Çerçeve Yasa tartışmaları: Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü temel gündem olmalıdır

BERİVAN ZİLAN

Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İmralı Heyeti’nin 20 Temmuz’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşme sonrası, çerçeve yasa eksenindeki tartışmalar yoğunluk kazandı.

Akabinde heyetin parti temsilcileriyle görüşmesi ile beraber yasa hazırlıkları gündeme geldi. Meclise gelmesi tartışılan çerçeve yasa ile beraber süreçte yeni bir aşamaya geçilecek. Çıkarılacak yasa sadece Özgürlük Hareketi’ni değil, bölgesel gelişmeleri de etkileyecek düzeyde olacak.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat çağrısı bölgedeki değişimlere önemli bir etkide bulundu. Mücadelede strateji değişimini içeren bu çağrı, uzun süreli bir planlamanın ve çalışmanın ürünüdür. Bu nedenle gelişen sürecin baş müzakerecisi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın sürece nasıl bir ivme kazandırmak istediği hem Kürt kamuoyuna hem de dış çevrelere anlatmak önem taşımakta. Abdullah Öcalan’ın her görüşmede yaptığı değerlendirmeler, bu süreç için verdiği mesajlar esasında hangi plan temelinde hareket ettiğinin önemli verileridir.

Çerçeve Yasa tartışmaları

Yapılan hamlenin temelinde tarihi Kürt-Türk ittifakının yeniden canlandırılarak tüm bölge halklarına kazandırılması yatmaktadır. Kürdistan Özgürlük Hareketi, bu zamana kadar attığı adımlarla onurlu ve eşit yurttaşlık temelinde bir kardeşliğe hazır olduğunu herkese gösterdi. Fakat kardeşlik sadece siyasal birliktelik değil, zorunlu bir tarihsel birlikteliktir. Bu tarihsel birlikteliğin kendisiyle beraber getirdiği yükümlülükler bulunmaktadır. Yasal düzenlemelerle beraber, ittifak ve birlikteliğin kalıcı hukuki zemine dönüştürülmesi demokratik cumhuriyet yolunda atılacak temel adımdır. Bu birliktelik, ortak geleceğin inşasında olmazsa olmaz kabilindedir. Hem devam eden bölgesel tehditlere karşı hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratikleşmesi için bir kez daha Kürt-Türk ittifakının hukuki zeminde gelişmesi temelinde çerçeve yasa tartışmaları önem taşımaktadır.

Devletin ifade etmekte çekindiği ‘Kürt sorunu’

Türkiye’de her ne kadar Çerçeve Yasa tartışılsa da, Kürt sorunu hala çözülmeyen bir sorun olarak devam ediyor. Devlet kendisini sadece “güvenlik” sorunu eksenli Özgürlük Hareketi’ni silahsızlandırmaya yatırmış görünüyor. Bu durum sürecin en başından beri bilinmekte. PKK’nin en temel çıkış nedeni Kürt sorunudur. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan da “Kürt sorununu kucağımda buldum” diyor. Fakat devlet ve hükümet yetkilileri tarafından Kürt sorunu telaffuz dahi edilmiyor. Hala Kürtlerin bölgede kazanım sahibi olmaması için diplomatik ve siyasi yönden çeşitli çalışmalar yürütülüyor. Türk devletinin bölge ülkeleriyle görüşmeleri Kürtlere zarar veriyor, sürecin gelişmesinde engelleyici rol oynuyor. Kürt sorununa demokratik yaklaşımdan uzak bir şekilde inkarcılık devam ediyor. Erdoğan, ‘sorununu çözeceğim’ dedi, ama Kürt sorununu inkar ettiği için çözüm ve demokratikleşme olmuyor, ince inkarcılık dayatılıyor. Diğer parçalardaki Kürtlerin kazanımları fazla görülüyor. Kürt sorunu devam ettiği sürece Türkiye’de anti demokratik uygulamalar da sonlanamaz.

Sorunu üreten güçler şimdi sadece ‘güvenlik’ endeksli bir yaklaşım sergilemekte

Muhalefete yönelik operasyonlar, adalet sistemine olan güven sarsılması, derin yoksulluk, toplumsal çürüme yıllarca Kürt sorunundan beslendi. Kürtler yararlanmasın diye hiçbir demokratik adım atılmadı. Türkiye halkları da bu sorunun ceremesini yıllarca çekti. Sorunu üreten güçler şimdi sadece “güvenlik” endeksli bir yaklaşım sergilemekte. Abdullah Öcalan bu son hamlesiyle tüm bu uygulamaların önünü almaya çalışıyor, yasal ve hukuki açıdan bir kapı aralamak istiyor. Sürecin bir de bu yönüyle anlaşılması önemli olmakta. İktidarın bu yaklaşımlarının giderilmesi için siyasi mücadelenin yükseltilmesi, komün temelinde toplumsal örgütlülüğün geliştirilmesi masa diyalektiğinin doğru temelde kavranması açısından önemli görevler olarak durmaktadır. Toplumsal inşa gerçekleştiği oranda müzakere süreci Kürt halkı lehine gelişmeler içerebilir. Bu durumu bilerek, mücadele-müzakere diyalektiği ile yaklaşım sergilemek önemlidir.

Abdullah Öcalan’ın statüsü ve fiziki özgürlüğü

Çerçeve Yasa’nın içeriği kapsamında birçok konu tartışmalara vesile oldu. Kamuoyuna yönelik açık bir şekilde yasa çerçevesi açıklanmamış olsa da basın üzerinden kimi tartışmalar devreye konuldu. Bu noktada Çerçeve Yasa’nın Özgürlük Hareketi açısından en önemli başlığı Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsü olmaktadır. Baş müzakerici Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü sağlanmadan, özgür çalışır koşulları oluşmadan devreye sokulacak yasanın Kürt kamuoyu nezdinde geçerliliği olmayacaktır. Bu noktada ana akım medyada tartışılan husus Abdullah Öcalan için hukuki değil, fiili bir statünün tanınacağına dairdir. Böylesi tartışmalar süreci geriye çeken tartışmalardır. Abdullah Öcalan’ın zaten hem Kürt halkı nezdinde hem de devlet katında fiili statüsü bulunmaktadır. Böyle bir gerçeklik olmasa devlet Abdullah Öcalan ile görüşme sürecini başlatmazdı. Fakat bu fiili statünün hukuki alt yapısı oluşturulmazsa süreç açısından ciddi bir yaklaşımdan bahsedilemez. Nitekim hukuki altyapı olmadığı için geçmiş süreçlerde Abdullah Öcalan ile aylarca görüşmeler yapılmadı, düşüncelerinin kamuoyuna yansıması engellendi. En doğal hakkı olan aile ve avukat görüşmeleri yaptırılmadı. Tecrit, keyfi uygulamalarla sürdürüldü. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsü yasal çerçeveye kavuşmadığı müddetçe böylesi keyfi uygulamaların devam edeceği aşikardır. Mesele sadece Abdullah Öcalan’ın İmralı’da hazırlanan yeni yerleşkeye geçmesi ya da birkaç gazeteciyle görüşmesinin önünün açılması değildir. Abdullah Öcalan sürecin tıkanmamasında ciddidir, nitekim son görüşmesinde de tekrar ön açıcı rolünü oynamıştır. Tarihi Kürt-Türk ittifakını güncelleyerek hem Türkiye’nin demokratikleşmesini hedeflemekte hem de bölgesel tehditlerin önünü almaya çalışmaktadır. Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği bu strateji tüm halklara kazandıracaktır. Bu nedenle çıkarılacak yasada Abdullah Öcalan’ın statüsüne dair bir madde var mı tartışmasından bağımsız Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü temel gündem olmalıdır.

Silahlı mücadelenin siyasi mücadeleye dönüşmesi

Çerçeve yasa kapsamında tartışılan temel konulardan biri de kategorileştirme meselesidir. Abdullah Öcalan daha önce “hukuki-siyasal-bütüncül yasa” dedi. Bu nedenle devlete bireysel katılımdan ziyade siyasal hak ve özgürlükleri bütüncül bir şekilde karşılayacak bir yasal çerçeve oluşturulması Kürt kamuoyunda beklenen bir durumdur. PKK’ye katılan her birey siyasi mücadele zemini olmadığından kaynaklı silahlı mücadeleyi tercih etti. Şimdi de mücadele stratejisini değiştirerek siyasal mücadelede yer almak isteniyor. Bunun önü açılmazsa onurlu ve eşit bir katılımdan söz edilemez. Bireysel katılım temelindeki bir yasal düzenleme sürecin ruhuna denk olmaz. Yönetici-yapı, askeri eyleme katılmış-katılmamış, suça bulaşmış-bulaşmamış temelindeki tartışmalar devletin yasaya bütüncül bakmadığının göstergeleridir. 100 yıllık bir sorunda kendi payını görmeyerek sürekli karşı tarafı suçlayan ve karşıt yaratan bir zihniyetin yansımasıdır.

Yanı sıra yönetici kademesi için tartışılan “başka ülkelere yerleştirme, Türkiye’ye dönecekler için de denetimli serbestlik tartışmaları, rehabilitasyon mantığı” mücadelenin önünü tıkayan tartışmalardır. Mücadele zemini olmadığı için Özgürlük Hareketi örgütlendi. Bu zemin tekrardan kapanırsa farklı örgütlenme modellerinin de önü açılabilir. Nitekim hem hükümet güçleri hem de kamuoyu tarafından PKK içerisinden farklı örgütlenmelerin çıkabileceği tartışmaları yürütülmekte. Tüm PKK üyelerinin bütüncül katılımını hedeflemeyen bir yasa çerçevesi böylesi olasılıklara da kapı aralar. Mücadele yürüten insanların temel sorunu bir aileye veya geleneksel toplum yaşamına entegre olmak değildir. Demokratik cumhuriyetin inşasında rol oynama temelinde eşit haklar ve bütüncül temelde sisteme demokratik entegrasyonun gerçekleşmesi gerek. Bu nedenle yürütülen bu tarz dar tartışmaların önünü alacak, demokratik entegrasyon çerçevesinde doğru katılımı sağlayacak bir mücadele dinamiği oluşturmak gerek.

Özcesi her ne kadar Kürt kamuoyunun tüm taleplerini içermese de önümüzdeki günlerde çerçeve yasa TBMM gündemine gelecek. Kürt Halkı Önderi Abdullah Öcalan da bu durumu bilerek çıkarılacak yasa için kapı aralayacak bir başlangıç değerlendirmesi yaptı. Bu başlangıcın olumlu bir sonuca ulaşması yürütülecek mücadele düzeyiyle bağlantılıdır. Özelde kadınların bu sürecin kurucu ve öncü gücü olduğu gerçekliğinden yola çıkara, mücadele ve örgütlülük düzeylerini geliştirmeleri ve sürece ivme kazandırmaları önlerinde duran en önemli görev olmaktadır. Barışa en çok ihtiyaç duyan kadınlar onurlu bir barışın oluşmasında da rollerini oynayacak