Hakikatin izinde ölümsüzleşen gazeteci: Deniz Fırat
Özgür basın emekçisi Deniz Fırat, IŞİD'in Şengal ve Mexmûr saldırılarını dünyaya duyururken 8 Ağustos 2014'te yaşamını yitirdi. Aradan geçen 12 yıla rağmen gerçeğin izini süren gazeteciliği ve kadın mücadelesine bıraktığı miras yaşamaya devam ediyor.
Haber Merkezi- 2014 yılının Ağustos ayı, Ortadoğu coğrafyasında dünyanın hafızalarından silinmeyecek izler bıraktı. Kadınların kaçırıldığı, taciz, tecavüz ve insan vicdanının hiçbir yerine koyamadığı işkencelere maruz kaldığı, günler değil saatler içinde yüzlerce insanın katledildiği, bir bir toplu mezarların açıldığı, köle pazarlarının kurulduğu bir zaman… ‘Bu yüz yılda bunlar onlamaz’ denilecek türden gelişmelerin yaşandığı bu topraklarda deklanşöre basan eller, tüm gelişmelerin dünya çapında duyurmayı başardı. O fotoğraf makinesini kullananlardan biri de özgür basın emekçilerinden gazeteci Deniz Fırat’tı.
Deniz Fırat’ın (Leyla Yıldıztan) yaşamını yitirmesinin üzerinden 12 yıl geçti. IŞİD çetelerinin Mexmûr ve Şengal’e yönelik saldırılarını kamuoyuna duyuran Deniz Fırat, genç yaşında çok zor ama bir o kadar da anlamlı yaşamın sahibi oldu. Wan’ın Çaldıran ilçesine bağlı Hangedik (Xecîxatun) Köyü'nde 1984 yılında dünyaya gelen Deniz Fırat, çocuk yaşta savaş ve göçle tanıştı. Onun ve ailesinin yaşamı soykırım ile karşı karşıya bırakılan binlerde Kürt’ün hikayesiydi.
Yaşamı baskı ve direnişle geçti
Daha çocuk yaşlardayken baskı, zulüm, gözaltı, sürgün ve acı ile tanışan Deniz Fırat, bu tanıklığıyla biçimlendi. Yurtsever bir ailede büyüyen Deniz Fırat’ın ailesi Türkiye’nin baskıları nedeniyle Rojhilat Kürdistan’a göç etti. Burada da İran rejiminin baskılarıyla karşı karşıya kaldı. Bu kez aile yönünü Xakûrkê’ye çevirdi. 1991 yıllında Xakûrkê dağlarına yerleşen aile, 1991 yılındaki ihanet savaşının tanığı oldu. Aileden ilk olarak Deniz Fırat’ın ablası Binevş kod adlı Ayfer Yıldıztan özgürlük saflarına katıldı. Binevş’in ardından Deniz Fırat, küçük kardeşi Sarya Reşo kod adlı Şükran Yıldıztan ile birlikte özgürlük hareketine katıldı. Daha sonra 1992’de aile Zelê’ye ve ardından Mexmûr Mülteci Kampına geçti. İki kardeş farklı zamanlarda özgürlük yolunda yaşamlarını yitirdi.
Her zaman gerçekleri duyurdu
Arkadaşlarının ‘çalışkan ve sıcak’ kelimeleri ile anlattığı Deniz Fırat, her zaman gerçeği dünyaya duyurmanın çabası içindeydi. Dağlardan Kürt kanallarına haber ve görüntü gönderdi. Yıllarca özgür basın çalışmaları içerisinde yer aldı. YRD yönetim üyesi, Mexmûr’da haftalık çıkan Rojev gazetesinin editörü ve yazarıydı. Güney Kürdistan’da savaş muhabirliği yapan Deniz Fırat, Mexmûr’a yönelik saldırıları ve bu saldırılara karşı verilen mücadeleyi yerinde takip ediyordu. Kamerası ve mikrofonuyla savaş alanından dünyaya gerçekleri duyuruyordu. Mexmûr Kampı’ndan yaşananları yakından takip eden Deniz Fırat, savaşın tüm anlarını çekerek, halkın sesi oldu. 8 Ağustos 2014’te IŞİD’in Mexmûr’a yönelik saldırılarını takip ettiği sırada, IŞİD’in saldırısı sonucu yaşamını yitirdi ve özgür basının ölümsüzler kervanına katıldı. Deniz Fırat bugün onlarca genç kadına kararlılığı ve cesaretiyle ışık olmaya devam ediyor.
Bir palamut ağacı
Yoldaşları tarafından bir palamut ağacına benzetilen Deniz Fırat, onun tıpkı bir ağaç gibi köklü ve kendisini yenileyerek güçlendiren bir yapısı olduğunu anlattı. Kadını köleleştirmeye çalışan an vahşi zihniyetin hedefi olan Deniz Fırat’ın annesi Sultan Yıldıztan bir söyleşi de şunları dile getirmişti:
“DAİŞ saldırdığı ve kamp boşaltıldığı gece bir dağ gerillası gibi elbiselerini giymişti ve elindeki kamerasıyla görüntü çekiyordu. İki ağabeyi de yanındaydı. Ağabeyleri yanından geldiği gece şehit oldu. Göçmenlik yolunda Deniz’in şahadet haberi bize geldi. Vasiyeti üzerine onu Van’da defin ettik. Sürekli ‘anne bir gün Van’a gidersek Van gölünde oturup birlikte çay içeriz’ diyordu.”
Deniz Fırat’ın ardından diğer iki kızının da onun kamerasını alıp basında çalıştığını anlatan Sultan Yıldıztan, Deniz gibi çok sayıda gencin onun yolundan gittiğini ve mücadelesine sahip çıktını anlatmıştı.
‘Dünyanın yüzü aşk ve özgürlükle dolacaktır’
Gazeteci Deniz Fırat, tuttuğu günlüğünde şunları söylemişti:
“Küçük yürekli özgürlük sevdalıları. Bir gün onlar büyüyecek ve kendilerinden utanmayacaklar. Çünkü onlar küçük elleriyle umudu öldürenlere taş atıyorlar. Bu yüzden de öyle demeyecekler. ‘Ormanlar yok olursa/ ağaçlar yok olursa/ ardımdaki çocuklara ne diyeceğim…
Böyle olmaması için gözaltında kayboluyorlar. Bunu bilmeseler de Kürt oldukları için kaçırılıyorlar. Onlara tecavüz ediyorlar. Sadece gözaltında kaybedilmiyorlar. Her şeylerini orada kaybettirmek istiyorlar. Kapılarının önünde kaçırılıyorlar, kaybediliyorlar. Onlar annelerinin kucağında, koynunda katlediliyorlar. Anne ruhsuz bedene bakıp ‘Bu da barışın kahramanı olsun’ diyor. Mahallelerinde katlediliyorlar.
Toprakla oynadığı zaman soğuk toprağa misafir oluyor. Çocuk, ‘Okyanus kurursa, balıklar yok olursa ardımdaki çocuklara ne diyeceğim’ diyor. Bu büyük utançla avuçlarımıza taş alıyoruz. Bir öğün geçimimizi sağlamak için çalışıyoruz. Yazma satıyor, ayakkabı boyuyoruz, simit satıyoruz. Ancak özgürlük umudumuzu yitirmiyoruz, bir kaç kuruşa satmıyoruz. Diğer öğünde umut eylemlerini bekliyoruz. Ormanlar yok olmasın/ ağaçlar yok olmasın/ okyanuslar kurumasın ve balıklar ölmesin diye taş atacağız diyorlar. Sadece taş mı atabiliyorlar. Hayır onlar küçük yüreklerinde büyük umutlar besliyorlar.
Onlar hala çocuk. Onlar ‘Ormanlar yok oldu, okyanuslar kurudu’ dememek için taş atıyorlar. Orman ve okyanusların yok olmaması için taş atıyorlar, ancak onlar kaybediliyor. Evet kayboluyorlar.
Ceylan, Uğur, İlyas…
Bugün yine dört yaşında bir çocuk kayboldu. Neden? Çünkü o Kürt… Kürtlük kaybedilme nedeni. Ya da öldürülme nedeni.
Ceylan, Uğur, İlyas, Mehmed, Kamuran ve benzeri. Binlerce Kürt çocuğu katledildi. Neden? Çünkü onlar umut ve özgürlüğe sevdalıydılar. Küçük elleriyle özgürlüğün ustası oldular. Onlar da çocukluk hayallerine ihanet etmemeyi öğrendiler. O yüzden taş topladılar. Göğüslerinde taş sakladılar. Kimi zaman koyunlarına koydukları taşlarla uyudular. Karanlık gecelerde yataklarında avuçlarına aldıkları taşları ısıtarak özgürlüğün ateşi haline getirdiler.
Koyunlarında taşlarla yattılar
Kürtlüğümüz acaba öldürüldüğümüz suç mudur? Ancak çocukların elindeki taşlar ‘bu kader değildir. O özgürlük arayışıdır’ diyor. Bir çocuk annesine soruyor: ‘anne biz büyüdüğümüz için mi dünya kirlendi.’ Büyüklerin dünyası kirlidir. İçinde savaş, katletme, hile ve ihanet var. Onu da kendi kirli dünyalarının kurbanı yapıyorlar. O zaman çocuk ‘büyüdüğümde bunların hepsini ortadan kaldıracağım’ diyor. O yüzden yatmaya gittiklerinde taşlarını da kendileriyle birlikte yataklarına götürüyorlar ve onunla yatıyorlar. Rüyalarını savunmak için de bunu yapıyorlar.
Onların dünyasına yaklaşmak
O zaman atılacak olan bir adımım çocukların umutlarının filizlenmesine vesile olacak. Her mücadele adımı bizi biraz daha onların dünyasına yakınlaştıracak. Sınırsız ve temiz olan o dünya. Bizler özgürlük sevdalısı bu çocukların sevdalısı olduğumuzda dünyanın yüzü aşk ve özgürlükle dolacaktır.”