‘Kara Temmuz’ olaylarında yakınlarını kaybeden kadınlardan adalet çağrısı

Süveyda kentinde 2025’te yaşanan “Kara Temmuz” olaylarında Jarira ailesinden iki kadın ve iki kız çocuğu yaşamını yitirdi. Yaşananlara tanık olan aynı aileden iki kadın, uluslararası topluma sorumluların yargılanması çağrısında bulundu.

ROCHELLE JUNİOR

Süveyda - Suriye’nin Süveyda kentinde 2025 yılında yaşanan ve “Kara Temmuz” olarak anılan olaylara ilişkin yeni tanıklıklar ortaya çıkıyor. Ailelerin aktardıklarına göre, çatışmaların yoğunlaştığı süreçte siviller hedef alındı ve aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu çok sayıda kişi yaşamını yitirdi. Katliamda iki kız çocuğu ve iki kadın olmak üzere dört kişiyi kaybeden Jarira ailesinden Reem Al-Warhani ile Wafa al-Younes, yaşananları ayrıntılarıyla aktarırken, kuşatma, bombardıman ve iletişim kesintisi nedeniyle sivillerin güvenli şekilde bölgeden çıkamadığını ifade ediyor.

‘Yaşananların bu kadar büyüyeceğini tahmin etmedik’

Temmuz olaylarında yaşamını yitiren Şam Mazen Jarira’nın annesi Wafa al-Younes, “Ailemizin çatışmalardan uzak, güvenli bir bölgede yaşadığına inanıyorduk. Evimizin çevresinde silahlı gruplar ya da askeri kontrol noktaları yoktu, bu yüzden Ulusal Hastane ve itfaiye istasyonuna yakın evimizde kalmaya devam ettik. Aile bireylerimiz silah taşımıyordu ve herhangi bir askeri faaliyete de katılmamıştı. İletişim kesilinceye kadar yaşananların bu kadar büyüyeceğini tahmin etmedik” dedi.

Olayların başladığı pazar gününü anlatan Wafa al-Younes, “Yüksek sesler duyuyorduk ama o gün görece sakindi. Ancak Pazartesi ve Salı günleri çatışmalar şiddetlendi. Komşularımız bölgeden ayrılınca mahallede yalnız kaldık. O sırada 21 aile üyesi kayınvalidemin evinde toplanmıştı” ifadelerini kullandı. 15 Temmuz 2025’te kayınbiraderinin mahalledeki erkeklerle birlikteyken yaralandığını söyleyen Wafa al-Younes, saat 13.00’te evlerinin yakınına top mermisi düştüğünü ve şiddetli bir patlama meydana geldiğini dile getirdi. Wafa al-Younes, bu patlamanın çocuklarda büyük bir korku yarattığını ve aileyi bölgeden ayrılma kararı almaya zorladığını kaydetti.

Aile bireylerini kaybetti

Ertesi günün unutulmaz olduğunu dile getiren Wafa al-Younes, kızı Sham (12), kuzeni Lin Mu’tez Jarira ile teyzeleri Amal ve Faten Fadlallah Jarira’nın bölgeden ayrılmaya çalışırken araç içinde hayatını kaybettiğini dile getirdi. “Neden biz? Çocuklarımız gözümüzün önünde ölürken neden hiçbir şey yapamıyoruz?” diye soran Wafa al-Younes, kızına ulaşamadığını, diğer oğlunun ise elinden ve karnından yaralandığını ve hala tedavi ve ameliyat sürecinin sürdüğünü açıkladı.

Çocuklarının yaşadığı korkuyu affedemediğini söyleyen Wafa al-Younes, çocuklarının hala ağır psikolojik travma yaşamaya devam ettiğini belirterek, akademik başarısına rağmen kızının hayallerini gerçekleştirmesini ve dolu dolu bir hayat yaşamasını göremediğini de sözlerine ekledi.

‘Daha kaç çocuk hayatını kaybedecek?’

Kızının savaş zamanında doğduğunu, tüm yaşamını savaş içinde geçirdiğini ve yine savaş nedeniyle hayatını kaybettiğine dikkat çeken Wafa al-Younes, çocukların bu şiddet ortamında daha ne kadar yaşayacağını ve ailelerin daha kaç çocuklarını kaybedeceğini sordu.

Saldırının ardından hastanede yaşadıklarını anlatan Wafa al-Younes, sözlerine şöyle devam etti:

“Çocuklarımdan hangilerinin hayatta olduğunu öğrenmek için dışarı çıktım. Yaralı çocuklarımın, yaralanmalarının ciddiyetine rağmen hayatta olduklarını öğrendiğimde biraz rahatladım. Ancak en büyük isteğim, 24 saat önce kucağımda tuttuğum kızımı son bir kez görebilmekti. Gömülmeden önce ona veda etmek istiyordum. Kızımın cenazesini bulma umuduyla morga gittiğimde ise şok yaşadım. Hastanenin her yerinde cenazeler vardı; girişte, acil serviste ve koridorlarda. Hastane adeta cenazelerde doluydu.

‘Çantada parçalanmış bedenler vardı’

Tanık olduğum en acı verici manzaralardan biri, bir ailenin kimlik bilgilerinin yazılı olduğu büyük bir çanta gördüm. Çantanın içinde aile bireylerinin parçalanmış bedenleri vardı. Gördüğüm cenazelerin çoğu kadınlara, çocuklara ve yaşlılara aitti. Hastanenin her yerine yığılmış halde bulunuyordu. Yaşadığım dehşet nedeniyle kızımın cesedini aramaya devam edemedim. Uluslararası örgütler ve ilgili taraflar sivillerin katledilmesinden sorumludurlar. İlgili yetkililer, halklarını satan ve topraklarına ihanet eden herkesin hesap vermesi için harekete geçmeliler. Mağdurlar için adalet ve hakkaniyet sağlanmasını talep ediyorum.”

Her ayrıntı hafızasında hala canlı

Temmuz olaylarında yaşamını yitiren Lin Mu’taz Jarira’nın annesi Reem Al-Warhani ise, 16 Temmuz’daki olayların üzerinden bir yıl geçmesine rağmen o günün ayrıntılarının hafızasında hala canlı kaldığını söyledi. Saldırılar nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldıklarını anlatan Reem Al-Warhani, çocukların, kadınların ve yaşlıların amcasına ait bir araca bindirildiğini, eşinin ve kayınbiraderinin ise motosikletlerle yola çıktığını aktardı. Reem Al-Warhani, bu düzenlemenin temel amacının, yetişkinlerin hayatta kalma riskini göze alarak çocukları başıboş kurşunlardan korumak olduğunu kaydetti.

Reem Al-Warhani, “Arabada çocuklar, büyükanneleri, teyzeleri ve şoför de dahil olmak üzere on beş kişi vardı. Aile yola koyuldu, ben ve eşim motosikletle, kayınbiraderim ve kayınvalidem de onlarla birlikteydi. Etrafımızda kurşunlar uçuşmaya başladı ve araba yoğun ateş altında kaldı, bu da aracın tamamen durmasına neden oldu. Bu sırada arabaya ve içindekileri kurtarmaya çalıştık, ancak kurşunlar nedeniyle bu mümkün olmadı” diye aktardı.

‘Çocuklar kurşunlardan korunmak için koştular’

Arabaya ulaşmak için karşıya geçmeye çalıştıklarını, ancak top atışları ve silah seslerinin giderek arttığını dile getiren Reem Al-Warhani, kızı Lin’in arabanın içinde büyükannesinin kollarında vurulduğunu söyledi. Reem Al-Warhani, saldırıda kızı Lin, kuzeni Sham ve teyzeleri Amal ve Faten ile birlikte katledildiğini belirtti. Reem Al-Warhani, “Hayatta kalan çocuklar kurşunlardan saklanmak için arabadan çıkıp açık bir alana doğru koştular. Ortanca kızım, kuzenleri ve teyzemin kızı da bir evin yanına sığındılar. Ben ve Wafaa, binalara doğru geçmeye çalıştık, ancak her taraftan kuşatıldık. Saklanmak için bir eve sığınmak zorunda kaldık. Bu sırada eşim ve Wafa’nın eşi kalanları kurtarmak için arabaya ulaşmaya çalıştılar, ancak başarılı olamadılar” diyerek yaşananları anlattı.

‘Çocukları nasıl öldürdüklerini bizzat gördüm’

Bölgeye çok sayıda HTŞ cihatçısının ve saldırıya katılan diğer grupların geldiğini belirten Reem Al-Warhani, sonrasında yaşananları şu sözlerle açıkladı:

“Karşılaştıkları her kadını, çocuğu ve yaşlıyı nasıl öldürdüklerini bizzat gördüm. Kuşatma 19 saat sürdü ve bu süre boyunca çocuklarımın ve ailemin geri kalanının akıbeti hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Ayrılmaya çalışan herkese ateş açıldığı için çıkamadık. Yandaki eve de baskın yapıldı ve ateş açıldı, ardından sessizlik çöktü. Yaşadığımız dehşet tarif edilemezdi; çocuklar o saatler boyunca büyük bir korku içinde açıkta kaldı. Hayatta kalan kızım, ablasının öldürülmesine ve kız kardeşinin yaralanmasına tanık oldu ve tüm bu süre boyunca yalnız kaldı. Kuşatma sırasında ailemin akıbeti hakkında hiçbir şey bilmiyorduk, onlara ulaşma ya da yardım çağrısı yapma girişimlerimiz de başarısız oldu. Şafak vakti kademeli bir geri çekilme başladı ve bu sayede bölgeden ayrılabildik. Daha sonra cenazelerin ve yaralıların hastanelere götürüldüğünü öğrendik.”

‘Sorumlular hesap versin’

Hastaneye vardıklarında her yerde cenazelere rastladığını söyleyen Reem Al-Warhani, “Hastaneye vardığımızda cenazeler ve tahrip edilmiş araçlar karşısında şok oldum. Araçların içinde asılı cenazeler, yolda ve hastanenin içinde dağılmış bedenler gördüm. Yaralı kızım şok içindeydi ve onu ilk anda tanıyamadım. Kayınvalidem iki kızı ve torunlarının cenazeleri arasında 19 saat boyunca araçta kaldı ve başından vurulduktan sonra hayatta kalabilmek için ölü taklidi yaptığını söyledi. Kayınvalidem daha sonra Lin’in ilk yaralanmadan kurtulduğunu, ancak daha sonra araca yeniden açılan ateş sonucu Lin’in hayatını kaybettiğini belirtti. Yaşadıklarım hayatımı tamamen değiştirdi. Bir aileden dört kız çocuğu ve kadını kaybettik” diyerek, katliamdan sorumlu olanların hesap vermesini ve mağdurlar için adalet sağlanmasını talep etti.