Tunus’ta barışçıl protestodan soruşturmaya: Hedef alınan kadınların listesi uzuyor

Tunus’ta kadın aktivistlere yönelik soruşturma ve yargı süreçlerinin sürmesi ifade özgürlüğü ve barışçıl protesto hakkı tartışmalarını gündeme taşıdı. Aktivistler, sürecin özellikle kadınları hedef alan siyasi baskı eğiliminin parçası olduğunu belirtiyor.

NEZİHA BOUSSAİDİ

Tunus – Tunuslu kadın aktivistlere yönelik taciz, güvenlik baskıları ve yargılamalar devam ederken, “Hükümet, kadınların güç dengesini değiştirme yeteneğinden mi korkuyor?” sorusunu akıllara getiriyor.

Rahma Khachnaoui, 25 Temmuz 2022’deki anayasa referandumuna karşı başkentte düzenlenen protestoya katılımın üzerinden dört yıl geçmesinin ardından bir dizi soruşturma kapsamında ifade verdi. Soruşturmalar kapsamında 3 Haziran’da Nour Zaghbi Douzi, 4 Haziran’da Asma Fatima Al-Mutamari, 5 Haziran’da Iman Ben Jouira ve 9 Haziran’da Rahma Khachnaoui ifade verdi. İfade özgürlüğü ile muhalefet etme ve kamusal hayata katılım hakkını savunan aktivistler, bu uygulamayı dayanışma nöbetleriyle protesto.

4 aktivist yargı kıskacında

Nour Zaghbi Douzi, Asma Fatima Al-Mutamari, Iman Ben Jouira ve Rahma Khachnaoui, 2011 devriminin getirdiği özgürlük ortamında yetişen bir kuşağa ait tanınmış aktivistler arasında yer alıyor.

Yıllardır demokratik geçiş sürecini takip eden bu isimler, hak ve özgürlük ihlallerine karşı çıktı, özellikle kadınları geri plana iten girişimlere karşı mücadele etti ve siyasi katılım hakkını savunan gösterilere katıldı.

İfade özgürlüğüne karşı baskı

Sorguya çağrıldıklarına ilişkin haberin duyulmasının ardından çok sayıda insan hakları savunucusu ve sivil toplum aktivisti bu uygulamaya tepki gösterdi. Hak savunucuları bu durumu, adalet ve eşitlik için mücadele eden seslere yönelik bir baskı olarak değerlendirdiler. Aktivistler ayrıca genç kadınlara dayanışma ve destek çağrısında bulunarak, özgürlüğü savunmanın belirli bireyleri korumaktan öte, toplumun muhalefet etme, eleştirme ve kamusal yaşama korkusuzca katılma hakkını savunmak anlamına geldiğini vurguladılar.

Konuyla ilgili açıklama yapan Demokratik Kadınlar Derneği, ifade özgürlüğü, barışçıl toplanma ve görüş bildirme hakkının uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve ulusal mevzuatla güvence altına alınan temel haklar olduğunu belirterek, bunların kullanılmasının kovuşturma, soruşturma veya adli baskı için gerekçe olarak kullanılmaması gerektiğini vurguladı.

‘Baskı ve tacizin endişe verici bir parçası’

Sınır Tanımayan Avukatlar ise, olaylardan neredeyse dört yıl sonra ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma haklarının kullanımıyla ilgili davaların yeniden açılmasını, insan hakları savunucularını ve sivil toplum aktörlerini hedef alan artan baskı ve taciz eğiliminin endişe verici bir parçası olarak değerlendirdi.

‘Sindirmeye yönelik bir adım’

Haklar ve Özgürlükler Kesişimi Derneği de, kadın hakları aktivistlerinin mahkemeye çağrılmasını kınayarak, bu davaları ifade özgürlüğünü ve barışçıl toplanma hakkını kısıtlama girişimi olarak değerlendirdi. Dernek, söz konusu sürecin aktivistleri sindirmeye yönelik bir adım olduğunu ifade etti. Açıklamada, bu dosyayla ilgili tüm suçlamaların ve davaların derhal düşürülmesi, aktivistlere ve insan hakları savunucularına yönelik hedef göstermenin sona erdirilmesi ve Tunus’un anayasal ile uluslararası yükümlülükleri çerçevesinde ifade özgürlüğü ve barışçıl protesto hakkına tam saygı gösterilmesi çağrısı yapıldı.

Hedef alınan kadınların listesi uzuyor

Tunus’taki insan hakları aktivistleri, bu davaların 25 Temmuz sonrası siyasi rejimin, ülkede özgürlük ve adalet talep eden herkese karşı, özellikle de kadınları hedef alan politikalar olduğunu savunuyor. Aktivistler, bu kapsamda Chaima Issa, Sonia Dahmani, Abir Moussi, Chatha Haj Mbarek, Saadia Mosbah ve Cherifa Riahi gibi birçok ismin hedef alındığını, listenin ise giderek uzadığına dikkat çekiyor.

Kadınlar, çok sayıda suçlama ile takip edilip soruşturuluyor ve hapis cezalarına çarptırılıyor. Tunus’taki kamu işlerini izleyen çevreler bu durumu, ifade özgürlüğüne, sivil ve insan hakları aktivizmine yönelik açık bir tehdit ve kadınların siyasete katılımını engelleyen bir baskı aracı olarak değerlendiriyor. Bu gelişmeler, bazı gözlemcilere göre korku ve muhalefeti susturmaya dayalı bir politikanın kurumsallaşmasına işaret ediyor.

Kadınların rolü dikkate alınmıyor

Süreç, Tunus’un “Bin Ali rejimine hayır” diyerek değişim talep ettiği, ardından “Troika hükümetine hayır” sloganlarıyla farklı bir yönelime girdiği dönemlerin ardından, kazanımların geriye gittiği ve baskı ortamının güçlendiği bir tabloya dönüşüm olarak yorumlanıyor. Kadınların geçmişte hükümet karşıtı oturma eylemlerine yoğun katılım gösterdiği, 2014 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ise Beji Caid Essebsi’ye oy vererek siyasi dengelerin değişiminde rol oynadığı da hatırlatılıyor.

Tunus’ta kadınlara yönelik mevcut kısıtlamalar, yetkililerin kadınların ülke inşasındaki tarihsel rolünün önemini yeterince dikkate almadığını ortaya koyuyor. Bu yaklaşım, kadınların hem ülke içinde hem de uluslararası alanda elde ettikleri konumu ve baskı girişimlerine karşı geliştirdikleri direnci göz ardı ediyor.