Avaşîn Hêlîn: Medya Suriye’de kadınların kaderini değiştirebilir
Gazeteci Avaşîn Hêlîn, Rojava ve Suriye’de kadın gazeteciler arasındaki dayanışmanın önemine dikkat çekerek, hükümetin kadınlara karşı işlenen suçların dosyalarını “yalan hikayelerle” kapatmaması için özgür medyaya ihtiyaç olduğunu belirtti.
SORGUL ŞÊXO
Qamişlo – Baas rejiminin yıkılması ve HTŞ’nin iktidara gelmesinin ardından Suriye’de yeni bir süreç başladı. Suriye medyası da büyük bir dönüşüm ve yeniden yapılanma sürecine girdi.
HTŞ, temelinde radikal ve siyasal İslamcı bir zihniyete sahip. Bu nedenle medyaya, özgür gazeteciliğe, kadın haklarına ve çoğulculuğa yaklaşımı ciddi soru işaretleri ve kaygılar yaratıyor. Bu iktidar altında yeni medyanın yalnızca kendi yasaları ve ölçütleri doğrultusunda şekillendirilmesi riski bulunuyor.
Devletlerin ve iktidarların medya alanını her zaman kendi çıkarları için kullandıkları; doğru bilgiyi ters yüz ederek toplumlara aktardıkları ve toplumları kendi sistemleri ve zihniyetleri doğrultusunda yönettikleri biliniyor. Gerçekte bunun amacı toplumun doğru bilgiye ulaşması, düşünmesi ve sorgulaması değildir. Temel amaç eleştirel ve özgür bir toplum yaratmak da değildir. Aksine mevcut sisteme göre hareket eden, itaatkar ve sessiz bir toplum yaratılmak isteniyor.
Gazeteci Avaşîn Hêlîn, Suriye’de basının geçirdiği dönüşüme ilişkin ajansımızın sorularını yanıtladı.
*Suriye’de gelecekte basın, kapitalist çizgiye ve kendi anlayışını topluma, özellikle de kadınlara dayatmak isteyen mevcut yönetime karşı kendisini hangi dille ifade edebilir?
Suriye oldukça hassas bir geçiş sürecinden geçiyor. Yıllardır savaş, çatışma, göç, mültecilik, ülke dışına göç, öldürme ve kaçırmalar devam ediyor. Aynı zamanda halk yıllardır ekonomik ve insani krizlerin içinde yaşıyor. Bütün bu krizlere rağmen Rojava halkı ve genel olarak Suriye halkı benzersiz bir direniş ortaya koydu ve bu direniş devam ediyor.
Bu bölgede basının kendi toplumunun sesi olabilmesi, olay ve gelişmeleri kamuoyuna aktarabilmesi için çok fazla çalışma yürütüldü. Suriye’de yaşanan olayların aktarılması, bu sistemin teşhir edilmesi ve zihniyetinin açığa çıkarılması için gazeteciler çalışmalarını sürdürüyor. Aynı zamanda Suriye’nin yeni anayasasında bulunması gereken maddeler konusunda kadın gazeteciler ve genel olarak Rojava’daki gazeteciler benzersiz bir emek veriyor. Çünkü zaman geçtikçe yük daha da ağırlaşıyor. Bugüne kadar kadın gazetecilerin yasal ve hukuki haklara ilişkin talepleri sınırlı kaldı.
Sorunlarını ve davalarını paylaşmak isteyen kadınlar; çok eşlilik, aile içi şiddet, devlet şiddeti ve gündelik şiddetle karşı karşıya kalıyor, bunları dile getirmeye cesaret edemiyor ya da anlatamıyordu. Suriye’de bugün yalnızca hükümetin şekli değişti, ancak zihniyet Baas rejiminin zihniyetiyle aynı. Kadınlara, yaşamın bütün alanlarında kurucu ve örgütleyici olmaları, seslerinin ve renklerinin belirleyici olması için hak tanınmadı.
Suriye’de iktidarın değişmesinin ardından kadınların mücadelesi daha da güçlendi. Entegrasyon sürecine ilişkin görüşmeler bugün devam ediyor olsa da en fazla kadınlar Suriye Anayasası’nda haklarını elde etmek istiyor. Kadınların anayasa yazımında yer almasından ve onun kurucuları olmasından da önemlisi, kadınlar bugün anayasada var olabilmek için mücadele ediyor.
Böyle bir hükümete karşı kadınların, özellikle de kadın gazetecilerin mücadelesi çok önemlidir. Mevcut baskılara ve kadınların susturulmasına karşı gazeteciler direnişin sesi oluyor. Çünkü kapitalizm ve erkek egemen zihniyet, kadına mücadele edebilecek, karar mekanizmalarında yer alabilecek ve görüşleri dinlenecek bir varlık olarak değil, bir nesne olarak bakıyor. Ancak Rojava kadınları bugüne kadar, birilerinin ya da sistemin onayına göre hareket etmek için değil, kendi kadınlık gerçeklikleriyle hak sahibi olabilmek için mücadele yürüttü.
Kapitalist sistem kadının saçından ayak tırnaklarına kadar hareketlerini belirliyor. Ne giyeceğini, nasıl güleceğini, nasıl konuşacağını belirliyor. Kadını kendi kadınlık gerçekliğinden uzaklaştırıyor. Kadınlar çoğu zaman adeta robotlaştırılıyor ve hükümet içerisinde konumlandırılan kadınlar da aynı durumda. Mevcut anlayışa karşı bu bilincin geliştirilmesi kadın gazeteciler açısından çok önemli bir mücadele noktasıdır. Bütün kadınları bu konuda bilinçlendirebilmemiz ve çalışmalarımızı buna göre yürütebilmemiz gerekiyor.
*Suriye’de aralarında 3 yaşındaki kız çocuklarının da bulunduğu onlarca kadın ve kız çocuğu katlediliyor, kaçırılıyor ve cinsel saldırıya maruz bırakılıyor ancak bunlar kamuoyunun gündemine gelmiyor. Sizce bunun nedenleri nelerdir? Bu durum böyle devam eder, kadın ve çocuk haklarına karşı işlenen suç ve ihlaller gizlenir ve gerçekler yalan hikayelerle ters yüz edilirse ne olur? Neden bu ihlallere dikkat çekilmeli ve gerçekler açığa çıkarılmalı? Birçok hakkından mahrum bırakılan bu kadınların ve kız çocuklarının sesi kim olacak?
Suriye genelinde ve özellikle kıyı bölgelerinde maalesef her gün kadınların öldürülmesi, kaçırılması, taciz ve cinsel saldırıya maruz bırakılmasına ilişkin haberler yayımlanıyor. Kadınlar eğitim hakkından dahi mahrum bırakılıyor. Bu tür olayların yaşanmadığı tek bir gün geçmiyor. Duyduğumuz olaylar gözümüzün önünde yaşanıyor ancak duymadığımız ve görmediğimiz yüzlerce hikaye ve olay da var. Son 15 gün içerisinde 3’ten fazla kız çocuğu öldürüldü. Failler ve bu suçları işleyenler de belli; baba, erkek kardeş, sevgili ve devletin kendisi. Yani aynı zihniyet.
Suçlar işleniyor ancak açığa çıkarılmıyor, anlatılmıyor ve gizleniyor. Mağdurların ya da kızlarını kaçıran veya öldüren failleri medyada anlatan annelerin sayısı çok az. Çünkü normal olmayan, çok büyük bir korkuyla karşı karşıyalar. Medyada gündelik acılarını ve yaşadıkları zorlukları anlatmaya cesaret edemiyorlar. Mevcut sistemin ve hükümetin kendilerini korumayacağını biliyorlar. Aynı zamanda aileleri ve çevrelerindeki toplum da bu anneleri ve kadınları korumuyor. Bu nedenle tacizi, tecavüzü, yaşamlarına yönelik tehditleri, dışarı çıkmalarının engellenmesini ve eğitim hakkından mahrum bırakılmalarını anlatmak için ortaya çıkan kadınların sayısı çok az.
Peki ortaya çıkıp konuşan ve gerçekleri açıklayan bu kadınlara kim sahip çıkıyor? Kim bu kadınların sesi oluyor? Kim onları çağırıp “Gelin, haklarınızı elde edeceğiz, failleri tespit ettik ve onları cezalandıracağız” diyor? Kimse. Kadınların ve çocukların katilleri dahi cezalandırılmıyor; cezalandırma varsa bile çoğu zaman göstermeliktir. Bu nedenle kadınlara yönelik olaylar ve şiddet giderek artıyor. Neden? Çünkü failler cezalandırılmıyor ve kimlikleri de açığa çıkarılmıyor. Suç işleyenler suçlarını kendileri de gizliyor, temelsiz hikayeler ve senaryolar oluşturup üzerini örtüyorlar.
Bütün bunların karşısında bir sessizlik de var. Bu, hepimizin, bütün kadınların ve özellikle de kadın gazetecilerin sorumluluğudur. Yükümüz çok ağır. Faillerin açığa çıkarılması için mağdur kadınların ve her türlü zihniyet ile saldırı karşısında kendilerini savunamayacak durumdaki masum çocukların daha fazla sesi olmalıyız. Cinsel saldırıya maruz bırakılan ve öldürülen çocukların sesi olmalıyız.
Hükümet kurumları, kadın hakları örgütleri ve çocuk hakları örgütleri bu çocukların ne kadar sesi oluyor? Suriye’de bu çok az ve oldukça zayıf. Rojava’daki kadınların faillerin cezalandırılması için yürüttüğü mücadele de tek başına yeterli değil. Bu şekilde failler cezalandırılmıyor ve bu tür saldırıların önüne geçilemiyor. Bunların önüne geçilebilmesi için kadın dayanışması önemlidir. Suriye’de en büyük ihtiyaç, bu kadınların sesi olacak ve hükümetin çıkarlarına göre değil toplumun çıkarlarına göre hareket edecek özgür bir medyadır.
Kadınlara karşı her gün gerçekleştirilen eylemler açığa çıkarılır ve failler dışarıda dolaşmaya devam ederse hükümetin iktidarı sarsılır. Bu nedenle hükümet bunları açığa çıkarmıyor, gizliyor. Faillerle karşı karşıya kalmamak için hükümet, kadınlara yönelik suçların dosyalarını yalan hikayelerle kapatıyor. Suriye medyası da bu olaylar karşısında buna göre hareket ediyor. “Resmî bilgi açıklanmadı” denilerek haber yapılmıyor; zaten resmî açıklamalar da yapılmıyor. Oysa gazetecilerin olayların gerçeğinin peşinden gitmesi ve bunları aydınlatması gerekiyor.
Suriye’de bütün toplumsal kesimlerin çıkarlarına göre hareket edecek, kadınların ve çocukların sesi olacak bir medya kurumuna çok acil ihtiyaç var. Kuşkusuz bu bizim de görevimizdir. Çünkü biz de Suriye’nin bir parçasıyız. Kadınlar bu tür suçlarla karşılaştıklarında kadın medyasına ve kadın gazetecilere başvurabilmeli, çözüm arayabilmelidir. Kadın medyası yalnızca haber aktaran ve olayları anlatan bir araç değildir. Aynı zamanda zihniyeti değiştiren, erkek egemen zihniyeti dönüştüren ve kadınların mücadelesini görünür kılan bir araçtır.
*Suriye bir geçiş sürecinden geçiyor. Buna göre medya kuruluşları nasıl hareket etmeli? Kadınların durumuna ilişkin yayın çizgileri nasıl olmalı? Medya Suriye’de kadınların kaderini değiştirebilir mi? Eğer yanıtınız evet ise nerede, nasıl ve kim ne yapmalı?
Medya genel olarak halkların, özel olarak da kadınların kaderini değiştirebilir. Böyle bir rolü ve misyonu vardır. Çünkü medya yalnızca bir haber aktarma yolu değildir; aynı zamanda değişim, dönüşüm ve eğitim aracıdır. Yayın çizgisinin ne olduğu, karşısındaki insanları da etkiler. Örneğin yayın çizgisi iktidarı temel alıyor ve kadınları küçümsüyorsa, kadınları mağdur olarak gösteriyor, onları yalnızca evle sınırlandırıyor ve perde arkasında bırakıyorsa, kadınlar bunu kabul etmese bile bu anlayış doğal olarak yeniden üretilir. Ancak yayın çizgisi özgürlüğü, her iki cinsiyetin eşitliğini, kadın özgürlüğünü ve ekolojinin korunmasını temel alırsa, orada kadınların öz varlığı ve toplumun kendisini dönüştürme biçimi öne çıkar.
En fazla gündeme gelen konulardan biri de demokratik bir ailenin nasıl kurulacağı ve mevcut sistem içerisinde kadınların nasıl görüş ve karar sahibi olacağıdır. Özgürlük ve demokrasi temelinde bir yayıncılık, bu medya kuruluşlarını takip eden, okuyan ve dinleyen kadınları da etkiler. Suriye’de kadın yayıncılığının çok büyük bir etkisi var. Bazen kadınların kaderinin değişmesine de neden oluyor. Bu, medyanın en etkili rollerinden biridir.
Bu temelde Kadın Medya Birliği (YRJ), Rojava’daki kadın gazetecilerin çatı örgütüdür ve yıllardır gazetecilerin örgütlenmesi ve sorunlarının çözümü için çalışmalar yürütüyor. Suriye’nin hala geçiş sürecinde olduğu bu dönemde YRJ, Suriye genelindeki kadın gazetecilerle ilişki kurmaya çalışıyor. Böylece bütün kadın gazetecileri kapsamak, onların ihtiyaçlarına yanıt olmak istiyor. En önemlisi de Rojava’daki kadın gazeteciler ile Suriye genelindeki kadın gazeteciler arasında dayanışmanın olması gerekiyor. YRJ şu anda Suriye’deki kadın gazetecilerin daha rahat, engellenmeden çalışabilmeleri, kimsenin haberlerine müdahale edememesi ve mesleklerini sürdürebilmeleri için çalışmalar yürütüyor.
*Suriye çok renkli, çok kültürlü ve çok dilli bir ülke. Suriye basını bu halkları bir araya getirebilir, milliyetçi dili ve birbirlerine karşı düşmanlığı sona erdirebilir mi? Saldırılara karşı toplumsal dayanışmayı güçlendirebilir ve kadınların rolü ile misyonuna inanılan eşit ve adil bir toplumun kurulmasına katkı sağlayabilir mi?
Suriye çok dilliliği, çok kültürlülüğü ve çok renkliliğiyle oldukça zengin bir ülkedir ve bu zenginliğiyle güzeldir. Ancak maalesef geçmişteki devlet zihniyetiyle bugünkü zihniyet aynıdır, değişmemiştir. Halklar ve inançlar arasında sürekli çelişkiler yaratıldı. Bu durum komşular ve bütün toplumsal kesimler arasında çatışmalara neden oldu ve insanların aynı mahallede birlikte yaşayamaz hale gelmesine yol açtı.
Ancak Suriye’deki toplumsal kesimlerin özünde, devletin etkisini gösteremediği yerlerde, halklar kendilerini bu çelişkilerden korudu ve birlikte yaşamayı sürdürdü. Kimse diğerine “Sen Arapsın, Müslümansın, Êzidîsin, Süryanisin, Çerkezsin ya da Türkmensin” demiyordu. Birbirlerinin inançlarına, dillerine ve kültürlerine saygı gösteriyorlardı. Bu miras bugüne kadar varlığını korudu ve devam ediyor. Ancak mevcut hükümet, dış güçlerin müdahalesiyle toplumsal kesimler arasında milliyetçi dili geliştirmek istiyor. Bu çok tehlikelidir ve devletten çok birlikte yaşayan toplumlara zarar verir.
Medyanın milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi dile karşı dikkatli ve bilinçli olması gerekiyor. Toplumu birbirine karşı kışkırtan milliyetçi dil son derece tehlikelidir. Bu anlayış bazı kişiler ve dış güçlerin müdahalesi aracılığıyla Suriye ve Rojava’da ince yöntemlerle yürütülüyor.
Kadın gazetecilerin buna karşı dikkatli olması, çoğulculuğun dilini geliştirmesi; dinci, milliyetçi ve cinsiyetçi dilden uzak durması gerekiyor. Renkli bir toplum demokratik ulusun mozaiğidir. Bununla adil bir toplum kurulabilir, her iki cinsiyetin hakları korunabilir ve ekoloji savunulabilir.