret ediyor.

Sağlık kurumlarına baskın, doktorlara kaçırma

Diğer şehirlerden gelen bilgiler de baskının ülke geneline yayıldığını ortaya koyuyor. Karun İnsan Hakları Örgütü’ne göre, yalnızca Golestan, Karami ve Amirkabir’deki üç hastanede yaralı sayısı 300’ü aştı.

Basij güçlerinin, önemli bir bölümü gençlerden oluşan unsurlarıyla gerçek mermi ve saçma kullanarak doğrudan ateş açtığı bildiriliyor. İsfahan’daki Milad Hastanesi’ne düzenlenen baskında yaralılara müdahale eden doktorların kaçırılması ise sağlık hakkının ve tıp etiğinin açık ihlali olarak değerlendiriliyor.

Bojnourd’da 27 yaşındaki Nazli Janparvar, Şahsavar’da Negin Gadimi, Tahran’da Nasim Pooaghai ve Gorgan’da 21 yaşındaki Mobina Beheshti’nin güvenlik güçleri tarafından öldürülmesi, özellikle kadınların hedef alındığını gösteriyor.

Devlet medyası: Gerçekliğin sistematik inkarı

Ülke genelindeki internet kesintisinin 10’uncu gününde, devlet medyası protestoları “terörist savaş”, protestocuları ise “isyancı” olarak tanımlayan bir güvenlik anlatısını yeniden üretiyor. Ölümler, “önleyici güvenlik tedbirleri” veya “iç çatışmalar” olarak sunulurken, insan hakları örgütlerinin açıkladığı veriler tamamen görmezden geliniyor.

Protestoların ABD, İsrail ve “dış güçler” tarafından yönlendirildiği iddiaları, halk hareketinin meşruiyetini inkâr etmek ve kanlı baskıyı gerekçelendirmek için kullanılıyor. Ancak bu söylemin, sahadaki gerçekleri gizlemekten başka bir işlevi olmadığı vurgulanıyor.

Yargı baskının parçası haline geldi

Başyargıcın protesto davalarının “olağanüstü usullerle” ele alınacağına dair açıklamaları, adil yargılanma hakkının fiilen askıya alındığını gösteriyor. Zorla alınan itiraflar, hızlı yargılamalar ve ağır cezalar, sokaktaki şiddetin yargı yoluyla tamamlandığını ortaya koyuyor.

Uluslararası tepkiler: İnsanlığa karşı suç uyarısı

İran ve farklı ülkelerden 60 avukat, hâkim ve hukuk araştırmacısı, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ne gönderdikleri mektupta, İran’daki baskının “insanlığa karşı suç eşiğine” ulaştığını belirtti. Mektupta yargısız infazlar, zorla kaybetmeler, sağlık tesislerine saldırılar ve sistematik işkence vurgulandı.

Uluslararası Af Örgütü ise 8 Ocak’tan bu yana yaşananları “benzeri görülmemiş kitlesel ve yargısız infazlar” olarak tanımlayarak, Güvenlik Konseyi ve İnsan Hakları Konseyi’ni acil harekete geçmeye çağırdı.

Feministlerden küresel dayanışma çağrısı

Yurtdışında yaşayan 500’den fazla İranlı feminist, yayınladıkları bildiride İran’daki protestocuların kitlesel olarak katledildiğini belirterek, küresel feminist hareketi aktif dayanışmaya çağırdı. Bildiride, protestoların “Jin, Jiyan, Azadi” sürecinin devamı olduğu vurgulandı.

Sessizlik daha fazla ölüm anlamına geliyor

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde yapılan acil toplantılar, uluslararası toplumun endişesini ortaya koysa da, somut adımların atılmaması sert biçimde eleştiriliyor. İnsan hakları örgütleri, eylemsizliğin İran rejimine “devlet şiddetinin cezasız kalacağı” mesajını verdiği uyarısında bulunuyor.