‘Cezasızlık kadın katliamlarını büyütüyor’

Wan’da kadın örgütleri, kadın katliamları ve şüpheli ölümlerin artışına dikkat çekerek, cezasızlığın failleri cesaretlendirdiğini vurguladı. Kadınlar, etkin soruşturma ve gerçek bir koruma mekanizması talep etti.

MEMİHAN HİLBİN ZEYDAN

Wan- Kürdistan ve Türkiye’de kadınlar, her gün yaşamlarını sürdürmeye çalışırken katledilme ve yaşamını yitirme tehdidiyle karşı karşıya kalıyor. Katledilen kadınların sayısına her gün yenileri eklenirken, kimi kadınların ölümü “şüpheli” olarak kayıtlara geçiyor. Failler ise yargının cezasızlık politikalarından güç alarak yeniden toplum içinde yer bulabiliyor. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin ardından, kadınların en önemli yasal güvencelerinden biri olan 6284 sayılı Kanun da etkin biçimde uygulanmıyor. Yargıdan ve erkek egemen devlet anlayışından cesaret alan failler, her gün başka bir kadının yaşam hakkını tehdit ediyor.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun (KCDP) verilerine göre, 2026 yılının ilk 6 ayında 150 kadın katledilirken, 151 kadın ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. JINNEWS’in şiddet çetelesine göre, temmuz ayında 25 kadın ve 1 çocuk erkekler tarafından katledildi; 27 kadın ve 2 çocuk ise şüpheli şekilde yaşamını yitirdi.

Katledilen kadınlardan biri aracının içinde yakılarak katledilirken, şiddetin farklı biçimlerine maruz bırakılan kadınlar ise taciz, tecavüz ve fiziksel şiddet nedeniyle intihara sürükleniyor ya da şüpheli şekilde yaşamlarını yitiriyor. Şiddete karşı şikâyette bulunan kadınlar ise bu kez failleri koruyan erkek egemen yargı ve devlet mekanizmalarıyla karşı karşıya kalıyor. Böylece kadınlar yalnızca erkek şiddetiyle değil, failleri koruyan ve cezasızlığı derinleştiren sistemle de mücadele etmek zorunda bırakılıyor.

‘Kadınlar yalnızlaştırılıyor’

 

STAR Kadın Derneği üyesi Pınar Kutevi, her geçen gün yeni bir kadın katliamı haberiyle karşılaştıklarını belirterek, “Suçu savunma, suçluyu aklama politikalarına karşı her gün sokaklardayız. Katledilen kadınlar için alanlarda attığımız çığlıklarla sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Cezasızlık politikalarına son verilmeli, failler korunmamalı, kadınlar korunmalı ve bilinçlendirilmeli. Biz kadın dernekleri olarak her gün sokaklarda olacağız haykırışlarımızı her gün daha da yükselteceğiz. Çünkü sindirilmeye çalışılarak yaşanan katliamların üstü kapatılıyor. Ceza verilse dahi caydırıcı olmuyor. Kadınlar yeteri kadar korunamıyor. Kadınlar yalnız bırakılıyor ve fail övülüyor. Bu anlamda anayasanın yenilenmesi gerektiğini düşünüyorum. İstanbul Sözleşmesine geri dönülmeli. Ve artık faillere caydırıcı cezalar verilmeli” dedi.

Kadınların susmaması ve birlik olması gerektiğini vurgulayan Pınar Kutevi sözlerine şöyle devam etti:

“Kadın dernekleri etrafında toplanmalıyız. Her hafta başka bir yerde ‘Kadın Zamanı’ şiarıyla yürüyüşler yapıyoruz. Susmamalı, saklamamalı ve korkmamalıyız. Biz sustukça çözüm ve çare bulamayacağız. Bugün toplumda bu yaşanıyor. Kadınlar sindirilerek susmaya mahkum ediliyor. Bazen aylar, yıllar sonra tesadüfen maruz bırakıldıkları şiddet ortaya çıkıyor. O zaman kadınları, gençleri kaybetmiş oluyoruz. Kadınlar mücadeleden vazgeçmemeli.”

‘Bütün kadınlar birlik olup sesini yükseltmeli’

 

Kadınların şiddete ve katliama maruz kalmasının ve normalleştirilmesinin kabul edilebilir bir durum olmadığını ifade eden Reyhan Kaplan, cezasızlık politikalarına dair şunları söyledi: “Ben Kürdüm’ diyene müebbet cezaları verilirken kadınları hayattan koparanlara bir ceza verilmiyor. Bir kadın okumak istediği için, özgürlüğüne sahip çıktığı için katlediliyor ama fail bir ceza almıyor. Katledilen kadınlar devlet eliyle katlediliyor. Benim kızım Muş’ta okuyor ben her gün ‘nasıl geldi, gitti’ endişesi içindeyim. Öyle cezalar verilmeli ki başkası cesaret alacağına çekinmeli böyle şeyleri düşünemeyecek duruma gelmeli. Failleri tekrar aramıza salıyorlar. Çağrım bütün kadınlaradır, bu katliamlara karşı ayağa kalkıp sesimizi yükseltelim. Dünyanın bütün kadınları için söylüyorum. Artık korkudan çocuklarımızı okutamayacak noktaya geldik.”

‘Cezasızlık ve kurumsal ihmaller’

Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Meryama Aslan, son günlerde yaşanan olaylardan kadınların ve çocukların yaşam hakkı, beden bütünlüğü, adalete erişiminin ciddi bir şekilde tehdit altında olduğunu göstergesi olduğunu vurguladı. Meryem Aslan, “Üstelik burada yalnızca sokakta ya da evde gerçekleşen şiddetten bahsetmiyoruz. Bir çocuğun cinsel saldırıya uğradıktan sonra ifade sürecinde haklarının nasıl korunabildiğini, göçmen olduğu için adalete erişiminin nasıl zorlaştığını, geri gönderme merkezinde tutulan bir kadının güvenliğinin nasıl sağlanabildiğini de konuşmak zorundayız. Bunların her biri bize ‘kadınları korumakla yükümlü kurumlar görevlerini gerçekten yerine getiriyor mu’ sorusunu sorduruyor.  Siverek’te aracın içinde yakılarak öldürülen dört çocuk annesi bir kadın, Kocaeli’nde cinsel saldırıya maruz kaldığı belirtilen 15 yaşındaki Suriyeli çocuk ve geri gönderme merkezinde tecavüze uğradığını açıklayan Alman aktivist Paula Maie. Bunları birbirinden bağımsız dosyalar olarak görmüyoruz. Her birinin kendine özgü koşulları var ama ortak bir gerçek var. Kadınların ve çocukların bedenleri üzerinde kurulan şiddet ve bu şiddet karşısında ortaya çıkan cezasızlık ve kurumsal ihmaller devam ediyor” sözlerini kaydetti.

Kadınlar katledildikten sonra adalet istemenin yetersiz olduğunun altını çizen Meryama Aslan, “Biz artık kadınların öldürülmesinden sonra adalet istemekle yetinmek istemiyoruz. kadınların öldürülmediği, şiddete uğramadığı ve şiddete uğradığında devlet tarafından ikinci kez mağdur edilmediği bir düzen istiyoruz. Etkin soruşturma, gerçek bir koruma mekanizması ve cezasızlığın son bulmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

Meryama Aslan son olarak, “Kadınlar katledildikten sonra adalet arayan değil, kadınların öldürülmediği bir sistem istiyoruz. Çünkü cezasızlık yalnızca geçmişte işlenmiş suçların hesabının sorulmaması değildir. Cezasızlık, gelecekte işlenecek suçlara da cesaret verir” değerlendirmesinde bulundu.