İran-ABD müzakereleri: Bölge istikrarı ve rejimin geleceği masada

İran’daki protestoların ardından başlayan görüşmeler, ABD ile İran arasındaki gerginliği azaltma çabalarını ve bölge ülkelerinin beklentilerini gündeme taşıyor. Sosyolog Susen Rahş, müzakerelerin zorluklarını değerlendirdi.

ŞEHLA MOHAMMADİ

Haber Merkezi- İran’daki son yıllarda yaşanan protestolar ve bu protestoların kanlı biçimde bastırılması, bölgesel ve uluslararası siyaseti yeniden şekillendirdi. ABD ile İran arasında yoğun bir tehdit döneminin ardından yeniden başlayan müzakereler, bölge ülkelerinin de dikkatle izlediği karmaşık bir sürece işaret ediyor.

Sosyolog ve araştırmacı Susen Rahş’in değerlendirmelerine göre, bu müzakereler sadece iki ülkenin değil, bölge ülkelerinin güvenlik ve istikrar hedefleriyle de yakından bağlantılı. Susen Rahş, müzakerelerin zorluklarını, rejimin iç politikadaki durumunu ve uluslararası dengeleri ajansımıza değerlendirdi.

‘Değişimler göz ardı edilmemeli’

Susen Rahş, bu süreci değerlendirirken sözlerine Trump’ın savaş istemediğini ve son yıllarda hedeflerine daha çok ekonomik yollarla ulaşmayı tercih ettiğini belirterek başladı. Susen Rahş, son on yılda bölgede yaşanan değişimlerin göz ardı edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, “Suudi Arabistan, Türkiye ve tüm Arap ülkeleri bugün bölgede istikrar istiyor. Birçok kişi hala Netanyahu’nun ülkelerde kaos yaratma ve onları bölme fikrinin geçerli olduğunu düşünüyor, ancak ben bu fikrin artık tarihe gömüldüğüne inanıyorum” ifadelerini kullandı.

‘Saldırılar kaos yaratır’

Susen Rahş, ABD ve Batı ülkelerinin Irak’taki deneyimine atıfla “Trump’ın yardımcısı da ‘Biz tarihi okuyoruz ve bir daha asla ikinci bir Irak yaratmayacağız’ dedi. Çünkü İran’a saldırmaları halinde, İran sahip olduğu füzelerle bölgede kaos yaratır ve Hamaney de bunu açıkça dile getirdi” dedi. Rejimin, ABD ordusunun saldırılarına karşı koyamayacağını bildiğini vurgulayan Susen Rahş, şöyle devam etti:
“Ancak bölgede kaos yaratır ve bu durum özellikle şu anda Suriye Kürtlerini Fırat’ın güneyine sürmeye çalışan Türkiye’nin çıkarına değildir. İran’a bir saldırı olması durumunda iç savaş ihtimali vardır ve Kürtler arasındaki birlik olasılığı da artar. Öte yandan Filistin meselesi var; İsrail, yeni bir savaşa girmeden Filistin’i kontrol altına almaya çalışıyor.”

‘Ülkeler yeni bir istikrara ihtiyaç duyuyor’

Susen Rahş, ABD’nin rejimin ülkede bir tabanı olmadığını, insan haklarını ihlal ettiğini ve katliamlar yaptığını bilmesine rağmen rejim değişikliği hedeflemediğini söyledi. Türkiye Dışişleri Bakanı’nın İran’daki protestoların Türkiye’ye de sıçrayabileceği yönündeki açıklamasına da değinen Susen Rahş, “Bu ülkeler yeni bir istikrara ihtiyaç duyuyor. Bu yüzden Trump’ı tüm güçleriyle müzakerelere zorladılar” diye ifade etti.

Türkiye, Mısır, Katar, Umman ve Ürdün gibi bölge ülkelerinin çıkarlarını istikrarda gördüğünü belirten Susen Rahş, “En azından şu aşamada İsrail de İran’la yeni bir savaş istemiyor” diye ekledi. Susen Rahş, ABD ya da diğer devletlerin İran halkına rejimi devirmeleri için yardım edeceğine dair bir umut beslenmemesi gerektiğini vurguladı ve bu rejimin gitmesi isteniyorsa mücadelenin halkın kendi birlikteliğiyle yürütülmesi gerektiğini söyledi.

‘ABD İran’la uzlaşmaya çalışacak’

Müzakerelerin son derece karmaşık ve zor olacağını belirten Susen Rahş, nedenlerini şöyle açıkladı:
“İki ülke arasındaki mesafe çok büyük. ABD tüm konuları masaya yatırmak istiyor, İslam Cumhuriyeti ise yalnızca nükleer mesele üzerinden müzakere etmek istiyor. ABD taleplerinden geri adım atmayacak, ancak mümkün olduğu ölçüde İran’la uzlaşmaya çalışacak.”

‘Rejimin meşruiyeti yok’

Susen Rahş, İslam Cumhuriyeti’nin şu anda yalnızca yeni bir savaş istemeyen bölge ülkelerinin taleplerine yaslandığını belirterek “Rejim, müzakereleri Maskat’a taşıyabildiği için kendini güçlü hissediyor. Ancak Maskat’ın seçilmesinin bir diğer nedeni de Türkiye gibi ülkelere duyulan güvensizliktir” şeklinde konuştu. İnsan hakları söyleminin, ülkelerin kendi çıkarları tehlikeye girmediği sürece geçerli olduğunu belirten Susen Rahş, “Rejim ülke içinde artık meşruiyet kazanamayacağı bir noktaya gelmiştir. İran halkına masaya koyabileceği ve meşruiyet sağlayacak hiçbir kartı yoktur” dedi. Rejimin iç meşruiyetinin olmadığını vurgulayan Susen Rahş, rejimin en çok dayandığı unsurun muhalefet içindeki kaos olduğunu söyleyerek, rejimin muhalefet içine ajanlar göndererek karşı hareketler yarattığını ve özellikle sağcı gruplar içinde ciddi biçimde nüfuz ederek muhalefetin parçalanmasına yol açtığını ifade etti.

‘Artık kaybedecek bir şey yok’

Uluslararası toplumun yalnızca rejimin suçlarını kınamakla yetindiğini, ne devletlerin ne de Birleşmiş Milletler’in İran halkını desteklemek için somut adımlar attığını ve rejime karşı uluslararası mahkemelerde dava açma imkanı bulunmadığını belirten Susen Rahş, “Rejim, elinde bazı kozlar olduğunu biliyor ve işkence, baskı ve idamlarla ömrünü uzatıyor” diye konuştu. Bazı ekonomik yaptırımların kaldırılabileceği ve İran içinde bir ekonomik rahatlama yaşanabileceği ihtimaline de değinen Susen Rahş, buna umut bağlamadığını söyleyerek şöyle dedi: “İktidar içindeki çok güçlü oligarşi nedeniyle halk için herhangi bir ekonomik iyileşme yaşanmayacak. Bu durum, ülke içinde tek ses olunana ve sonuna kadar direnilebilene kadar devam edecektir.”

Susen Rahş, sözlerini şöyle tamamladı: “Rejimler üç şeyle çöker: Birincisi, halkın ortak acıda birleşmesi; ikincisi, örgütlenebilmesi; üçüncüsü ise örgütlenerek düşmanla mücadele edebilmesi. Bu bir süreçtir ve bence içerideki hareket bu süreci yaşayacaktır, çünkü artık kaybedecek hiçbir şeyi yoktur.”