Amed bugün sessiz: Barışın eşiğinde taziyeler kuruluyor
Barış umudunun büyüdüğü günlerde Amed’de 49 aile, yıllardır yolunu gözlediği yakınlarının yaşamını yitirdiğini öğrendi. Savaşın acısı ile bu süreci barışın eşiğine taşıyan direnişin hafızası aynı evlerde buluştu.
Haber Merkezi- Amed bugün sessiz. Kente birdenbire ağır bir hüzün çökmüş gibi. Oysa bir süredir sokaklarda başka kelimeler dolaşıyor: Barış, çözüm, süreç, yasa, dönüş… Yıllardır savaşın gölgesinde yaşayan bir toplum için her biri yeni bir ihtimali, belki de uzun zamandır ertelenen bir kavuşmayı çağrıştırıyor.
Fakat barış ihtimalinin konuşulduğu günlerde, savaşın geçmişten kalan ağır bilançosu da yeniden kapıları çalıyor.
Özgürlük mücadelesinde farklı tarihlerde ve farklı yerlerde yaşamını yitirenler için Amed’in Rezan, Farqîn, Bismil ve Xana Axpar ilçelerinde altı ayrı merkezde taziyeler kurulacak. Üç gün boyunca aileler, yakınları ve halk bir araya gelecek; ardından anmalar yapılacak.
Haber sessiz geldi. Ama düştüğü evlerde yarattığı acı sessiz değildi.
49 isim, 49 ev, 49 yarım kalmış bekleyiş
Bir ölüm haberini sayıyla anlatmak kolaydır: 49 kişi.
Fakat 49 sayısını 49 eve böldüğünüzde ortaya başka bir gerçek çıkar. Her evde başka bir anne, başka bir baba, kardeş, eş, çocuk ve başka bir hikaye vardır.
Bu taziyeleri sıradan bir yas ritüelinden ayıran ise zamanlaması. Çünkü bir yanda barışın ve dönüşün ihtimali konuşulurken, diğer yanda yıllardır çocuklarının yolunu gözleyen aileler onların yaşamını yitirdiği gerçeğiyle karşılaşıyor.
Bekleyişten taziyeye
Belki de savaşların en ağır taraflarından biri budur: İnsan yalnızca kaybetmez, kimi zaman kaybettiğini bile yıllar sonra öğrenir.
Bir anne yıllarca kapının açılmasını bekleyebilir. Bir baba, bir gün çocuğunun yeniden karşısında duracağını düşünebilir. Kardeşler, yarım kalmış bir sohbetin bir gün kaldığı yerden devam edeceğine inanabilir.
Barış ihtimali güçlendiğinde bu bekleyiş de başka bir anlam kazanır. “Belki döner” düşüncesi, yıllardır bastırılmış kavuşma ihtimalini yeniden canlandırır.
Amed’de bugün yaşanan hüznü ağırlaştıran da tam olarak bu.
Karşılamaya hazırlanırken taziye kurmak… Bir dönüşün heyecanını yaşarken, artık dönmeyeceklerini öğrenmek… Yıllarca yolunu gözlediğiniz bir insan için bu kez taziye yerinde beklemek…
Savaşın rakamlarla anlatılamayan tarafı burada başlıyor.
Savaşın gerçek bilançosu
Savaşlar çoğunlukla sayılar üzerinden anlatılır. Kaç yıl sürdüğü, kaç kişinin yaşamını yitirdiği, kaç operasyon yapıldığı, kaç köyün boşaltıldığı, kaç insanın göç ettiği sıralanır. Oysa her sayının arkasında tamamlanmamış bir hayat vardır.
Bir annenin bekleyişi, bir babanın içine attığı acı, kardeşlerin yarım kalan çocukluğu, büyürken hiç tanımadığı bir ebeveynin hikayesini dinleyen çocuklar vardır.
Bu nedenle savaşın en büyük bedeli yalnızca yaşamını yitirenler değildir. Onların ardından yaşamaya devam edenlerin taşıdığı uzun ve çoğu zaman görünmez yüktür.
Bugün Amed’de kurulacak taziyeler de yalnızca geçmişte yaşamını yitirenlerin ardından tutulan bir yas değil; onlarca yıllık çatışmanın toplumda bıraktığı hafızanın yeniden görünür hale gelmesidir.
Barış geçmişi ortadan kaldırmaz
Barış konuşulmaya başlandığında toplumların yüzünü geleceğe dönmesi beklenir. Ancak gerçek bir barış, geçmişin üzerini örterek kurulamaz.
Çünkü çatışma sona erse bile onun yarattığı kayıplar ortadan kalkmaz. Tam tersine, silahların sustuğu dönemler geçmişle yüzleşmenin başladığı dönemlere dönüşebilir.
Bugün açıklanan isimler bunun en çarpıcı örneklerinden biri.
Yeni isimler açıklandıkça başka evlerin kapıları çalınacak. Başka anneler çocuklarının artık dönmeyeceğini öğrenecek. Başka köylerde taziye çadırları kurulacak. Ağıtlar yükselecek; acı, hafıza ve politik mücadele aynı mekanda buluşacak.
Bu nedenle barış yalnızca geleceğin nasıl kurulacağı meselesi değildir. Geçmişin acılarıyla nasıl ilişki kurulacağının da sorusudur.
Acı, direniş ve hafıza
Amed’de kurulacak taziyelerde birbirinden ayrılması güç üç duygu yan yana gelecek: Acı, direniş ve gurur.
Bir tarafta çocuğunu bir daha göremeyeceğini öğrenen annenin yası, diğer tarafta onun uğruna yaşamını yitirdiğine inanılan değerlerin sahiplenilmesi olacak.
Ağıtlarla sloganların birbirine karışması da bundan.
Çünkü uzun süreli çatışmalar yalnızca insanların yaşamlarını değil, toplumların yas tutma biçimlerini de değiştirir. Bireysel kayıp, zamanla kolektif hafızanın parçasına dönüşür. Bir annenin acısı başka annelerin acısıyla birleşir; bir ailenin taziyesi toplumsal bir yüzleşme alanına dönüşür.
Belki de bugün Amed sokaklarındaki sessizliğin bu kadar ağır hissedilmesinin nedeni budur.
Direnişin yarattığı hafıza
Ancak bugün kurulan taziyeleri yalnızca savaşın geride bıraktığı acı üzerinden okumak eksik kalır. Bütün kayıplara ve ağır bedellere rağmen mücadeleyi bugün barışın konuşulabildiği bir aşamaya taşıyan gerçekliğin önemli bir parçasını da yaşamını yitirenlerin mücadelesi oluşturuyor. Bir halkın varlığını, kimliğini ve politik taleplerini korumak için yürüttüğü mücadelede yaşamını yitirenler, bu nedenle aileleri ve toplum tarafından yalnızca yasla değil, gurur ve onurla da karşılanıyor.
Kürt toplumunun en hassas değerlerinden biri olan şehitler gerçeği, bugün bir kez daha geçmişle bugün arasındaki bağı görünür kılıyor. Kurulan her taziye, yalnızca bir kaybın ardından tutulan yas değil; aynı zamanda bu mücadelenin hangi bedeller üzerinden bugüne ulaştığını hatırlatan toplumsal bir hafıza mekanına dönüşüyor. Çünkü bu ülkenin hafızasını yalnızca yaşanan acılar değil, o acıların içinden yükselen direniş de şekillendirdi. Bugün barışın konuşulabildiği zeminin gerisinde, bu mücadeleyi kuşanan ve yaşamını yitirenlerin bıraktığı politik ve toplumsal miras da bulunuyor.
Bu nedenle taziye evlerinde acı, gurur ve barış umudu birbirine karşıt duygular olarak değil, aynı tarihsel hafızanın parçaları olarak yan yana duruyor. Bir yanda geri dönmeyecek bir evladın acısı yaşanırken, diğer yanda onun uğruna mücadele ettiği değerlerin bugün barış zemininde konuşulabiliyor olması sahipleniliyor.
Barış biraz da artık beklememektir
Yarım yüzyıla yayılan bir çatışmanın ardından barışı konuşmak kolay değil. Çünkü masaya yalnızca bugünün siyasi talepleri değil, geçmişin bütün kayıpları da oturur.
Amed’de bugün kurulacak taziyeler, barış tartışmalarının tam ortasında bize savaşın ne anlama geldiğini yeniden hatırlatıyor.
Barış, yalnızca silahların susması değildir. Bir annenin çocuğunun yolunu yıllarca gözlememesidir. Bir çocuğun babasını yalnızca bir fotoğraftan tanımamasıdır. Bir ailenin kavuşmayı beklerken taziye kurmak zorunda kalmamasıdır.
Ve belki de barışın en sade ölçüsü şudur: Bir daha hiçbir annenin, döneceğini düşündüğü çocuğunun taziyesini kurmak zorunda kalmaması.