Feleknas Uca: Şengal'in statüsü tanınmadan Êzidîler güvende olmayacak

Şengal Soykırımı'nın 12'nci yılında konuşan Feleknas Uca, Irak hükümetinin tutumunu eleştirerek, Şengal'in statüsünün tanınması, öz savunma güçlerinin kabul edilmesi ve soykırımın sorumlularının yargılanması çağrısında bulundu.

Haber Merkezi- Şengal Soykırımı'nın 12'nci yılı dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan siyasetçi Feleknas Uca, Êzidî halkının yaşadığı soykırımın ardından hala adaletin sağlanmadığını belirtti. Feleknaz Uca, Şengal'in statüsünün belirlenmemesini eleştirerek, Irak hükümetinin halktan özür dilemesi, öz savunma güçlerini tanıması ve soykırımın faillerini yargılaması gerektiğini söyledi. Ayrıca uluslararası toplumu, kayıp Êzidî kadınların akıbetinin ortaya çıkarılması ve Şengal'in geleceği konusunda somut adımlar atmaya çağırdı.

3 Ağustos 2014'te Êzidî halkına yönelik gerçekleştirilen 74'üncü Ferman'ın 12'nci yıl dönümü, yalnızca bir anma günü değil; aradan geçen yıllara rağmen yaraları hala sarılamayan, etkileri bugün de süren en ağır soykırımlardan birinin yıldönümü olarak hafızalardaki yerini koruyor.

Siyasetçi Feleknas Uca, 3 Ağustos Fermanı'nın 12'nci yıl dönümü dolayısıyla ajansımıza yaptığı değerlendirmede, Şengal'in statüsünün hala tanınmamasını ve uluslararası toplumun sessizliğini eleştirdi. Avrupa'nın Şengal'e karşı tarihi bir sorumluluğu olduğunu belirten Feleknas Uca, "Şengal'in statüsü en kısa sürede tanınmalıdır" dedi.

 

‘Amaç, halkı inancından, kimliğinden ve topraklarından koparmaktı’

Feleknas Uca, 2014 yılındaki 3 Ağustos Fermanı'nın 12'nci yıl dönümünde, “Öncelikle Êzidxan uğruna yaşamını yitiren tüm mücadele insanlarını saygıyla anıyor, önlerinde eğiliyorum. Şengal için büyük bir direniş ve mücadele yürüten herkesi de selamlıyorum” dedi.

Her yıl bu dönemde Êzidî halkının bayram hazırlıkları yaptığını hatırlatan Feleknas Uca, “Ancak halk, bayramını kutlamak yerine ne yazık ki bir kez daha fermanla karşı karşıya kaldı” ifadelerini kullandı. Êzidî halkının tarih boyunca 73 fermana maruz kaldığını, 3 Ağustos 2014'te yaşananların ise 74'üncü Ferman olduğunu belirten Feleknas Uca, bu saldırıların temel amacının Êzidxan'ı halkından arındırmak olduğunu söyledi.

Feleknas Uca, “Amaç, Êzidî halkını kendi topraklarından uzaklaştırmak, inancından ve kimliğinden koparmaktı. Sözünü ettiğimiz 74 Ferman, tarihe geçen ve belgelenenlerdir. Oysa kayıt altına alınmamış yüzlerce ferman daha var” dedi.

3 Ağustos'ta yaşananların tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleştiğini vurgulayan Feleknas Uca, “Bu, hala kapanmamış derin bir yaradır. Acısını bugün de yaşamaya devam ediyoruz. Yüzbinlerce insan katliam ve soykırımla yüz yüze kaldı, yerinden edildi, göç etmek zorunda bırakıldı. Binlerce kişi yaşamını yitirdi. Bugün Şengal'de 80 ila 90 arasında toplu mezar tespit edilmiş durumda ve bunların tamamı henüz açılmadı. Ayrıca yaklaşık 2 bin 700 Êzidî kadın ve çocuğun akıbeti hala bilinmiyor. Binlerce Êzidî de Federe Kürdistan Bölgesi'ndeki göç kamplarında yaşamını sürdürüyor" diye konuştu.

Dağların direnişi ve insani koridor

Feleknas Uca, Şengal direnişinin bedelini şu sözlerle anlattı:

“Êzidxan topraklarında açan her çiçek, şehitlerin kanıyla sulandı. Bu toprağın her karışı, her taşı acılarla dolu bir hikaye anlatıyor. Şengal Dağı'nın her yamacında, DAIŞ çetelerine teslim olmamak için kendilerini uçurumlardan atan kadınların çığlıkları hala yankılanıyor. Çocuklar, kadınlar, anneler, yaşlılar ve yeni doğan bebekler; yaz sıcağı, susuzluk ve açlık nedeniyle yaşamlarını yitirdi. Ağustos ayı yaklaştıkça Şengal'de yaşanan bu trajedi hafızamızda yeniden canlanıyor. Şengal ile Rojava arasında açılan insani koridor ise onlarca mücadele insanının canı pahasına oluşturuldu ve bu sayede binlerce Êzidî kurtarıldı.”

 

‘Avusturya'ya kadar uzanan bir göç yaşandı’

Feleknas Uca, binlerce Êzidî'nin Rojava'daki Semalka Sınır Kapısı üzerinden Zaho ve Duhok'a, bir bölümünün ise Kuzey Kürdistan'a geçtiğini hatırlattı.

IŞİD saldırılarının ardından yaşanan kitlesel göçe dikkat çeken Feleknas Uca, şunları söyledi:

“DAIŞ çetelerinin Êzidî toplumuna yönelik vahşi saldırıları nedeniyle insanlar canlarını kurtarmak için Avusturya'ya kadar uzanan göç yollarına düştü ve dünyanın dört bir yanına dağıldı. Bu felaketten kurtulabilmek için uzun ve zorlu bir yolculuğa çıktılar. Ancak Şengal'de kalanların akıbeti ise hala tam anlamıyla netleşmiş değil.”

Köle pazarları gerçeği

Feleknas Uca, Musul'daki köle pazarlarında satılan Êzidî kadınların yaşadıklarını da anlattı:

“Êzidî kadınları Musul'daki köle pazarlarında günde onlarca kez satıldı. Tarihte hiçbir savaşta, 3 Ağustos'ta yaşandığı gibi insanların, özellikle de kadınların böylesine açık şekilde alınıp satıldığı görülmedi. Musul'daki Baduş Cezaevi'nde esir alınan yüzlerce kadının çığlıkları yükseliyordu. Çünkü onlar kurtuluşu yalnızca ölümde görüyor, bu nedenle işkence ve şiddete maruz kalıyorlardı. Aradan 12 yıl geçmiş olmasına rağmen o görüntüler hafızamızda canlılığını koruyor. Sadece bir Êzidî kadın olarak değil, bir insan olarak da insanlık adına utanç duyuyorum.”

Feleknas Uca, IŞİD’in elinden kurtarılan kadınların Kobanê üzerinden Amed'e getirildiğini, ardından ailelerine teslim edildiklerini belirterek, “Çocuklar her şeyden korkuyordu. Bir aracın farını gördüklerinde bile paniğe kapılıyor ve ‘Ne kadar uzaklaşırsak o kadar kurtuluruz’ diyorlardı” ifadelerini kullandı.

Heyat'ın yarım kalan yaşamı

Êzidî toplumunun yaşadığı travmanın kolay kolay silinmeyeceğini vurgulayan Feleknas Uca, kamplarda kalan çocukların hala babalarının katledilişini anlattığını belirterek, bunun unutulmasının mümkün olmadığını söyledi.

Ruhsal travmanın derinliğine dikkat çeken Feleknas Uca, IŞİD saldırılarından kurtulamayan genç bir Êzidî kadın olan Heyat'ın hikayesini şöyle aktardı:

“Telefonla Heyat'ı intihar etmemesi için ikna etmeye çalışıyordum. Bana, ‘Kendimi korumak ve onların eline düşmemek için yaşamıma son vereceğim’ dedi. Ona gerillanın kendilerini kurtarmak için geldiğini anlattım, vazgeçirmeye çalıştım. Ama ikna olmadı. Sürekli, ‘Onlara namusumu teslim etmeyeceğim’ diyordu. Son kez ağabeyiyle konuşmak istedi. Telefon görüşmesi sırasında yaşamına son verdi.”

Feleknas Uca, Heyat'ın ve IŞİD’e teslim olmamak için kendilerini Şengal Dağı'nın uçurumlarından atan kadınların hikayelerinin yalnızca bireysel trajediler olmadığını belirterek şunları söyledi:

“Bu, onurlarını korumayı seçen kadınların hikayesidir. Keşke Şengal Dağı'nın dili olsaydı da o uçurumlardan kendilerini atan kadınların çığlıklarını, yaşanan acıları, fermanı, trajediyi ve DAIŞ'e karşı gösterilen direniş ile iradeyi anlatabilseydi. Biz ne kadar anlatsak da yaşananları ifade etmeye yetmez.”

Abdullah Öcalan'ın tarihsel uyarıları ve bölgenin kayıtsızlığı

Feleknas Uca, Şengal ve Êzidî halkının ilk kez bir fermanla karşı karşıya kalmadığını belirterek 2007 yılında Til Ezêr ve Sîba Şêx Xidir'de yaşanan bombalı saldırıları hatırlattı. “2007'de Til Ezêr ve Sîba Şêx Xidir'de düzenlenen saldırılarda yüzlerce kişi yaşamını yitirdi ya da yaralandı. O dönemde Êzidî halkını yok etmek istediler. Başaramadıklarını ise 2014'te gerçekleştirmeye çalıştılar” diyen Feleknas Uca, Abdullah Öcalan'ın yıllar öncesinden Şengal'e yönelik tehlikelere dikkat çektiğini söyledi.

Feleknas Uca, “Sayın Abdullah Öcalan, İmralı'dan yaptığı değerlendirmelerde Şengal'i, bölge üzerindeki büyük hesapları ve Êzidî halkını bekleyen tehlikeleri sürekli dile getiriyordu. 2004 yılında TEVDA Kongresi hazırlıkları kapsamında Şengal'de halkla yaptığımız toplantılarda da Öcalan'ın mesajlarını paylaşıyor, selamlarını iletiyorduk. 2007'de avukatları aracılığıyla yeniden uyarıda bulundu ve Êzidî toplumunun örgütlenmesi, kendisini koruması gerektiğini söyledi. Son yıllarda bize ulaşan mesajlarında da bu uyarıları yıllardır yaptığını ifade ediyor. Ancak biz bu uyarıları yeterince ciddiye almadık. Çünkü başımıza yeniden bir ferman geleceğine inanmıyorduk. Peşmergeye ve Irak güçlerine güvendik, bizi koruyacaklarını düşündük. Ancak ferman sırasında onlar geri çekildi” dedi.

'Başımızı verdik ama onurumuzu vermedik'

Şengal'in jeopolitik önemine dikkat çeken Feleknas Uca, bölgenin bu nedenle sürekli saldırıların hedefi olduğunu belirtti:

“Şengal son derece stratejik bir bölge olduğu için sürekli hedef alındı. Amaçları Kürdistan topraklarını, özellikle de Şengal'i halkından arındırmaktı. Bu planlar yalnızca 2014'teki DAIŞ saldırılarıyla sınırlı kalmadı. 2017'den sonra da Türk devleti insansız hava araçlarıyla toplumsal öncüleri hedef aldı; Mam Zekî, Zerdeşt, Pîr Çeko, Dijwar, Azad ve onlarca mücadele insanı ile halka hizmet veren merkezler saldırıya uğradı. Merkezi Irak hükümeti üzerinden de Şengal'e yönelik yeni saldırılar gerçekleştirilmek istendi. Fermanlar ve saldırılar sona ermedi. DAIŞ tehdidi hâlâ sürüyor; planlar ve saldırılar devam ediyor.”

Feleknas Uca, Êzidî halkının bu saldırılara verdiği yanıtı ise şu sözlerle özetledi:

“Bizim tek bir cevabımız var: Başımızı verdik ama onurumuzu vermedik. En büyük yanıt ise Êzidî kadınlarının verdiği direniştir. Ferman sırasında ileri yaşlarına rağmen silahlarını kuşanarak mevzilere geçen kadınlar hem kendilerini hem de topraklarını savundu. Bu anneler, Êzidî kadınlarına yönelik katliamların hesabını soracaklarını ve Şengal'in öz savunmasına sahip çıkacaklarını tüm dünyaya gösterdi.”

‘Artık hiçbir güç Êzidî toplumuna yeni bir ferman dayatamaz’

Fermanın ardından Şengal'de yeni bir yaşamın inşa edildiğini söyleyen Feleknas Uca, direnişle birlikte öz savunma bilincinin de geliştiğini vurguladı:

“Özellikle Kürdistan Özgürlük Hareketi gerillalarının dağlardan Şengal'e yönelmesi, ardından Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) ile Halk Savunma Birlikleri'nin (YPG) bölgeye ulaşması, Sayın Abdullah Öcalan'ın özgürlük ve öz savunma felsefesine dayanan yeni bir anlayışın gelişmesini sağladı. Êzidî gençlerinden oluşan öz savunma güçleri kuruldu. Artık hiçbir kişi ya da güç Êzidî toplumuna yeni bir ferman dayatamaz. Çünkü bugünün Êzidî toplumu, ferman öncesindeki toplum değil. Kendi komünlerini, meclislerini ve öz savunma gücünü kurdu; birçok alanda örgütlendi ve Şengal önemli kazanımlar elde etti.”

‘Dünya soykırımı izledi, müdahale etmedi’

Feleknas Uca, hem 74'üncü fermanı hem de uluslararası toplumun sessizliğini sert sözlerle eleştirdi:

“74'üncü ferman dünyanın gözleri önünde yaşandı. Buna rağmen hiçbir uluslararası güç müdahale etmedi. O gün ferman ile direniş aynı anda yaşandı. Eğer gerilla güçleri, YPJ ve YPG olmasaydı bugün Şengal'in ve Êzidî toplumunun durumu çok daha farklı olurdu. Bu direniş, dünyaya önemli bir mesaj verdi; soykırımı gördünüz ama sessiz kaldınız. Direniş sayesinde uluslararası kamuoyu, gecikmiş de olsa harekete geçmek zorunda kaldı. Yapılan yardımların ise büyük bölümü doğrudan Şengal'e ulaşmadı. Şengal üzerine çok sayıda anlaşma yapılıyor ama kimse Şengal'e gidip oradaki gerçekliği görmek istemiyor. Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, Avrupa Parlamentosu, Birleşmiş Milletler ve birçok Avrupa ülkesi Şengal'de yaşananları soykırım olarak tanıdı.”

‘İnsan hakları söylemleri Êzidî halkına somut bir katkı sunmadı’

Feleknas Uca, uluslararası alanda soykırımın tanınmasına rağmen bunun somut adımlara dönüşmediğini belirterek şunları söyledi:

“Soykırım uluslararası düzeyde tanınmış olmasına rağmen Şengal'in yeniden inşası için ciddi bir girişimde bulunulmadı. Şengal'in statüsünün belirlenmesi için herhangi bir uluslararası temsilci görevlendirilmedi. Ne yazık ki Êzidî halkına gerçek anlamda bir destek de verilmedi. Bu nedenle kendimizi kandırmamalıyız. DAIŞ mensuplarının bir kısmı yargılansa da bu, Êzidî halkının yaralarını sarmaya yetmedi. İnsan hakları mekanizmaları da Êzidî halkı için somut bir adım atmadı. Êzidî kadınlarının bedenleri sistematik cinsel saldırıya uğradı; ancak bu suçları işleyenler kendi ülkelerinden uzakta olduğu gerekçesiyle uluslararası toplum gerekli sorumluluğu üstlenmedi.”

Avrupa'nın politikalarına eleştiri ve sahiplenme çağrısı

Feleknas Uca, Şengal'in statüsünün hala belirlenmemesini ve Avrupa'nın izlediği politikaları eleştirerek, Avrupa'nın Şengal'e ve Şengal direnişine karşı tarihi bir sorumluluğu bulunduğunu söyledi.

“Avrupa, Şengal'e ve Şengal direnişine; mevzilerde DAIŞ çetelerine karşı savaşan annelere karşı borçludur” diyen Feleknas Uca, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Gerçek adalet ancak hakikatin kabul edilmesiyle sağlanabilir. Bu ülkelere şu soruyu sormak gerekiyor: Êzidî kadınları için ne yaptınız? Onları sadece DAIŞ'ten kurtarıp Şengal'den çıkararak Avrupa'ya götürmekle mi görevinizi yerine getirdiğinizi düşünüyorsunuz? Eğer amaç, binlerce Êzidîyi Şengal'den koparıp Almanya gibi Avrupa ülkelerine yerleştirmekse, bu sorumluluğun yerine getirildiği anlamına gelmez. Çünkü bu halk kendi toprağından koparıldı. DAIŞ'ten kurtarılmış olsalar bile tehdit ortadan kalkmış değil. Çeteler hala farklı yerlerde faaliyet yürütüyor. Avrupa ülkelerinde bazı DAIŞ mensupları hakkında davalar açılıyor ancak bunlar yeterli değil.”

‘Şengal'in huzuru gençlerin direnişiyle kuruldu’

 

Êzidî toplumunun bugün kendi öz yönetim sistemiyle yaşamını sürdürdüğünü belirten Uca, Şengal'in Irak'ın en güvenli bölgelerinden biri haline geldiğini ifade etti:

“Êzidî toplumu, öz yönetim sistemini kurarak ve yeni bir yaşam inşa ederek varlığını sürdürüyor. Bugün Irak'ın en huzurlu bölgelerinden biri Şengal'dir. Çünkü Şengal kendisini kendi iradesiyle yönetiyor. Duhok ve Zaho'daki kamplarda yaşayan binlerce Êzidî yeniden Şengal'e dönüyor. Çünkü Şengal'de şiddetten uzak, özgür ve eşit bir yaşam modeli oluşturuldu. Bu da anne ve babalarını DAIŞ saldırılarında kaybeden, esareti yaşayan Şengal'in genç kadın ve erkeklerinin direnişi sayesinde mümkün oldu. Onlar yaşadıkları acılardan sonra çözümü öz savunmada ve yeni yaşam sisteminde buldular.”

‘Başlatılan kampanya önemli’

Feleknas Uca, 17 Temmuz 2026'da TAJÊ tarafından başlatılan kampanyaya da dikkat çekerek şöyle konuştu:

“Başlatılan bu kampanya son derece önemli ve değerlidir. TAJÊ ile Avrupa Êzidî Kadınlar Ortak Meclisi (Sîwana Meclîsa Hevbeş a Jinên Êzidî yên Ewropayê) tarafından ortak yürütülüyor. Avrupa'da, özellikle de Almanya'da büyük ilgi görüyor. Kampanya, akıbetleri hala bilinmeyen Êzidî kadın tutsaklara dikkat çekmeyi amaçlıyor. Bu kampanyaya sahip çıkmak, tüm devletlerin sorumluluğunu hatırlatmak anlamına geliyor. Çünkü bu kadınlar Ortadoğu'da hala köle olarak kullanılıyor. Êzidî kadınlar Şengal'den kaçırıldı, ancak uluslararası toplum bu duruma sessiz kalmaya devam ediyor.”

‘Irak hükümeti Şengal ve halkından özür dilemeli’

Feleknas Uca, konuşmasının sonunda Şengal'in Irak topraklarının bir parçası olduğunu ve Irak Anayasası'nın 140'ıncı maddesi kapsamında referandum yapılması gereken tartışmalı bölgeler arasında yer aldığını hatırlattı.

“Şengal de Maxmur, Hanekin ve Kerkük gibi referandum yapılması gereken bölgelerden biriydi. Ancak 2007 yılında bu referandum gerçekleştirilmedi” diyen Feleknas Uca, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Şengal Irak'ın bir parçası olmasına rağmen merkezi hükümet kentin durumuna müdahale etmiyor. Bu nedenle Şengal kaderine terk edildi. Irak yasalarına göre ülkede yaşayan tüm halkların, inançların ve kimliklerin korunması devletin sorumluluğundadır. Ancak Şengal korunmadı. Bu nedenle Irak hükümeti, Şengal halkından özür dilemelidir. Çünkü 2014 yılında burada bir soykırım yaşandı. Şengal'in statüsü vakit kaybetmeden tanınmalı, kentin öz savunma güçleri ile burada yaşanan soykırım resmen kabul edilmelidir. Ayrıca Irak hükümeti, soykırımda sorumluluğu bulunanlardan hesap sormalıdır. Özellikle hükümetin DAIŞ mensuplarına af getirme yönündeki kararları kabul edilemez. Soykırım ve katliamlara karışmış kişilerin bu şekilde serbest bırakılması nasıl açıklanabilir?”