İran’da savaş, baskı ve ekonomik kriz toplumun ruh sağlığını zorluyor

Artan ekonomik baskılar, siyasi güvensizlik, savaş ve baskı, İran toplumunu psikolojik ve toplumsal krizlerle karşı karşıya bırakıyor. Uzmanlara göre bu koşullar, umutsuzluk ve psikolojik tükenmişliğin derinleşmesiyle intihar riskini artırıyor.

ZİLAN ETMANİ

Urmiye- Bazı düşünürlere göre, bireyin yaşamına son vermesinden önce toplumun yapısında, kültüründe ve ahlaki değerlerinde bir çöküş yaşanıyor. İntihar birçok farklı etkenin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan bir olgu olsa da İran’da son dönemde siyasi ve ekonomik koşulların bu durum üzerindeki etkisi giderek artıyor. Süregelen protestolar ve özellikle Aralık 2025’te yaşanan katliamın yanı sıra savaş ve giderek artan ekonomik baskılar, İran toplumunda travmaya ve karmaşık kolektif duygulara yol açıyor.

  

İntihar vakaları yüzde 70 arttı

İran’da intihara ilişkin gerçek verilere ulaşmak neredeyse imkansız. Son yıllarda istatistiklerin gizli tutulması, intihar gibi toplumsal krizlerin gerçek boyutlarının ortaya konulmasını zorlaştırırken, açıklanan resmi rakamların da mevcut tabloyu tam olarak yansıtmadığı belirtiliyor. Farklı kurumların verilerine göre ise son 10 yılda İran’da intihar vakaları yüzde 70 arttı.

‘Kadınlarda daha sık görülüyor’

Sosyal hizmet uzmanı Aylar M., intihar vakalarındaki artışın ciddi bir krize işaret ettiğini belirterek, “İntihar her yaş grubunda görülüyor. Son yıllarda çocukların da bu istatistiklere dikkat çekici biçimde eklendiğini görüyoruz. İntihar girişimleri kadınlarda daha fazla görülürken, intihar sonucu ölümler erkeklerde daha yüksek. Bunun nedeni, erkeklerin tercih ettiği yöntemlerin daha ölümcül olması” dedi.

Oranlarda işçiler ön sırada

Urmiye eyaletindeki hastane ve kliniklerde görev yapan bazı yerel kaynaklarla yapılan görüşmelerde, eyaletin farklı kentlerinde günde ortalama 15’ten fazla intihar girişiminin kayda geçtiği ve yalnızca son iki haftada intihar sonucu yaklaşık 10 ölümün kaydedildiği öğrenildi. Bu rakam, nüfusa oranlandığında bir krizin yaşandığına işaret ediyor. Resmi kurumların açıklamalarına göre son yıllarda intihar sonucu en fazla ölüm işçiler arasında görülürken, intihar girişimlerinde ev kadınları ilk sırada yer alıyor.

Yaygın intihar vakaları, kolektif travmanın varlığının sonuçlarından biri olarak ortaya çıkıyor. Kolektif travma, insanların uzun bir süre boyunca psikolojik zarar ve travmaya maruz kalmasıyla ortaya çıkıyor. 2025 protestoları, internet kesintileri ve İran’da yaşamın tüm alanlarındaki istikrarsızlık, travmaya yol açan olaylara örnek olarak gösterilebilir.

‘Tehdit hissi de oldukça yoğun ve sürekli’

İran’daki kolektif travmayı değerlendiren Psikolog Narin G., “İran’daki travma karmaşık ve süreklilik arz eden bir durum. İnsanların güvenlik ve hatta gıda gibi temel ihtiyaçları ekonomik ve siyasi baskılar altında tehdit altında. Hükümete karşı protesto etmek, temel ihtiyaçların ve hatta yaşamın kaybedilmesine yol açabiliyor. Bu nedenle tehdit hissi de oldukça yoğun ve sürekli. İnsanlar geniş ölçekte hiçbir kurum ya da makamı kendilerini koruyan bir merci olarak görmüyor. Sorunlar karşısında yalnız kalmakla kalmıyor, aynı zamanda hükümet acılarını ifade etmeleri karşısında onlara karşı konumlanıyor” ifadelerinde bulundu.

‘Umutsuzluk ve güçsüzlük hissi son derece yıkıcı olabilir’

2025 yılındaki kanlı katliamın ardından yaşananları da toplum üzerinde etkili olan en önemli ve yaygın sorunlardan biri olarak değerlendiren Narin G., “Protestolara fiziksel olarak katılmayanlar bile dahil olmak üzere tüm toplum bunun yarattığı zarara maruz kalıyor. Çünkü zihin, ‘bu benim başıma geldi’ ile ‘benim gibi birinin başına geldi’ arasında her zaman kesin bir ayrım yapmıyor. Böylesine geniş çaplı bir katliamın ardından ortaya çıkan umutsuzluk ve güçsüzlük hissi son derece yıkıcı olabilir ve intihar da bunun sonuçlarından biridir” şeklinde konuştu.

‘Umutlu olmak kolay değil’

İntihar, son savaşın ortasında ve özellikle mevcut ekonomik istikrarsızlık koşullarında görülen psikolojik tükenmişlik, umutsuzluk ve toplumsal destek mekanizmalarının çökmesinin olası sonuçlarından biri olabilir. Savaşın enflasyonun artması ve siyasi hoşnutsuzluklarla eş zamanlı yaşanması, hükümete karşı protesto eden birçok kişi açısından ikili bir ruh halinin ortaya çıkmasına neden oldu. Sözlerinin toplumdaki birçok insanın yaşadığı duyguların bir yansıması olabileceği belirtilen Kimya D. ise yaşadıklarını şöyle anlattı:

“Savaş çok kaygı verici, ancak protestoların ardından tam olarak ne hissettiğimi anlayamıyordum. Diktatör bir hükümeti zayıflamış halde görmek beni mutlu ediyordu, ancak desteğin olmaması, savaş ve hatta hem saldırılar sırasında hem de hükümetin destekçileri tarafından karşı karşıya kaldığımız yaşam tehditleri kaygımı kat kat artırmıştı. Ayakta kalmamızı sağlayan tek şey değişim umuduydu. Şimdi mevcut sürecin uzaması ve belirsizliklerin artmasıyla umutlu olmak kolay değil, özellikle de ekonomik krizler her zamankinden çok daha ağır.”

Toplum değişim istiyor

Sonuç olarak, bireysel anlatılarda ve uzmanların değerlendirmelerinde tekrarlanan tablo, siyasi ve ekonomik güvensizlikten savaşa, baskıdan istikrarsızlığa ve gelecek perspektifinin ortadan kalkmasına kadar eş zamanlı ve yıpratıcı krizlerle karşı karşıya olan bir topluma işaret ediyor. İntihar tek bir nedene bağlanamaz, ancak bu baskıların sürmesi, umutsuzluk ve psikolojik tükenmişliğin artması ve toplumsal destek mekanizmalarının zayıflamasıyla intihar riskini artırabilir.

Böylesi bir ortamda istatistiklerin gizli kalması ve bu olgu hakkında konuşma imkanlarının sınırlandırılması, baskının ve krizin devamlılığının bir parçasını oluşturuyor. Bu kriz yalnızca bireysel tedaviyle çözülebilecek bir sorun değil, toplumun tüm boyutlarında değişim gerektiriyor.