Sudanlılar: Savaşlarda kadın bedeni intikam aracına dönüştürülüyor
Sudanlı kadın aktivistler, savaşlarda kadın bedenlerinin intikam aracı olarak kullanıldığını; tecavüz, öldürme ve cenazelere yönelik işkencenin yaygınlaştığını belirtti.
MERVAT ABDULKADİR
Sudan - Dünyanın dört bir yanında kadınlara yönelik ihlaller benzerlik gösteriyor. Bu uygulamalar, savaş suçu ve insanlığa karşı suç niteliği taşıyor.
Suriye’de ise Halep kentinde, özellikle Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde insani durum her geçen gün daha da kötüleşiyor. Bu bölgelerde, Suriye geçici yönetimine bağlı çeteler tarafından yapılan saldırılar sivil katliamlarına yol açtı.
Saldırılar sonucunda çok sayıda kişi yaşamını yitirdi, yaralandı.
Sudan ve Halep’de benzer saldırılar
Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê mahallelerinde sivillerin katledilmesi, cenazelere yönelik işkence, zorla yerinden etme, kadın ve çocukları hedef alan sistematik ihlaller, Sudan’ın batısındaki Darfur bölgesinde, El-Faşer kentinin Hızlı Destek Güçleri’nin eline geçmesi sırasında yaşananlarla büyük benzerlik taşıyor.
‘Kadına saldırı evrensel değerlerin açık ihlalidir’
Kadın hakları savunucusu İlâf Mahcub, Sudan’daki çatışmaların Suriye ve diğer ülkelerde yaşananlardan farklı olmadığını belirterek, kadınların savaşta “cephe ve silah” olarak kullanıldığını, en temel haklarından mahrum bırakıldıklarını ve ağır ihlallere maruz kaldıklarını söyledi. İlâf Mahcub, kadınlara yönelik saldırıların evrensel insani değerlerin açık bir ihlal olduğunu ifade etti.
‘Kadın bedeni bir hesaplaşma alanı olarak görülüyor’
İlâf Mahcub, Halep’te İç Güvenlik Güçleri’ne mensup bir kadın savaşçının cenazesinin Heyet Tahrir el-Şam’a bağlı cihatçılar tarafından bir apartmandan atıldığına işaret ederek, bu durumun, kadınları hedef alan sistematik şiddetin boyutunu ortaya koyduğunu belirtti. Aynı zamanda kadın bedeninin hesaplaşma ve toplumları korkutmak için kullanılan bir alana dönüştürüldüğünü ifade etti.
Bu olayın, Sudan’da Darfur’da bir kadının katledilerek, cenazenin ağaca asılmasıyla birebir örtüştüğünü belirten İlâf Mahcub, ihlallerin bununla sınırlı kalmadığını; kadınlara yönelik tecavüz suçlarının yaşandığını, hatta bu suçların mülteci kamplarında dahi yaşandığını vurguladı.
‘Amaç kadınların direncini kırmak’
Kadınlara yönelik ihlallerin savaşların ayrılmaz bir parçası haline geldiğini belirten İlâf Mahcub, Sudan’daki çatışmaların özellikle son dönemde cinsel şiddetin olağanüstü artışıyla öne çıktığını, Hızlı Destek Güçleri tarafından kadınların direncini kırmak amacıyla bireysel ve toplu saldırıların gerçekleştirildiğini ifade etti.
Ayrıca Sudanlı kız çocuklarının kaçırılarak akıbeti bilinmeyen yerlere götürüldüğünü, bazılarının zorla evlendirildiğini ve Darfur’da kadınların bir meta gibi satıldığını aktaran İlâf Mahcub, “Bu ağır ihlallerin yalnızca yüzde 2’si kayıt altına alınabildi” diye belirtti.
Şiddetin kaynağı
Kadın aktivist Munira Musa ise, savaşlarda kadınlara yönelik şiddetin temel nedeninin aşırı ve baskıcı hükümetler olduğunu söyledi. Bu hükümetlerin kadınlara doğrudan baskı uyguladığını belirten Munira Musa, Suriye, Yemen, İran ve son olarak Sudan’daki durumun bunun açık örneği olduğunu ifade etti.
Hartum’daki çatışmaların, 2019’da devrilen Ömer el-Beşir yönetiminin aşırı İslamcı politikalarının bir yansıması olduğunu belirten Munira Musa, Ömer el Beşir döneminde çıkarılan yasaların kadınları bastırmayı ve özgürlüklerini kısıtlamayı hedeflediğini söyledi. Munira Musa, Hartum’da uygulanan “kamu düzeni yasasının” kadın özgürlükleri önünde büyük bir engel olduğunu, kişisel statü yasalarının ise ayrımcılığı derinleştirdiğini dile getirdi.
Munira Musa, bu yasaların mağdurlarından biri olduğunu; yalnızca pantolon giydiği için soruşturmalara ve tacizlere maruz kaldığını anlattı.
Sahte zafer kuralları
Akademisyen ve kadın hakları savunucusu Rahma Cabir ise, savaş zamanlarında kadınlara yönelik tecavüz, kaçırma, öldürme ve cenazelere yönelik işkencenin; bu iktidarların kadınlara bakış açısını yansıttığını söyledi. Rahma Cabir, bir kadının ağaca asılması ya da yüksekten atılması gibi görüntülerin yalnızca vahşet değil, karşı tarafa gönderilen “güç ve kontrol” mesajları olduğunu ifade etti.
Bu grupların kadını bağımsız bir birey olarak değil, karşı tarafın erkeklerine ait bir unsur olarak gördüğünü dile getiren Rahma Cabir, kadınların her zaman çatışmaların en büyük zarar göreni olduğunu söyledi.
Rahma Cabir, kadınlara saldırma ve bedenlerini tahrip etmenin toplumları aşağılamak ve kontrol duygusunu pekiştirmek amacı taşıdığını kaydetti.
Din ve siyaset söylemleri: İhlaller için örtü
Sudanlı aktivist ve toplumsal cinsiyet uzmanı Nimat Koko da, kadınlara yönelik işlenen suçları kınayarak, Halep’te Şêx Meqsûd ve Eşrefiyê halkına yönelik saldırılar ile İç Güvenlik Güçleri üyesi bir kadının cenazesine yapılanların açık bir insan hakları ihlali olduğunu söyledi.
Nimat Koko, silaha dayalı güç politikaları ve dini–siyasi radikal söylemlerle işlenen suçların kabul edilemez olduğunu ifade etti. Bu söylemlerin, özellikle kadınlara karşı işlenen insanlık suçlarını meşrulaştırmak için kullanıldığını belirtti.