Cezayir’de artan kadın katliamları koruma mekanizmalarını tartışmaya açtı
Cezayir’de 2018’den bu yana en az 394 kadın katliamı kaydedilirken, uzmanlar aile içi şiddetin toplumsal kültür, erkek egemen zihniyet ve yetersiz koruma mekanizmaları nedeniyle derinleştiğini belirtiyor.
RABİA HURAYS
Cezayir - Cezayir’de peş peşe yaşanan aile içi kadın ve kız çocuğu katliamları toplumda büyük tepki yaratırken, kadın hakları savunucuları bu olayların münferit olmadığını, yıllardır biriken yapısal şiddetin sonucu olduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre ekonomik baskılar, erkek egemen toplumsal anlayış, yetersiz koruma mekanizmaları ve ihbar süreçlerindeki eksiklikler, kadınlara yönelik şiddetin derinleşmesine neden oluyor.
Geçtiğimiz 2-28 Nisan tarihleri arasında, Cezayirli aileler içinde meydana gelen 7 kadın katliamı kaydedildi. Yaşamını yitirenler arasında iki kız çocuğu da yer aldı. Geçtiğimiz ayın başında Batna kentinde yaşanan olay büyük yankı uyandırdı. Kırklı yaşlarında bir baba kızlarından birini katlederken, diğerini katletme girişinde bulundu. Ağır yaralanan kız çocuğu halen yoğun bakım servisinde tedavi görüyor.
Katliama ilişkin paylaşılan bilgilere göre fail, annelerinin ölümünün ardından dayılarının yanında yaşayan iki kızını evine çağırdı. Baba, 12 yaşındaki kızını katletti, yaralanan sekiz yaşındaki diğer kız çocuğu ise kaçıp polis merkezine sığınarak durumu bildirdi.
Benzer bir olay El-Şatt beldesinde yaşandı. Lise öğrencisi olan yaklaşık 17 yaşındaki kız çocuğu, babasının uyguladığı ağır işkence sonucu yaşamını yitirdi.
Ocak ayında Şelf kentinin Sidi Akaşa beldesinde ise 16 yaşındaki Ümeyme Mumine, babası tarafından kesici aletle katledildi. Olayın ardından kadın örgütleri, risk altındaki kız çocukları için acil koruma mekanizmalarının devreye sokulması çağrısında bulundu.
Bu vakalar, daha önce babaları tarafından katledilen İman ve Melak Bunuyfe kardeşlerin dosyasını da yeniden gündeme taşıdı. Aynı failin yıllar önce evli olduğu hamile kadını da katlettiği, cezaevinden çıktıktan sonra ise iki kızını da katlettiği belirtildi.
Yeni olmayan bir olgu
Hanan, Ümeyme, İman ve Melak’ın yaşadığı gibi kız çocuklarına yönelik katliamlar, yalnızca “münferit olaylar” ya da “izole aile trajedileri” değil; aksine, korumanın en üst düzeyde olması gereken aile ortamında biriken şiddetin tehlikelerini ve sonuçlarını açık biçimde ortaya koyuyor.
Bu olgunun yayılmasını destekleyen kurumsal etkenleri değerlendiren aile danışmanı ve feminist aktivist Sümeyye Gazuli, “Bu olgu toplum için yeni değil, uzun yıllara yayılan bir durumun devamıdır. Ancak geçmiş ile bugün arasında bir fark var. Önceden özellikle kız çocuklarına yönelik şiddet vakaları; tehdit, korku, aile baskısı ve aile itibarını koruma adına dayatılan sessizlik nedeniyle dört duvar arasında kalıyordu. Ayrıca ihbar mekanizmalarının yokluğu da bu sessizliği güçlendiriyordu” dedi.
Bugün ise dijital medya platformlarının özellikle aile içi ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet konusundaki sessizliği kırdığını belirten Sümeyye Gazuli, bunun da olayların arttığı yönünde bir izlenim yarattığını söyledi. Ancak Sümeyye Gazuli’ye göre, olgunun gerçekten ağırlaşmasına neden olan bazı etkenler de bulunuyor.
Sümeyye Gazuli, toplumsal ve ekonomik baskıların şiddetin temel tetikleyicileri arasında yer aldığını ifade ederken, koruma ve caydırıcılık mekanizmalarının yetersizliğine de dikkat çekti. Şikayette bulunan kadın ve kız çocuklarının ifadelerine inanılması, yapılan her ihbarın ciddiyetle ele alınması ve mağdurların güvenliğinin sağlanması gerektiğini vurguladı.
Bu taleplerin daha önce Cezayir’de Kadın Cinayetlerine Hayır grubu ile Hakların Geliştirilmesi Vakfı tarafından da dile getirildiğini hatırlatan Sümeyye Gazuli, risk altındaki kız çocukları için acil koruma mekanizmalarının devreye sokulması gerektiğini söyledi. Sümeyye Gazuli, bunun için acil barınma imkanı sağlanması, şiddet uygulayan kişinin mağdurdan uzaklaştırılması ve çocuk koruma mekanizmalarının derhal işletilmesinin zorunlu olduğunu ifade etti.
Bugün ne yapılmalı?
Cezayir’de Kadın Cinayetlerine Hayır grubunun istatistiklerine göre, 2018 yılından bu yana 394’ten fazla kadın katliamı kaydedildi. Grup, bu sayının yalnızca tespit edilebilen vakaları kapsadığını, ülkedeki gerçek mağdur sayısının ise çok daha yüksek olduğunu belirtiyor. Bunun nedeni olarak birçok vakaya ulaşmanın ve kayıt altına almanın zorluğu gösteriliyor.
Sümeyye Gazuli, diğer etkenler kadar önemli bir başka unsurun da “toplum zihniyeti ve erkek egemen kültür” olduğunu söylüyor. Sümeyye Gazuli’ye göre bazı çevrelerde bu anlayış hala kız çocukları üzerinde baskı kurmak için kullanılıyor.
Şiddeti meşrulaştırmak için kullanılan en yaygın gerekçelerden birinin, “Kız çocuğu babasını ya da erkek kardeşini kendisine şiddet uygulamaya itiyor” düşüncesi olduğunu belirten Sümeyye Gazuli, toplumda sıkça kullanılan “Hiye vaş daret?” yani “Kız ne yaptı da bunu yaşadı?” sözünü örnek gösterdi.
Bu nedenle çevrenin ve toplumsal kültürün, şiddet olgusunu beslemede ve saldırgan davranışları güçlendirmede önemli rol oynadığını ifade etti.
Koruma mekanizmalarındaki eksiklikleri değerlendiren Sümeyye Gazuli, “Sorun yasaların var olmaması değil, bu yasaların sahada etkin biçimde uygulanmamasıdır. Ayrıca ihbar ve acil koruma mekanizmalarında ciddi eksiklikler bulunuyor” dedi.
Sümeyye Gazuli, yasal koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak, yasaların katı şekilde uygulanması, ihbar süreçlerinin hızlandırılması ve mağdurların korunmasının sağlanmasının zorunlu olduğunu söyledi.
Sümeyye Gazuli ayrıca, şiddet mağdurlarını baskı ve tehditlerden koruyacak güvenli alanlar ile dinleme ve destek merkezlerinin oluşturulmasının önemine dikkat çekerek, özellikle kız çocukları başta olmak üzere kırılgan grupların korunması için acil adımlar atılması gerektiğini belirtti.