Ataerkil düzen Iraklı kadınların önündeki en büyük engel

Iraklı kadınlar, ayrımcı yasalar, toplumsal baskılar ve erkek egemen siyasi yapıya karşı mücadele ediyor. Kadınların özgürleşmesi, yalnızca hak mücadelesi değil, Irak’ta adil ve demokratik bir devletin inşasının da temel koşulu olarak öne çıkıyor.

TEMENNİ EL-SARWİ

Iraklı kadınların mücadelesi artık yalnızca verilip alınan haklar uğruna yürütülen bir mücadele değil; siyasallaştırılmış din, toplumsal gelenekler, kadınlar aleyhine işleyen yasalar ve erkekliği yönetim ve karar alma süreçlerinin temel ölçütü haline getiren siyasi iktidar tarafından beslenen köklü bir otoriter yapıyla doğrudan karşı karşıya gelme mücadelesidir. Sorun birkaç erkekten ibaret değil; kadınları tarihsel olarak bağımlı konumda tutmak üzere şekillendirilmiş bir sistemin tamamıdır. Kadına bir sandalye, makam veya unvan verildiğinde bile bu durum değişmemektedir.

Irak’taki ataerkil iktidar, yalnızca muhafazakar bir toplumsal anlayıştan ibaret değil; evden başlayarak eğitim, hukuk ve siyasete kadar uzanan bütünlüklü bir baskı mekanizması olarak işliyor. Bu mekanizma, kız çocuklarının itaat ve boyun eğme anlayışıyla yetiştirildiği aile ortamında başlıyor. Kız çocuğunun itiraz etmesi ise çoğu zaman “itaatsizlik” olarak görülüyor. Okullarda da erkek lider, kadın ise ikincil ve bağımlı konumda gösterilerek bu anlayış yeniden üretiliyor. Bu yapı, kadınları korumak yerine haklarını kısıtlayan yasaların çıkarıldığı parlamento ve devlet kurumlarına kadar uzanıyor.

Kadınların ‘yeterliliği’ sorgulanıyor

Iraklı kadınlar, ülkenin yaşadığı tüm felaketlerin ağır yükünü taşırken siyasi alanda tam anlamıyla yurttaş ve birey olarak tanınma hakkına dahi sahip olamadı. Savaşlarda ailenin geçimini sağlamak zorunda kalan kadınlar, ambargo döneminde ailenin yükünü üstlendi; terör döneminde ise aynı anda hem hayatta kalan, hem geçim sağlayan hem de mağdur olan taraf oldu. Buna rağmen kadınların liderlik konusundaki “yeterliliği” bugün hala sorgulanıyor. Oysa devletin çöktüğü dönemlerde dahi hayatı ayakta tutanların başında kadınlar geldi.

Kadınlar karar mekanizmalarından dışlanıyor

Siyasette ise kadınların varlığı çoğu zaman değişim gücüne dönüşmek yerine demokratik bir vitrine indirgeniyor. Kadınlar seçim süreçlerinde görüntüyü çeşitlendirmek için kullanılırken, gerçek karar alma mekanizmaları liyakat yerine sadakat, ortaklık yerine dışlama anlayışıyla hareket eden kapalı ve erkek egemen parti ağlarının tekelinde kalıyor. Böylece kadın, karar alma süreçlerinin gerçek bir ortağı olmak yerine, kenardan izleyen bir tanık konumuna itiliyor.

Daha da tehlikelisi, yasama alanının ayrımcılığın yeniden üretildiği bir mücadele alanına dönüşmesi. Kadınların evlilik, boşanma, velayet veya miras haklarını kısıtlamaya yönelik her girişim, masum bir “fıkıh tartışması” değil, kadınların bedeni, yaşamı ve kararları üzerinde yürütülen siyasi bir mücadeledir. Kadını bağımsız ve tam ehliyetli bir birey olarak tanımayan yasa, adaleti değil tahakkümü meşrulaştırıyor.

Kadını mülk olarak gören bir toplum

Şiddet de bu sistemin istisnası değil, doğal bir uzantısı olarak öne çıkıyor. Aile içi şiddet, dijital şantaj, zorla evlendirme, çocuk yaşta evlilik, eğitim ve çalışma hakkından mahrum bırakılma “bireysel vakalar” değil, kadını özgür bir birey yerine toplumsal bir mülk olarak gören kültürün doğrudan sonucu oluyor. Daha da tehlikelisi, bu şiddet sürekli olarak “ayıp”, “namus” ve “gelenek” gibi söylemlerle örtülüyor; sanki kadının onuru korunması gereken bir hak değil, kontrol altında tutulması gereken bir tehditmiş gibi.

Medya da sistemin içinde

Medya da bu sistemin dışında değil. Ayrımcılığı azaltması ve kadınların sesini güçlendirmesi gereken medya, çoğu zaman tam tersine mevcut ayrımcılığı yeniden üretiyor. Kadınlar yalnızca bedenleri, mağduriyetleri ya da “olağanüstü” başarıları üzerinden ele alınıyor; başarıları ise sahip olmaları gereken doğal bir hak olarak değil, sıra dışı bir durum ya da mucize gibi sunuluyor. Kadını siyasi ve toplumsal yaşamın eşit bir öznesi olarak görmeyen medya, tarafsız olduğunu iddia etse bile bu baskı düzeninin sürmesine katkıda bulunuyor.

Kadınlar korku duvarını yıktı

Asıl sorun yalnızca bireylerde değil, erkekliği en yüce değer olarak yeniden üreten bütün bir sistemde yatıyor. Erkek çocuğunun yalnızca kendisinin lider olabileceği düşüncesiyle yetiştirilmesi, kız çocuğuna sessizliğin bir erdem olduğunun öğretilmesi ve kadınların haklarından vazgeçmesinin “asalet” olduğuna inandırılması, köleliğin toplumsal olarak kabul edilebilir ve daha yumuşak bir biçimde yeniden üretilmesinden başka bir şey değil.

Tüm bu çok katmanlı baskıya rağmen Iraklı kadınlar hiçbir zaman sessiz bir mağdur olmadı. Kadınlar korku duvarlarını yıktı, şiddete karşı çıktı, sokakta, yargıda, medyada ve sivil toplum örgütlerinde seslerini yükseltti ve bir zamanlar “tabu” olarak görülen meseleleri kamuoyunun gündemine taşıdı. Ancak atılan her ilerici adım karalama kampanyaları, tehditler ve ihanet suçlamalarıyla karşılandı. Kendi hakkını talep eden kadın, adeta “kamu düzeninin” kendisini tehdit eden biri olarak gösterildi.

Dönüşüm gerekiyor

Irak’ta kadınların güçlenmesi resmi söylemler veya dönemsel sloganlarla sağlanamaz. Bunun için hukuk, siyaset, eğitim, medya ve kurumsallaşmış din alanlarındaki ataerkil iktidar yapısının köklü biçimde dönüştürülmesi gerekiyor. Vatandaşlarının yarısını tam haklara sahip, diğer yarısını ise kısıtlanan, denetlenen ve varlığından dolayı dahi hesap vermek zorunda bırakılan bir ülke üzerinden modern bir devlet inşa edilemez.

Mesele dar anlamda yalnızca “kadın hakları” değil, devlet adaleti meselesidir. Toplumunun yarısını gelenek, din veya siyaset adına dışlayan bir toplum, aslında kendisini yavaş yavaş yok eder. Ataerkil iktidar yalnızca kadınlara yönelik bir adaletsizlik değil, gerçek anlamda bir kalkınma ve ilerleme projesinin önündeki en büyük engellerden biridir.

Iraklı kadının özgürleşmesi yalnızca feminist bir talep değil, Irak’ın yaşanabilir bir devlet olarak varlığını sürdürebilmesinin koşuludur. Ya bu sistem köklerinden sökülüp atılacak ya da ülke aynı eski baskı araçlarıyla, yalnızca yeni yüzler eşliğinde krizlerini yeniden üretmeye devam edecek.

*Iraklı Gazeteci