Dizelabad'dan İran cezaevlerine uzanan baskı zinciri
Kirmanşan’daki Dizelabad Cezaevi'nden aktarılan bilgiler, İran cezaevlerinde artan hak ihlallerini gözler önüne seriyor. Sağlık, beslenme ve iletişim haklarının kısıtlandığı, ailelerin ise sistematik psikolojik baskıya maruz bırakıldığı belirtiliyor.
SARE PURHEZRÎ
Kirmaşan – İran'da baskı politikalarının yoğunlaşmasıyla birlikte, Kirmaşan'daki Dizelabad Cezaevi'nden gelen bilgiler, tutuklular üzerindeki baskının ve cezaevi koşullarının giderek ağırlaştığını ortaya koyuyor.
Korku ve baskı atmosferi oluşturmak, otoriter yönetimlerin iktidarlarını sürdürmek için başvurduğu temel yöntemlerden biri olarak görülüyor. Bu tür yönetimlerde, siyasi iktidar zayıfladıkça siyasi tutuklular ve sivil toplum aktivistleri üzerindeki baskılar da artıyor. Amaç ise cezaevlerindeki şiddet ve baskı yoluyla topluma, muhalefetin bedelinin ne kadar ağır olabileceği mesajını vermek.
Son aylarda, İran'da siyasi ve ekonomik krizlerin derinleşmesiyle birlikte, idamlar ve siyasi tutuklular üzerindeki baskılar da en yüksek seviyelerden birine ulaştı. İnsan hakları kuruluşlarının yayımladığı raporlara göre, geçen yılın aralık ayından bu yana Ocak ayı protestoları sırasında gözaltına alınan çok sayıda kişi ile diğer siyasi tutuklular idam edildi. Son günlerde ise Şahrud Cezaevi'nde, Ocak protestoları kapsamında tutuklanan ve 25 yaşın altında olan iki kişinin idam cezası infaz edildi.
İdam tehdidi altındaki diğer siyasi tutukluların da son derece ağır ve endişe verici koşullarda tutulduğu belirtiliyor.
Kirmaşan'daki Dizelabad Cezaevi'nden gelen bilgiler ise son savaşın başlamasının ardından cezaevindeki koşulların belirgin biçimde kötüleştiğini gösteriyor. Buna göre cezaevindeki tutuklu sayısı önemli ölçüde artarken, mahpuslara yönelik yeni kısıtlamalar getirildi.
Bu kısıtlamalar nedeniyle tutukluların aileleriyle yaptıkları telefon görüşmeleri en aza indirildi. Yetkililerin, tutuklular ve aileleri arasındaki dayanışmayı engellemek amacıyla ziyaretlerin büyük bölümünü iptal ettiği, böylece siyasi tutukluların aileleri üzerindeki baskının da artırıldığı ifade ediliyor.

Dizelabad Cezaevi siyasi tutuklular üzerindeki baskının simgesi haline geldi
Kirmaşan'da yaşayan gazeteci Ferahnaz G., Dizelabad Cezaevi'nin uzun yıllardır İran'da siyasi tutukluların tutulduğu en kapalı ve en ağır koşullara sahip cezaevlerinden biri olduğunu söyledi.
Ferahnaz G., özellikle Ocak ayındaki halk protestolarının ardından cezaevindeki tutuklu sayısının benzeri görülmemiş biçimde arttığını belirterek, hükümetin yeni gözaltı dalgasıyla birlikte Dizelabad Cezaevi'nin kapasitesini sonuna kadar kullandığını ifade etti.
Tutuklu sayısındaki artışın, zaten yetersiz olan sağlık, tedavi ve beslenme koşullarını daha da kötüleştirdiğini belirten Ferahnaz G., cezaevindeki insani koşulların giderek ağırlaştığını dile getirdi.
Cezaevinde yakınları bulunan kişilere dayandırılan bilgilere göre, yüz yüze görüşler ciddi biçimde sınırlandırıldı. Ailelerin kısa süreli bir görüşme yapabilmek için günler, hatta haftalarca beklemek zorunda kaldığı belirtilirken, telefon görüşmelerinin ise neredeyse tamamen kesildiği aktarıldı.
Kaynaklar, gerçekleştirilebilen sınırlı sayıdaki telefon görüşmelerinin de çok kısa sürdüğünü ve güvenlik güçlerinin gözetimi altında yapıldığını ifade etti.

İran cezaevlerinde sağlık, açlık ve yoksunluk krizi derinleşiyor
Dizelabad Cezaevi'ndeki koşullar, İran cezaevlerindeki genel tablonun bir örneği olarak değerlendirildiğinde, baskı ve hak ihlallerinin yalnızca tek bir cezaeviyle sınırlı olmadığı görülüyor. Son aylarda Kerec, Gonbed-i Kavus, Devletabad (İsfahan), Evin ve diğer birçok cezaevinden gelen haberler, tutuklular üzerindeki baskının belirgin biçimde arttığına işaret ediyor.
Tutuklu yakınları ve insan hakları kaynaklarının aktardığı bilgilere göre, cezaevlerinde sağlık koşulları ciddi bir krize dönüşmüş durumda. Yetersiz hijyen koşulları, temizlik malzemesi eksikliği, kapasitenin üzerinde tutuklu barındırılması ve mahpusların sağlık hizmetlerine erişiminin engellenmesi nedeniyle bulaşıcı hastalıklar hızla yayılıyor.
Bazı kaynaklar, bulaşıcı hastalık belirtileri gösteren tutukluların günlerce tedavi edilmeden koğuşlarda tutulduğunu belirtiyor. Bu durumun çok sayıda mahpusun sağlığını ciddi biçimde tehdit ettiği ifade ediliyor.
Cezaevlerinde yalnızca sağlık hizmetleri değil, beslenme koşulları da alarm veriyor. Aktarılan bilgilere göre, dağıtılan yemeklerin hem kalitesi hem de besin değeri önemli ölçüde düşerken, porsiyonların da küçültüldüğü belirtiliyor. Bazı cezaevlerinde tutukluların gün boyunca yalnızca bir öğün ve oldukça yetersiz miktarda yemek aldığı ifade ediliyor.
Tutuklu yakınları ise kısa süreli telefon görüşmelerinde aile fertlerinin sürekli açlık çektiklerini ve fiziksel olarak giderek zayıfladıklarını aktardıklarını belirtiyor.
İnsan hakları kaynaklarına göre, bu tablo İran cezaevlerinde yapısal ve yaygın bir krizin yaşandığını gösteriyor. Söz konusu koşulların yalnızca mahpusların temel haklarını ihlal etmekle kalmadığı, aynı zamanda yaşam ve sağlık haklarını da ciddi biçimde tehdit ettiği ifade ediliyor.

Hukuki belirsizlik ve aileler üzerindeki psikolojik baskı
Kirmaşan'da yaşayan gazeteci Ferahnaz G., cezaevlerinde tutuklular ve ailelerine yönelik baskının yalnızca fiziksel koşullarla sınırlı kalmadığını, ekonomik ve psikolojik boyutlar da kazandığını belirtiyor.
Ferahnaz G.'nin aktardığına göre, bazı tutuklu yakınları cezaevindeki aile bireylerinin kantinden temel gıda ve ihtiyaç malzemelerini alabilmesi için para götürdü. Ancak cezaevi görevlileri, paranın doğrudan tutuklulara verilmesine izin vermeyerek ailelerden parayı kendilerine teslim etmelerini istedi. Daha sonra kısa süreli görüşme imkanı bulan aileler ise yakınlarının bu paraların kendilerine hiç ulaştırılmadığını söylediğini aktardı.
Bu ihlaller, tutukluların ağır fiziksel ve psikolojik baskının yanı sıra, bazı cezaevi görevlilerinin maddi istismarına da maruz kaldığını gösteriyor. Hak savunucularına göre bu durum, cezaevlerindeki yapısal sorunların yanında sistematik yolsuzluk iddialarını da gündeme getiriyor ve tutukluların en temel ihtiyaçlarını karşılamasını dahi zorlaştırıyor.
Benzer sorunlar Kerec'teki Kızılhisar Cezaevi için de dile getiriliyor. Son haftalarda cezaevindeki su krizinin derinleştiği, tutukluların içme suyuna erişebilmek için su tankerlerinin ücretini kendilerinin karşılamaya zorlandığı belirtiliyor. Böylece en temel insan hakkı olan temiz suya erişimin, tutukluların maddi imkanlarına bağlı hale getirildiği ifade ediliyor.
Öte yandan cezaevlerindeki sorunlar yalnızca yaşam koşullarıyla sınırlı değil. İnsan hakları kaynakları, son aylarda Dizelabad Cezaevi'ne sevk edilen çok sayıda kişinin Ocak ayı protestoları sırasında gözaltına alınanlardan oluştuğunu ve bu kişilerin hukuki dayanak gösterilmeksizin çeşitli suçlamalarla tutuklandığını bildiriyor.
Diğer cezaevlerinde de çok sayıda tutuklunun aylar geçmesine rağmen hala hakim karşısına çıkarılmadığı, farklı cezaevleri arasında sürekli sevk edilerek mutlak bir hukuki belirsizlik içinde tutulduğu belirtiliyor. Kaynaklar, bu uygulamanın hem fiziksel hem de psikolojik açıdan yıpratıcı olduğunu vurguluyor.
Bu duruma örnek olarak, İsfahan Devletabad Cezaevi'nde tutulan 62 yaşındaki Bahai yurttaş Feride Abdi gösteriliyor. Feride Abdi'nin sağlık hizmetlerine erişemediği, dosyasındaki hukuki belirsizliğin ise devam ettiği ifade ediliyor.
Buna karşılık bazı tutuklular hakkında ise yargı sürecinin olağan dışı bir hızla işletildiği belirtiliyor. Kaynaklara göre bu kişiler, açık duruşma yapılmadan ve bağımsız avukatlara erişim sağlanmadan, gözaltına alındıktan yalnızca birkaç gün sonra ağır cezalara çarptırıldı. Kararların büyük bölümünün güvenilir deliller yerine zorla alınan ifadeler veya güvenlik birimlerinin raporlarına dayandırıldığı dile getiriliyor.
Bu örneklerden biri de İze'de Ocak protestoları sırasında gözaltına alınan Fatıma Tanderiyan. Fatıma Tanderiyan'ın gözaltına alındıktan kısa süre sonra yaklaşık dört yıl hapis cezasına çarptırıldığı, ayrıca hakkında beş yıl ertelenmiş hapis cezası verildiği belirtiliyor.
İnsan hakları savunucularına göre, bir yanda aylarca süren hukuki belirsizlik, diğer yanda ise birkaç gün içinde verilen ağır cezalar, yargı süreçlerinin şeffaflıktan ve adil yargılanma ilkelerinden uzaklaştığını gösteriyor. Özellikle Dizelabad Cezaevi gibi uzun süredir yapısal sorunlar ve güvenlik baskısıyla anılan cezaevlerinde bu uygulamaların tutuklular üzerindeki fiziksel ve psikolojik yükü daha da ağırlaştırdığı ifade ediliyor.
Aileler de baskının hedefinde
Yakınlarından biri Ocak ayı protestoları sırasında gözaltına alınan Masume F., ailesinin aylar boyunca sistematik bir psikolojik baskıya maruz bırakıldığını anlattı.
Masume F., cezaevi yetkilileri olduğunu söyleyen kişilerin aileyi defalarca arayarak, yakınlarının Dizelabad Cezaevi'nde bulunduğunu ve görüşe gelmeleri gerektiğini söylediğini aktardı. Ancak aile her seferinde cezaevine gittiğinde, böyle bir telefon aramasının yapılmadığı ve söz konusu kişinin cezaevinde bulunmadığı yanıtını aldıklarını belirtti.
Ailenin daha sonra bu kez kendilerini Evin Cezaevi'nden aradığını söyleyen kişiler tarafından yakınlarının Dizelabad'dan Evin'e sevk edildiği yönünde bilgilendirildiğini ifade eden Masume F., Evin Cezaevi'ne gittiklerinde ise bu kez de böyle bir sevkin gerçekleşmediğinin ve başka bir cezaevine gönderildiğinin söylendiğini aktardı.
Masume F., "Yaklaşık beş aydır gözaltında olmasına rağmen ailesi hala hangi cezaevinde tutulduğunu bilmiyor. Annesi neredeyse her gün Dizelabad Cezaevi'ne gidiyor ve her defasında farklı bir cevap alarak geri dönüyor. Bu belirsizlik aileyi psikolojik olarak tüketmiş durumda. Artık hangi bilgiye inanacaklarını, başvurularını nerede sürdüreceklerini bile bilmiyorlar" dedi.
Sistematik baskı politikası
İnsan hakları kaynaklarına göre son aylarda İran cezaevlerinden gelen bilgiler, yönetimin siyasi tutuklular üzerindeki baskıyı en üst seviyeye çıkardığını gösteriyor. Gıda, su, sağlık hizmetleri, ilaç, tedavi ve dış dünyayla iletişime erişimin sınırlandırılması, tutuklular üzerindeki baskıyı daha da ağırlaştırıyor.
Hak savunucuları, İran yönetiminin siyasi ve güvenlik suçlamalarıyla tutuklanan kişilere yönelik geçmiş uygulamaları dikkate alındığında, daha ağır cezalar ve yeni idam kararlarının gündeme gelmesinden endişe duyuyor. Aynı zamanda tutuklular üzerinden ailelere baskı uygulanmasının, hem ekonomik hem de siyasi bir baskı aracına dönüştüğü belirtiliyor.
İnsan hakları örgütlerine göre bugün İran cezaevlerinde yaşananlar, münferit uygulamalardan ziyade sistematik bir baskı politikasının parçası. Bu uygulamaların devam etmesi halinde binlerce tutuklunun yaşamı ve güvenliğinin daha büyük risk altına gireceği uyarısı yapılıyor. Cezaevlerinin, yıllar içinde inşa edilen ve mahpusların ışık, ses ve yaşamla bağının bilinçli biçimde koparıldığı bir baskı mekanizmasına dönüştüğü ifade ediliyor.