Yüksel Genç: Abdullah Öcalan'ın süreci yürüteceği koşullar güvence altına alınmalı

SAMER Koordinatörü Yüksel Genç, çerçeve yasanın önemli olduğunu ancak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın kapsam dışında bırakılmasının ciddi bir eksiklik olduğunu belirterek, "Sürecin yürütücüsünün koşulları açık biçimde tanımlanmalı" dedi.

ARJİN DİLEK ÖNCEL

Amed - Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında beklenen “çerçeve yasa” taslağı, Meclis Başkanlığı’na sunuldu. 12 maddeden oluşan taslak, Cuma günü Adalet Komisyonu’nda, Pazar günü de Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecek.

“Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” adıyla Meclis’e sunulan çerçeve yasa kapsamında 3 bin 500 PKK'li hükümlünün serbest bırakılması, müebbet ve ağırlaştırılmış müebbetten dolayı bir yargılamaların olmayacağı ve infazın tamamlanmasından 3 yıl geçtikten sonra siyasal haklara kavuşmaları ön görülüyor. Ancak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve üst düzey yöneticiler bu koşullardan yararlanmayacak.

Barış Grubu üyesi ve SAMER Koordinatörü Yüksel Genç, yasanın olumlu ve eksik görülen yanlarını değerlendirdi.

* Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında beklenen “çerçeve yasa” 12 maddeyle Meclis'e sunuldu. Yasanın içeriği çeşitli tartışmalara neden oldu. Sizce bu bir “çerçeve yasa” mı? Yoksa güvenlik bürokrasisinin ihtiyaçlarını düzenleyen sınırlı bir hukuki metin mi? Demokratik çözüm perspektifinden baktığınızda bu yasanın temel eksikliği nedir? Aynı zamanda olumlu yanlarına dair sizin değerlendirmeleriniz nelerdir?

Birincisi bu yasa, 2 yılı aşkın süren “silahsız mücadeleye geçiş” diye tariflenebilecek bir sürecin ilk etabında silahtan, yasal alana geçiş için çok önemli. Çünkü süreç, Kürt meselesinin çözümünden önce silahsız mücadeleye geçişi ön gören bir süreçti ve silahtan siyaset alanına geçişi sağlayacak bir köprü yasaya ihtiyaç vardı. Silah kullananlar ya da illegal kılınanlara dönük ortaya çıkan pozisyonun kaldırılmasına dönük bazı adımların atılması gerekiyordu. İlgili yasa, silahtan siyasete geçişe ilişkin çok önemli bir başlangıç adresi olarak değerlendirilebilir.

İllegal bir yapının ve kimliğin legalleşme sürecinin en önemli geçiş köprülerinden biri olarak değerlendirilebilir. Neden? Çünkü ilgili yasa, PKK üyeliğinden propagandasına kadar bir dizi ceza hukuku açısından suç sayılan, fiil sahiplerinin belli koşullar etrafında sivil ve siyasal hayata dahiliyetini düzenliyor. Bu binlerce kişinin Türkiye'deki sosyal, siyasal hayata dahil olması anlamına gelecek.

İkincisi ilgili yasa, gerekçe bölümünde kendisini “ilk yasa” olarak tariflemiş ve dolayısıyla yasa yapıcı burada sonraki dönemler için farklı yasalar yapmayı vadetmiş. Bu neden önemli? Çıkan ilk yasa, ceza hukukunun ve güvenlik paradigmasının izlerini çok fazla taşıyor ve silah bırakan bir grubun tümünü de henüz kapsamıyor. 2005 öncesini kapsamıyor. Belli fiillere sahip olanları kapsamıyor. Üst yöneticileri kapsamıyor. Ama kapsadıkları itibariyle bu yasa belli bir geçişi öngörüyor. Bu yasa kendisini ilk yasa olarak tarifleyerek, sonrasında çıkması öngörülen farklı yasal düzenlemelerin de taahhüdünü ve duyurusunu yapmış oluyor. Bu oldukça önemli.

Bu yasayı silahsızlanmanın hukuki rejimini kurmaya çalışan bir ilk adım gibi görmek lazım. Bir hukuki rejimi kurmaya çalışıyor. Ancak güvenlik paradigmasının izleri hala çok derin. Bu buna rağmen kapsadığı ve rahatlattığı alanın önemsenmesi gerekiyor. İlk yasanın devamının gelecek olması sürecin devam edeceği ve güvenlik paradigmasından yasal ve demokratik siyaset konumuna geçiş sürecinin devam edeceğini bize gösteriyor.

Aynı zamanda bu yasa, bir grubun silahları bırakıp gelmesine dair bazı noktaları düzenliyor. Bir tür “koşullu hukuk” formu içeriyor. Ama gelenlerin ne olacağı, neler yapabileceği, güvencelerinin ne olduğu, siyasal, sosyal, sivil hayattaki pozisyonlarının ne olabileceğini düzenlemiyor henüz. Dolayısıyla yasanın ilk olduğu, devamının geleceğine dair vurgu, düzenlemelerin devam edeceğini gösteriyor.

Mevcut düşünce, ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğünün daraltıldığı çerçeve içerisinden baktığımızda siyasal mücadeleye geçiş hattına ilişkin şimdi handikaplar barındırıyor. Ancak yasanın ilk olması devamını geleceğini ifade etmesi önemli bir taahhüt. Ama aynı zamanda bu taahhüt Kürt meselesinin çözümüne dönük olarak bir sonraki yasaların çok daha güçlü, yasal, demokratik zeminde Kürt meselesinin çözümünün araçlarının, mekanizmalarının kurulabilmesine dair de kapıyı aralık bırakıyor.

*Yasadaki maddeler bir noktada sürecin ilerlemesini Milli Güvenlik Kurulu'nun tespit ve onayına bağlıyor. Demokratik bir barış sürecinin öznesi siyaset ve toplum mu olmalı, yoksa güvenlik kurumları mı? Bu tercih, Türkiye'nin çözüm paradigması hakkında bize ne söylüyor?

Yasanın olumlu yanları var ama sıkıntılı, eksik yanları da var. İlk yasa olması nedeniyle, o sıkıntıların ileriki yasal düzenlemeler döneminde aşılmasını beklemek mümkün gibi görünüyor.

Olumlu yanı; PKK ile suçlanan çok sayıda insanın gündelik hayata dahil olmasını sağlamak, sürecin ilk defa bir yasal çıktısının sağlanması.

Ama şöyle bir sorun da var; örneğin bu yasa metni, ceza hukukuna dayalı ve güvenlik paradigmasının izlerini derin taşıyor. Bundan kastımız, sadece soruşturma, siyasal hak, haklara dönük yasaklar vesaire gibi kavramlar değil, aynı zamanda sürecin (özellikle silahlı kanat açısından) ilerlemesinde Milli Güvenlik Kurulu’na oldukça merkezi bir rol vermiş olması. Bu durum hem anlaşılabilir hem ilerleyen zamanda bir zaaf haline gelebilir.

Yasa, Milli Güvenlik Kurulu’na, MİT’e ve Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı etrafında Savunma Bakanlığı, Adalet Bakanlığı gibi ağırlıklı güvenlik bürokrasisinin ve idari temsilin bir arada olduğu bir komisyonu merkeze oturtmuş durumda. Belli tespitleri MGK üzerinden çıkacak raporlarla sağlayacaklar.

Yine bir kurul kuruldu. Bu kurul güvenlik bürokrasisinin ve idari bürokrasinin olduğu bir pozisyon içinde yol alıyor. Bunlar bize güvenlikçi paradigmadan edinilmiş alışkanlıkların sürdürülmesi ve sürecin bir güvenlikçi bağlamda silahsızlanma algısı içerisinde değerlendirildiği izlenimini yaratıyor.

Ama sürecin devam etmesi için Milli Güvenlik Kurulu’nun merkez olduğu bir yasa değil, siyasetin, sivil toplumun, siyasal temsil çoğunluğunun merkez olduğu bir yasa ve süreç gerekiyor. Çünkü sonuç itibariyle o silahların ele alınmasına neden olan şey Kürt meselesindeki çözümsüzlük. Demokratik, siyasal ve sosyal anlamda çözebileceğiniz bir meseleyi güvenlik bürokrasisine devredemezsiniz. Dolayısıyla bu yasadan sonraki sürecin ağırlık merkezinin siyasal, sivil temsil sahasına kayması gerekiyor. MKG’nin bu bağlamda bu yasanın merkezine oturtulmuş olması bir yere kadar anlaşılabilir ama esas olarak Kürt meselesi bağlamında düşündüğümüzde sıkıntılı.

Diğer yandan teyit- tespit meselesi çok uzun süredir tartışılıyor. Özellikle AKP ve MHP'nin Meclis komisyonuna sunduğu raporlarda geçiyordu. Sadece teyit, tespit değil, bir de taahhüt meselesi var. Aslında örgüt, Mart ayında sözlü, Mayıs ayında kongre eliyle taahhüdünü ilan etti. Nedir bu taahhüt? Silahlı mücadeleyi Türkiye'ye karşı durdurduğunu, Kürt meselesinin siyasal sivil toplum içindeki mücadele ağlarıyla sürdürülmesi gerekliğine dayanarak, demokratik siyasi alanın parçası ve aktörü olmak istediklerini ilan ettiler.

Silahların bırakılmasına dönük taahhüt bir yılı aşkın süredir var. Taahhütte bir sorun yok. Partiler açısından kongre kararı, aynı zamanda bağlayıcı bir karardır. Dolayısıyla MGK'nin elinde teyidi de kolaylaştıran bir kongre kararı var.

Öte yandan Türkiye'de çatışma koşullarını sağlayacak provakasyonları önleyebilmek adına PKK güçlerini sınırın dışına çekmişti. Dolayısıyla ortada taahhütten daha fazla eylem ve etkinlik var. Bu teyidi mümkün kılan pek çok durum var. Sınır hatlarında silahlı güçlerin çekildiğine dair kendi beyanları ortada. Teyit ve tespit kısımlarının büyük bir bölümünün gerçekleştiğini söylemek gerekiyor. PKK kongresinde, silahların tam olarak nasıl bırakılacağına dair de açıklama yapmıştı.

Teyit tespit mekanizmasını mevcut durumda işletmesini sağlayacak çok güçlü veriler ve raporlar MGK'nin elinde var. Gerçekten hükümet kanadında silahların devre dışı kalması konusunda gerçek bir mutabakat varsa, ortaya çıkan bu verilerin teyit tespit için yeterli olduğuna kendileri de kanaat getirecektir. Zaten yasaya riayet edip gelecek olan grupların silahsız olduğunun tespiti de hiç zor olmayacaktır sanırım.

*Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan sürecin baş aktörü olarak sürecin bu noktaya gelmesinde kararlılığını ortaya koydu. Ancak Abdullah Öcalan ve üst düzey yöneticiler kapsam dışı bırakıldı. Böyle bir yaklaşım sürecin siyasi ve hukuki geleceğini nasıl etkiler?

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum, bu ilk yasa metni, dünya örneklerinden gördüğümüz çatışma çözümlere ait çerçeve yasalarla uyumlu ve onları güçlendiren bir yerden yol almıyor. Çünkü benzer deneyimlerdeki çerçeve yasaların odağı silahsızlandırma değildir, silahın bir daha kullanılmasını önlemektir. Önlemeyi sağlayan kök meselenin çözümüne ilişkin içerikler taşımasıdır. Demokratikleşme, özgürlük alanlarının genişletilmesine, ortak yurttaşlığın kurulmasına dair içerikler taşıyor olması, göndermeler yapıyor olmasıdır. Ancak mevcut yasa bunu taşımıyor.

Bu bağlamıyla baktığımızda Kürt meselesinin çözümüne dair bir çerçeve yasa değil, silahsızlanma sürecinin ya da silah bırakılma aşamasından sonraki yasal hayata geçişin kısmi bir düzenlemesiyle karşı karşıyayız.

Burada sürecin yürütücüsü, yöneticisi ya da müzakere ortağı aktörü olanların koşullarının eşitlenmesi ya da adil kılınması çok önemli. Tarafların tanınması, sürecin isminin tam olarak tariflenmesi, aktörlerin tariflenmesi, aktörlerin tariflenmek dışında güvenceye alınması gibi meseleler çerçeve yasadaki teknik olmazsa olmaz koşullardır. Bu yasa metine baktığımızda şöyle bir şey geçiyor; Süreç için çalışanların yasal olarak güvenceye alınacağına dair, herhangi bir kovuşturmaya dahil olmayacağına dair bazı ifadeler geçmekle beraber, bu sürecin baş müzakerecisinin statüsünün tariflenmemiş olması, çerçevesinin yasal olarak kayıt edilmemiş olması bir problem.

En nihayetinde silahsızlanmayı hedefleseniz bile, bu silahsızlanmayı gerçekleştirecek olan lider pozisyonundaki müzakerecinin örgütündeki silahsızlanma sürecini yürütebilmesini sağlayacak koşulları tariflemek zorundasınız. Şimdi bu tariflemelerin açıkça yapılmamış olması aslında bir problem.

AKP yetkililerinin ve MHP Lideri Bahçeli'nin açıklamaları oldu, bu açıklamalar bize Defacto bazı uygulamaların olacağını söylüyor ama 40 yıllık bir çatışma halinden ve yine 100 yılı aşan bir Kürt meselesinin çözümünden bahsediyoruz. Bu kadar ağır problem ve bu kadar ağır süreçlerin çözümünde aktörlerden birine dönük Defacto pozisyonların süreci karşılamakta eksik kalacağını ve problem yaratacağını bilmek gerekiyor.

Örneğin, silahlarını bırakıp gelmesini istedikleri kesimler Sayın Öcalan çağrıda bulunmadığı sürece yasaya rağmen gelmeyebilirler. Sayın Öcalan hangi sıfatla bu çağrıyı yapacak? Bir süreç işliyor. Sürecin bir yasası oluştu ve sürecin koordinasyonlarını tarifliyorsunuz ama müzakere yürüttüğünüz, örgütün lideri pozisyonundaki aktöre bir statü tariflemiyorsunuz. Bu bir sorun, bu soruna rağmen Sayın Öcalan sürecin yürütücüsü olarak çağrıda bulunur mu? Bulunur. Ama belli ki silahların bırakılması tek aşamada gerçekleşmeyecek.

Teyit tespit süreçlerinin işlemesi, Kürt ve Türk halkları içerisinde bazı kesimlerin ikna edilmesi gibi durumlarda Sayın Öcalan’ın pozisyonu, çağrısı, talebi, hatta katılımı çok kıymetli, çok etkili, çok yol açıcı olacak. Bütün bunları yapabilme sıfatının resmi olarak da tanınması gerekir. İktidar Defacto bir uygulamadan bahsediyor, şimdilik Defacto görünen bu pozisyonun ilerleyen süreçte yasal statüye kavuşması, sürecin ciddiyeti açısından da gerekiyor.

*Siz olsaydınız bu çerçeve yasaya hangi üç ilkeyi mutlaka yazardınız? Başka bir ifadeyle, bu metnin gerçekten demokratik dönüşümün başlangıç belgesi olabilmesi için hangi vazgeçilmez ilkeleri içermesi gerekir?

Bu yasanın hedefi silahsızlandırma, silahtan siyasete geçiş ise, siyaset alanına geçişin çerçevesini tariflemeyi doğru bulurdum.

Gelenlerin kimlik haklarının, onur ve haysiyetlerinin, lekelenmeme ve hedeflenmeme haklarının korunmasını sağlayacak içerikler koyardım. Gelenlerin silah sonrasında beyan ettikleri, deklare ettikleri sivil ve siyasal hayatın parçası olmalarının ve oradaki toplumsal dönüşümün parçaları olmalarını sağlayacak, düşünce ve ifade, özgürlüklerinin genişletilmesi ve güvence alınması biçiminde değişiklikler yapardım.

Kürt meselesi merkezli cezalandırıcı usullerin öne çıktığı güvenlik paradigmasının ve bu paradigmadan kaynaklı en başta TCK ve TMK gibi yasaların dönüştürülmesi, değiştirilmesine dair ilkeleri de değiştirileceğine dair beyanlarda da bulunurdum sürecin yürütülmesi açısından.

Ama tüm bunlar zaman alacak işler. Şimdilik silah bırakanlar hukuki dayanaklarını ilk defa buldular. Kürt meselesinde ilk defa isyan edip bastırılmamış bir yapının dönüşümüne dair yasal bir durum sağlanıyor. İlk defa silahların nasıl bırakılacağına dair bir yasal girişim yapılıyor. İlk olması itibariyle önemli. Ama elbette çok eksiği var.

*Çerçeve yasanın toplumsal meşruiyet kazanması için Meclis, siyasi partiler ve sivil toplum nasıl bir rol üstlenmeli? Aynı zamanda ilk yasanın topluma yansıması nasıl olur?

Bu yasa Türkiye’yi dönüşümlere gebe bırakacak. Çünkü çok sayıda örgütlü insan Türkiye'ye gelecek ve onların deneyim ve entelektüel birikimi Türkiye'yi de etkileyecek. Bir kere bunun sosyal, siyasal etkilerinin olmamasını düşünmek hata olur.

Bir süredir iktidar partisi bu çerçeveyi tartıştırıyor olsa bile, toplumun önemli bir kesiminin ya da Kürt toplumunun beklentilerinin farklı olabilme olasılığı var. Çünkü bizler, Orta Doğulu toplumlar, süreçler içerisinde bir şeyi toparlayıp, düzeltmek, dönüştürmek kültürüne değil, bir anda yapmak, bir anda söylemek ilk yapılan neyse sonu onun belirlediğine ikna olmak gibi bir geçmiş hikayeye sahibiz.

Oysa gelişebilen toplumlar, süreçleri ve halkaları birbirine ekleyerek yol alabildiğini ve dönüşümün eklenmiş halkalardan kurulduğunu bilir. Yasanın bütün tartışılan, itiraz edilen yanları bir yana, yasanın ardından cezaevinden 3 bin insanın tahliye olmasının ailelerinde ve toplumda yaratacağı pozitif etkinin, süreç kapsamında 2 yıldır yaratılamayan o barışçıl iklimi bir anda çok güçlü bir biçimde olumluya çevirir. Yıllarca ölüm haberi alan aileler, o gencecik insanların silahlarını bırakıp yasal hayatın güvenceli bir parçası olduklarında güçlü bir moral motivasyon yaşayacak. Bunlar sürecin başından beri barışın toplumsallaşmasından kaçınan iktidarın o stratejisinin de bitmesi, zayıflaması anlamına gelir. Üstelik bu gelecek olan kişilerin bir deneyimi, örgütlü duruşu ve entelektüel yanları var, bu da zamanla zayıflayan kurumların güçlenmesine de neden olacak.

Eğer yasa çözüm mantığıyla uygulanır ise, hem toplumsal iklimin pozitif anlamda iyileşeceğine, hem içi boşalmış pek çok kurumsal yapının içeriğinin oradaki birikimle beraber bir güçlenme yaşayacağına, hem de toplumun bu sürecin parçası olma ve bu sürece değer verme ve özneleşmesine dair çok önemli bir kapı aralayacağını düşünüyorum.

Cumhuriyet kurulduğundan bu yana baskı, isyan, bastırma döngüsüne hapsolmuş, sürekli güvenlikçi paradigmanın bir parçası kılınmış Kürt meselesinde bir ilk yaşanıyor. İlk kez geçiş kanunuyla beraber - güvenlik paradigmasının izlerini taşısa da - güvenlikten siyasal ve demokratik mekanizmalara bir sisteme doğru köprü kurulduğunu söylemek gerekiyor. Yasa, Türkiye'deki demokratikleşme ve yeni çoğulcu ortak toplumu birlikte, eşit yurttaşlık üzerinden inşa etme sistemine kapı aralayan, köprüleri güçlendiren bir içeriğe sahip.

Elbette ceza hukuku bağlamları içerisine sıkıştırılmış olması, güvenlik bürokrasisinin merkeze oturtulmuş olması bu sürecin en önemli zaaflarından biri. Çünkü Kürt meselesi, silaha dair bir mesele olmaktan çok siyasal, kültürel, ekonomik bir mesele, sosyal bir mesele, demokratik bir mesele. Dolayısıyla çözüm, güvenlik bürokrasisi değil, siyasal merkez temsil alanları olmalı. İlgili yasa, bunların da ilerleyen dönemde aşabileceğimiz bir aralık bırakmış.

Bu geçiş sürecinde barışın sağlanabilmesinin en önemli yönlerinden biri toplumun bundan sonra sürecin öznesi ve sahibi olarak sürece dahil olması. Mekanizmaları geliştirerek, toplumsal olarak güçlenebilmesi.

Bu geçişleri kolaylaştıracak olanın, ilk yasanın ardından sonraki yasaları da çıkarak olanın, toplumsal örgütlü güç olduğunu, mücadele olduğunu bilmek gerekiyor. Süreç başladığından beri ben “eleştirel umut” diye bir kavram kullanıyorum. İktidarlar güvenlik paradigmalarıyla sıkıştırabilirler, tek odakları tasfiye olabilir. Tek odakları kendi konumlarını korumak olabilir. Bu süreçleri kontrol ve koşullu yürütmek isteyebilirler- ki Türkiye'deki mevcut durum kontrolü ve koşullu bir çatışma çözüm sürecini andırıyor- bütün bunları yapmak isteyebilirler. Toplumu bu anlamda sürece katmayabilirler, siyasal alanı daraltabilirler. Bütün bunların ortaya çıkardığı umutsuzluğa karşı toplumun eleştirel umut diyebileceğimiz ilkeye sarılması, “Riski görüyorum, bu riski üstleniyorum. Demokratik ortak gelişimimizi inşa etmek için harekete geçiyorum” diyebilmesi gerekiyor.