‘Êzidî topluluğunu korumak Şengal'i korumakla mümkündür’
Bölgenin çok derin ve zorlu bir savaştan geçtiği bir dönemde, Êzidî topluluğunu savunmasız bırakmak intihardır. Êzidî topluluğunu korumak, Şengal'i korumakla mümkündür.
ZEHRA ŞENGALÎ
Haber Merkezi- Tarih boyunca Şengal, coğrafi konumu nedeniyle uluslararası ve bölgesel güçler için sürekli bir çekim merkezi olmuştur. Şengal’in coğrafyasında, tarih boyunca farklı dönemlerde birçok medeniyet yaşamıştır. Bölge küçük olmasına rağmen, siyasi, toplumsal, kültürel ve ticari açıdan stratejik bir öneme ve birçok özel niteliğe sahiptir. Musul sorununu yüzyıllık bir perspektifle ele aldığımızda, bu konuyu Şengal’den ayrı düşünmek mümkün değildir. Çünkü Musul’un yüzyıllık sorunu, artık birbirinden kopmuş bir mesele olmaktan çıkmış, bütünleşmiş ve yüzyıllık süreçlerin temelinde tartışılan bir bağlantı haline gelmiştir.
‘Aktörler kendi çıkarlarını korumaya devam ediyor’
Yüzyıllarca süren savaşlara, çatışmalara, kan dökülmesine ve kültür, dil, inanç, din ve toplum çatışmalarına neden olan güçler, şimdi aynı eski anlayışla ama yeni yöntemlerle masaya oturuyor. Bu tarih boyunca ve günümüze kadar, Şengal sorunu daima Musul ile bağlantılı bir mesele olarak varlığını sürdürdü. Bu bölgelerin sürekli bir çatışma alanı olduğu göz önüne alındığında, acaba Ortadoğu’daki yeni düzenlemelerde kendi kimliklerini koruyabilirler mi? Bu hala tartışılması gereken bir sorudur. Şengal de bu bağlamda hala kritik bir nokta olarak ortaya çıkıyor; buradaki meseleler, yeni bir çözüm ve yaklaşıma ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Ancak biliyoruz ki, Musul-Kerkük gibi belirsiz bölgelerdeki sorunlar hala çözülmemiş durumda ve bölgedeki pek çok aktör kendi çıkarlarını korumaya devam ediyor. Her ne kadar zaman zaman bu sorunlar görünmez kılınsa da, tamamen çözülmediği sürece, bir gün yeniden kendini gösterecektir.
Çatışmaların ne getireceği belirsiz
2014 yılında, uluslararası ve bölgesel güçlerin emirleri doğrultusunda, IŞİD çeteleri Êzidî topluluğuna saldırdı. Bu noktada, Önder Apo’nun sözleri akla gelir: “Tarih günümüzde gizli ve biz tarihin başlangıcında gizliyiz.” Şengal’deki mevcut durumu yalnızca bugüne bakarak anlamaya çalışırsak, yanlış bir yola sapabiliriz. Musul-Kerkük üzerindeki anlaşmazlık, Lozan Antlaşması’nın yüzüncü yılına kadar biriken sorunların bugüne yansımış halidir. Bu anlaşmazlık, devlet güçlerinin pek çok kez müdahale etmesine ve halkı parçalara ayırmasına neden oldu; parçalanma süreci, Irak ve Afganistan’dan Tunus, Mısır, Libya ve Suriye’ye kadar yayıldı. Şimdi de İran’da benzer bir durumun devam etme olasılığı yüksek görünüyor. Bu yazıyı yazarken, İsrail-İran arasındaki çatışmaların hızla gündeme geldiğini görüyoruz. Bu çatışmaların ve saldırıların önümüzdeki günlerde bize ne getireceği henüz belirsiz. Ancak, İran ve Türkiye hala bölgedeki mevcut anlaşmazlıkların temel aktörleri olmaya devam ediyor.
Şengal’e yönelik tehditler
Bir kez daha politik, diplomatik ve askeri gelişmelerin çerçevesine baktığımızda, Şengal’e karşı yürütülen tehditlerin gerçek boyutunu daha iyi görebiliyoruz. Bölgede ortaya çıkan bazı anlaşmazlıklar, esas olarak işbirliği temeline dayanmayan tarihi süreçlerden kaynaklanıyor. Bugün bu anlaşmazlıklar hala zorlayıcı bir şekilde kendini hissettiriyor. Aslında, anlaşmazlıklar pozitif nitelikteyse büyük sonuçlar doğurabilir; ancak negatif olduğunda, yalnızca savaş, yağma, katliam, öldürme ve işgal dışında bir sonuç getirmez. Tarih boyunca, bölgedeki pozitif anlaşmazlıklar insanlığın ilerlemesine katkı sağlasa da, günümüzde bunlar halihazırda devlet güçlerinin kontrolü altına alınmış durumda. Toplum ve devlet arasındaki mesafenin, pozitif ve negatif anlaşmazlıkların şekillenmesine yol açtığını görüyoruz. Günlük yaşamda bu anlaşmazlıklar o kadar etkili oluyor ki, farkında olmadan koca bir kar kütlesini hareket ettiren bir güce dönüşebiliyor. Bu durum, dini, ekonomik, ulusal ve bilimsel argümanlar üzerinden şekillenen bir kontrol mekanizmasıyla daha da pekişiyor.
Toplumsal bellek ve Êzidî toplumu
Êzidî toplumu da, bu anlaşmazlıklardan en çok zarar gören topluluklardan biri oldu. Topluluklar arasındaki negatif anlaşmazlıklar derinleşmiş, çoğu zaman düşmanlık ve karşılıklı öldürme eğilimiyle kendini göstermiştir. Bugün, bu durumun sonuçları topluma ağır bedeller olarak yansıyor. Devlet otoritesini kabul ederek kendini güvence altına alan topluluklar bile, günümüzde hala çok ağır bedeller ödemektedir. Êzidî toplumu da kendi varlığını koruma mücadelesiyle yaşamını sürdürdü. Ancak bu koruma, hem devlete karşı hem de devlete güvenerek kurtulan diğer topluluklara karşı ağır acılar ve travmalarla dolu oldu. Biz, bu gerçekliğin etkisini ve topluluklara zorla yüklenen bu ağırlığı tartışırken, içsel deneyimleri ve kolektif acıyı göz ardı edemeyiz. Bir toplumun belleği ne kadar güçlü korunursa, geleceğine o kadar yön verebilir. Bazen bu bellek, toplumu kendi acılarından ve tüm tehlikelerden koruyan bir zemin oluşturur. Bu gerçek, 2014 yılında Êzidî toplumunun yaşadıklarıyla açık bir şekilde görülmüştür.
‘Irak’taki durum hala gergin ve belirsizliğini koruyor’
Şimdi durum her geçen gün daha da karmaşık hale geliyor. Üçüncü Dünya Savaşı’nın eşiğine yaklaşan 2026 yılı, Suriye’de de kendini gösterdi. Özellikle Kuzey-Doğu Suriye’ye yapılan saldırıların ardından, Şengal bölgesi korku ve endişenin merkezi haline geldi. Herkes bu saldırıların, cihatçı ve çete grupları tarafından Irak topraklarına yayılmasından endişe duyuyor. Bu korku hala varlığını koruyor. Her ne kadar Türk devletinin saldırıları kısmen bastırılmış gibi görünse de, Irak’taki durum hala gergin ve belirsizliğini koruyor. Bu saldırılar bazı yeni planlara işaret etse de kendi başlarına yeterli değil. Ancak Êzidî toplumu, tüm güçleriyle bu korku ve tehditlerin karşısında harekete geçti. Bu süreçte, alınan önlemler ve yapılan hazırlıklar, mevcut korkuları sınırlamaya ve bölgedeki hareketliliği kontrol altında tutmaya yönelik. Irak’ta durum hala politik ve güvenlik açısından ciddi anlaşmazlıklar ve dış müdahalelere karşı hassas bir dengede bulunuyor. Şimdi tartışma konusu, bu durumun daha da kötüleşip kötüleşmeyeceği veya Irak’taki aktörlerin sorumluluk alarak mevcut krizleri yönetip azaltıp azaltamayacağıdır. Güçlü aktörler ve siyasi taraflar bu süreçte harekete geçecek mi, yoksa pasif mi kalacak? Bu hala cevap bekleyen bir sorudur.
‘Türk devleti her fırsatta Şengal'i açıkça tehdit ediyor’
Şengal’de şu anda durum hala hassas ve karmaşık bir şekilde devam ediyor. Son saldırılar ve tehditler, bölgedeki güvenlik açığını ve tarihsel gerilimleri yeniden görünür kıldı. Bu durumun “yeni canlanması”, tamamen geçmişin tekrar ortaya çıkması değil; aksine, 2014’ten bu yana süregelen krizlerin ve 2020’de Bağdat, Hewlêr ve Ankara’da yapılan resmi anlaşmanın ardından çözülemeyen sorunların bir yansımasıdır. Türk devleti her fırsatta Şengal'i açıkça tehdit etse de, Irak devleti de aynı ortaklık içindedir. Özellikle Êzidxan’ın kendi savunma güçlerine yönelik baskılar, marjinalleştirme veya tamamen etkisiz hale getirme girişimleri hala gündemde. Bu nedenle, bölgedeki güvenlik mekanizmalarının etkinliği, tüm yerel ve bölgesel aktörlerin çıkarları ve zihniyetleriyle doğrudan bağlantılı.
En önemli ve ilgi çekici olan şey, ortaya çıkan tehditler karşısında Êzidî topluluğunun tutum ve tavrının ne olacağıdır. En çok dikkat edilmesi gereken gerçek şudur: Êzidî topluluğu son 11 yıldır ciddi bir siyasi ve güvenlik uyanışı yaşıyor. Özellikle Êzidî kadınlar, bu iki özelliğin gelişmesinde öncü güç olmuştur. Êzidî kadınlar, Önder Apo'nun manifestoda 'Kast Katili' olarak tanımladığı bu dönemin cellatlarına karşı güçlü bir direniş kültürünün temelini atmıştır. Êzidî kadınlar bu varoluşu sürdürmeye devam edecektir. 11 yıl, bu varoluşsal öz savunmanın kalıcı olması için yeterli olmayabilir, ancak kısa bir süre de değildir. Êzidî topluluğunun ve özellikle Êzidî kadınların enerjisinin bir kısmı son 11 yıldır fermanın yaralarını sarmaya harcanmış olsa da, bu, ortaya konan gerçeği görmezden gelmek için bir neden değildir. Bir toplum yok oluşun son sınırlarına ulaştığında ve tekrar geri dönebildiğinde, herkes kendi kaderini kolayca hesaplayamayacağını bilmelidir. Êzidî topluluğunun 2014 yılında dipsiz bir çukurdan nasıl geri döndüğüne hepimiz şahit olduk. Bu hiç de kolay olmadı. Eğer Önder Apo gibi bir güç olmasaydı, bu topluluğun o çukurdan düşme gerçeğinden geri dönmesi mümkün olmazdı.
‘Êzidî topluluğunu savunmasız bırakmak intihardır’
Êzidî topluluğunun şu anda geçirdiği aşama bu özelliğe sahiptir. Bölgenin çok derin ve zorlu bir savaştan geçtiği bir dönemde, Êzidî topluluğunu savunmasız bırakmak intihardır. Bu, kalıcı bir kayıptır. Çünkü Êzidî topluluğunu korumak, Şengal'i korumakla mümkündür. Êzidî topluluğunun varlığını kendi savunmasında güvence altına alması ve hataya düşmemesi için, birlik, ittifak ve iç toplumsal dayanışma da dahil olmak üzere yerine getirmesi gereken görevler vardır. Bu dönemde, bu görevler yerine getirilirse, Êzidî topluluğu kendi topraklarının ve statüsünün içsel güvenliği altında varlığını güvence altına alacaktır.