Demokratik çözümün eşiğinde: Hukuki zemin ve çerçeve yasa
Silahlı çatışmanın sona ermesine yönelik adımlar yeni bir dönemin kapısını araladı. Ancak kalıcı barışın kaderini artık siyasal irade, demokratik hukuk ve eşit yurttaşlık temelinde atılacak adımlar belirleyecek.
ROJBİN DENİZ
Haber Merkezi- Yüzyılı aşkın süredir inkar politikalarına maruz bırakılan Kürt halkı açısından demokratik ve kalıcı barış, yalnızca silahların susması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda eşit yurttaşlığın güvence altına alınmasını, kimlik ve dil üzerindeki inkar politikalarının sona ermesini, demokratik siyasetin önünün açılmasını ve ortak yaşamın yeniden inşasını ifade ediyor. Bu nedenle bugün Kürt sorununun çözümüne ilişkin yürütülen tartışmalar, yalnızca bir güvenlik meselesi olarak değil, Türkiye'nin demokratikleşmesiyle doğrudan bağlantılı tarihsel bir eşik olarak değerlendirilmelidir.
Bu çerçevede 27 Şubat 2025 tarihinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından yapılan “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı”, yeni dönemin başlangıç noktası oldu. Çağrıyla birlikte çatışmanın sürdürülmesini esas alan yaklaşım yerine, demokratik siyaset ve demokratik entegrasyon temelinde yeni bir çözüm perspektifi ortaya konuldu. Böylece uzun yıllardır silahlı çatışmaların belirlediği siyasal zeminden, hukuki ve demokratik çözüm arayışlarına dayanan yeni bir tartışma alanına geçiş hedeflendi.
Barış süreçleri, niyet beyanlarından çok tarafların attığı somut adımlarla değerlendirilir. Bu açıdan bakıldığında PKK, sürecin en ağır sorumluluğunu üstlenerek dikkat çekici adımlar attı. Ortadoğu'nun yeni çatışma alanlarına sürüklendiği, bölgesel dengelerin hızla değiştiği ve savaş ihtimalinin giderek arttığı bir dönemde, önemli riskler göze alınarak barış iradesi ortaya konuldu. Bu durum, yalnızca örgütsel bir karar değil, aynı zamanda Kürt ve Türk halklarının ortak geleceğine ilişkin stratejik bir tercih olarak okunmalıdır.
Silahlı mücadeleden demokratik çözüme
Bu sürecin en önemli dönüm noktalarından biri, PKK'nin 12. Kongresi sonrasında 12 Mayıs 2025 tarihinde fesih kararını açıklaması oldu. Aynı açıklamayla birlikte silahlı mücadele stratejisinin sona erdirildiği ilan edildi. Ardından 11 Temmuz 2025 tarihinde KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat öncülüğündeki 30 kişilik gerilla grubunun uluslararası kamuoyunun da takip ettiği törende silahlarını yakması, savaş yerine siyasal çözüm iradesini sembolik biçimde dünyaya ilan eden önemli bir gelişme olarak kayda geçti. Daha sonra farklı alanlarda gerçekleştirilen geri çekilmeler de çatışma riskini azaltmaya yönelik adımlar olarak sürece eklendi.
Yaklaşık yarım asır boyunca silahlı mücadele yürütmüş bir hareketin, bölgesel savaşların yoğunlaştığı böylesi bir dönemde bu kararları alması sıradan bir gelişme olarak değerlendirilemez. Eğer demokratik çözüm yönünde gerçek bir irade oluşmamış olsaydı, bu ölçüde stratejik riskler içeren kararların alınması da mümkün olmazdı. Bu nedenle süreci değerlendirirken yalnızca ortaya çıkan tartışmalara değil, fiilen atılmış adımlara bakmak gerekir. Buna rağmen süreç boyunca farklı siyasal çevrelerden çeşitli eleştiriler yükseldi. PKK'nin silahlı mücadeleyi sürdürmesi gerektiğini savunan bazı çevreler ile KDP çizgisine yakın ilkel milliyetçi Kürt kesimleri, barış söylemini mevcut siyasal dengeleri yeniden kurmaya dönük bir hamle ya da taktiksel bir manevra olarak yorumladı. Ancak bu yaklaşım, Kürt sorununun çözümünü sürekli çatışma zeminine hapseden ve yeni ölümleri kaçınılmaz gören bir siyasal anlayışı yeniden üretmektedir.
Oysa Ortadoğu'nun mevcut koşulları dikkate alındığında savaşın devamı, yalnızca Kürtler açısından değil, bölgenin bütün halkları açısından daha ağır insani ve siyasal sonuçlar doğurma potansiyeli taşımaktadır. Kürtleri bölgesel güç mücadelelerinin merkezinde tutarak kendi stratejik hesaplarını korumaya çalışan dış aktörlerin varlığı da bu gerçeği değiştirmemektedir. Bu nedenle barış girişimlerini yalnızca taktiksel hamleler olarak okumak, hem bölgenin değişen siyasal gerçekliğini hem de Kürt özgürlük hareketinin son yıllarda geliştirdiği stratejik dönüşümü göz ardı etmek anlamına gelir.
Bölgesel dengeler ve çözüm süreci
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın uzun yıllardır geliştirdiği demokratik toplum paradigması da tam bu noktada önem kazanmaktadır. Özgürlük mücadelesi hiçbir zaman tek bir mücadele biçimine indirgenmedi. Tarihsel koşullar değiştikçe örgütlenme anlayışı, siyasal hedefleri ve mücadele yöntemleri de yeniden şekillendi. Hareket, kimi dönemlerde silahlı mücadeleyi, kimi dönemlerde demokratik siyaseti, kimi dönemlerde ise toplumsal örgütlenmeyi öne çıkararak değişen koşullara uyum sağlamayı başardı. Bu yönüyle bugün yaşanan dönüşüm, geçmişten kopuş değil; mücadelenin kendi tarihsel deneyimlerinden süzülerek ulaştığı yeni bir evre olarak değerlendirilmelidir.
Bununla birlikte, bugüne kadar yaşanan gelişmelerin önemli ölçüde tek taraflı ilerlediği de göz ardı edilmemelidir. PKK'nin attığı adımlar kamuoyunun önünde ve somut biçimde gerçekleşirken, devletin sürece yaklaşımı daha temkinli, parçalı ve büyük ölçüde bölgesel gelişmelerin etkisi altında şekillendi. Türkiye'nin güvenlik politikaları, dış politika öncelikleri ve Ortadoğu'da değişen dengeler, sürecin demokratik zeminde ilerlemesini zaman zaman zorlaştırdı.
Özellikle Rojava'daki gelişmeler, bölgesel ittifak arayışları ve Türkiye'nin dış politika ekseninde yaşanan değişimler, çözüm tartışmalarını yalnızca iç siyasetin değil, bölgesel güç dengelerinin de bir parçası haline getirdi. Bu nedenle bugün yürütülen süreci yalnızca Türkiye'nin iç meselesi olarak okumak eksik kalacaktır. Kürt sorununun demokratik çözümü, aynı zamanda Ortadoğu'nun geleceğini de etkileyecek stratejik bir başlık niteliği taşımaktadır. Buna rağmen sürecin tamamen kesintiye uğramamış olması dikkat çekicidir. Yaşanan bütün gerilimlere karşın diyalog ihtimali ortadan kalkmamış, aksine ilk kez çözüm arayışlarının hukuki bir çerçeveye taşınması yönünde tartışmalar başlamıştır. Bu durum tek başına kalıcı barış anlamına gelmese de, uzun yıllardır devam eden çatışmalı sürecin ardından önemli bir eşik olarak değerlendirilmelidir.
Çerçeve yasanın imkanları ve sınırları
Tam da bu noktada Meclis'e sunulan çerçeve yasa taslağı önem kazanmaktadır. Taslak, kapsamı ve içeriği bakımından Kürt sorununun çözümüne ilişkin temel başlıkları bütünüyle karşılayan bir metin değildir. Ancak ilk kez demokratik çözümün hukuki zeminde tartışılmasına imkan tanıması bakımından göz ardı edilemeyecek bir adım niteliği taşımaktadır. Bu nedenle yasa yalnızca mevcut hükümleriyle değil, geliştirilme ve genişletilme potansiyeliyle birlikte değerlendirilmelidir.
Kuşkusuz barışın hukuki güvenceye kavuşabilmesi, yalnızca sınırlı bir çerçeve yasayla mümkün değildir. Kalıcı çözüm; anayasal güvence, demokratik siyaset alanının genişletilmesi ve karşılıklı güveni güçlendirecek kurumsal düzenlemelerle desteklenmek zorundadır. Aksi halde atılan adımlar, toplumsal barışı kalıcı biçimde inşa etmeye yetmeyecektir. Bu çerçevede en önemli başlıklardan biri, Kürt halkının baş müzakereci olarak gördüğü Abdullah Öcalan'ın koşullarının demokratik müzakere sürecine uygun biçimde yeniden ele alınması ve umut hakkına ilişkin hukuki tartışmaların ilerletilmesidir. Demokratik entegrasyon stratejisinin hayata geçirilebilmesi, yalnızca siyasal iradeye değil, bu iradenin hukuki güvencelerle desteklenmesine de bağlıdır.
Bunun yanında Kürtlerin anayasal statüsünün tanınması, eşit yurttaşlık ilkesinin güvence altına alınması, anadil ve kültürel hakların eksiksiz biçimde tanınması, yerel yönetimlerin demokratik esaslar doğrultusunda güçlendirilmesi ve kayyum uygulamalarına son verilmesi, demokratik çözümün vazgeçilmez unsurlarıdır. Bunlar herhangi bir siyasal pazarlığın konusu değil, demokratik hukuk devletinin doğal gerekleri olarak ele alınmalıdır. Aynı şekilde kadınların barışın ve demokrasinin kurucu öznesi olarak sürecin merkezinde yer alması, savaşın yarattığı ekolojik tahribatın giderilmesi ve toplumun bütün kesimlerini kapsayan demokratik katılım mekanizmalarının oluşturulması da kalıcı barışın ayrılmaz parçalarıdır. Barış yalnızca silahlı çatışmanın sona ermesiyle değil, toplumsal yaşamın bütün alanlarında demokratik dönüşümün gerçekleşmesiyle anlam kazanacaktır.
Kalıcı barışın yol haritası
Yeni dönemin başarısı, demokratik siyaset alanının ne ölçüde genişletileceğiyle doğrudan bağlantılıdır. Basın ve ifade özgürlüğünün güvence altına alınması, Terörle Mücadele Kanunu başta olmak üzere temel hak ve özgürlükleri sınırlayan düzenlemelerin demokratik hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda yeniden ele alınması, sivil toplumun özgürce örgütlenebileceği koşulların oluşturulması ve kadınların karar alma süreçlerine etkin katılımının sağlanması, demokratikleşmenin en önemli göstergeleri olacaktır.
Sonuç olarak bugün gelinen aşamada tartışılan çerçeve yasa, Kürt sorununun çözümü için tek başına yeterli değildir. Ancak uzun yıllardır ilk kez demokratik çözümün hukuki zeminde tartışılmasını mümkün kılması bakımından tarihsel bir önem taşımaktadır. Bundan sonraki süreç, bu zemini eşit yurttaşlık, anayasal güvence, demokratik siyaset ve toplumsal uzlaşmayı esas alan kapsamlı bir barış programına dönüştürebilme iradesiyle şekillenecektir. Kalıcı barış, yalnızca silahların susmasıyla sağlanamaz. Barış; adaletin tesis edildiği, hakların güvence altına alındığı, farklı kimliklerin eşit yurttaşlık temelinde ortak yaşam kurabildiği demokratik bir düzenle kalıcı hale gelir. Kürt sorununun çözümü de ancak bu perspektifle ele alındığında, hem Türkiye'nin demokratikleşmesine hem de Ortadoğu'da daha istikrarlı ve barışçıl bir geleceğin inşasına katkı sunabilir.