Çocuklar suça nasıl sürükleniyor?

Saha araştırmaları çocukların şiddet ve yoksulluk nedeniyle suça sürüklendiğini ortaya koyarken, Meclis komisyonları geçici çözümler üretmekten öteye gidemiyor.

Ankara - Amed’de şüpheli şekilde kaybolduktan sonra katledilmiş olarak bulunan Narin Güran’ın ve Tekirdağ’da tecavüze uğradıktan sonra katledilen Sıla bebekten sonra çocukların şiddet, ihmal ve cinsel saldırıdan korunması için mevcut yasal boşlukları tespit etmek ve bunlara yönelik çözüm üretme iddiasıyla Meclis bünyesinde 2024 yılında “Çocukların Şiddet ve İstismardan Korunması Komisyonu” kuruldu.

Bu komisyon çalışmalarını bitirdikten sonra bir rapor ortaya koydu fakat rapor, cinsel saldırı, şiddet meselelerine ilişkin çözüm için bir yasal çalışmaya dönüşmedi.  Bundan sonra ki süreçte 19 Kasım 2025 yılında, adli suçlara dahil edilen çocukların oranında ki artıştan kaynaklı "Çocukların Suça Sürüklenmesine Yol Açan Nedenlerin İncelenerek Koruyucu ve Önleyici Mekanizmaların Geliştirilmesi Araştırma Komisyonu" adıyla bir komisyon kuruldu. Bu komisyonun çalışmaları Mart 2026’ya kadar uzatılmıştı. Son olarak ise Mereş ve Riha’da okullara yönelik saldırıların ardından 21 Nisan’da “Okul Saldırıları ve Dijital Riskler Araştırma Komisyonu” ismiyle bir komisyon kuruldu. Bu komisyonun çalışma süresi üç ay olarak belirlenirken komisyon henüz çalışmalarına başlamadı.

"Çocukların Suça Sürüklenmesine Yol Açan Nedenlerin İncelenerek Koruyucu ve Önleyici Mekanizmaların Geliştirilmesi Araştırma Komisyonu" henüz nihai raporunu yayınlamazken komisyona sunulan birçok rapor, uzman görüşü ve saha araştırmaları verisi şiddet olaylarının temel sorununu tespit etmiş, birçok alanda politika üretmek için veri sunmuştu. Tüm bu veriler ortadayken ve çözüm için çalışmalar başlaması gerekirken Meclis’in yeni bir komisyon çalışması başlatması ve aynı tartışmaların tekrar tekrar yapılarak bir sonuç vermemesi, Meclis komisyonlarına yönelik işlevselsizliğin “aç-kapa” mantığı ile çalıştırıldığı görülmekte.

Bakanlığın verileri

Adalet Bakanlığı tarafından komisyona yapılan sunumda, Türkiye’de toplamda 2 bin 736 kapasiteli 9 çocuk ve gençlik cezaevlerinde, toplam 3 bin 473 çocuk hükümlü ve tutuklu bulunuyor. Aynı zamanda 5 çocuk eğitim evi bulunurken, bu evlerde 435 çocuk bu kurumda bulunuyor.

12-18 yaş arası çocukların hukuki durumuna ilişkin veriler;

“*Toplamda 4 bin 421 çocuk bulunurken bunlardan 202’si kız; 4 bin 219’u ise erkek çocuklardan oluşuyor.

*Çocukların cezaevinde tutulma sebeplerine bakıldığında ise ilk üç sırada hırsızlık, madde suçları ve kasten öldürme suçları yer alıyor.

10 yılda 2 kat artış

*2015’te 2 bin 394 çocuk, cezaevlerinde bulunurken 2025 yılında 4 bin 583 çocuğun cezaevinde olmasıyla on yıllık süreçte cezaevlerinde olan çocukların oranı iki kat arttığı fark ediliyor.

*Bu çocuklardan bin 73 çocuk ilkokul mezunu bin 993 çocuk ise ilköğretim mezunuyken diğer çocukların eğitim durumu ya okula devam etmeyen ya da okula hiç gitmeyenler oluyor. Cumhuriyet başsavcılıklarında suça sürüklenen çocuklar hakkında kamu davası açılan suçların başında yine hırsızlık, kasten yaralama ve hakaret geliyor.

*Suça sürüklenmiş çocukların cinsiyete göre dağılımı ise yüzde 85 erkek yüzde 15 oranında kız çocuklarından oluşuyor.

140 bin 285 dosya

Ceza mahkemelerinde görülen dosyalarda ise toplam 88 bin 236 suça sürüklenmiş çocuk bulunmakta. Bu suç türlerinde birinci sırada hırsızlık ikinci sırada kasten yaralama üçüncü sırada uyuşturucu, uyarıcı madde satın almak veya bulundurma olarak ortaya çıkıyor.  5 Ocak 2026 itibariyle cumhuriyet başsavcılığında görülmekte olan dosyalarda toplam 140 bin 285 adli süreçlere dahil edilmiş çocuk olduğu kaydedildi.

Çocuklar yoksulluktan hırsızlığa sürükleniyor

Meclis bünyesinde kurulan komisyona saha araştırması sunmak için komisyon uzmanlarınca, 21 kişilik bir ekibin cezaevlerindeki çocuklarla yaptığı anket çalışması çocuklarla ilgili temel sorunları, iktidarın şiddet üreten politikalarını çarpıcı şekilde ortaya koydu. Araştırmaya göre suç türlerinin büyük bir kısmını “adli” nitelikteki olaylar oluştururken, bu olayların başında “hırsızlık” geliyor. Grubun büyük çoğunluğunu 15-17 yaş aralığındaki çocuklar oluşturuyor. Çocukların yüzde 75.8’inin tutuklu olduğu belirtilirken, bu grubun en büyük kısmını yine aynı yaş grubundaki T.C. vatandaşları oluşturuyor. Çocuk hakları alanında çalışan birçok uzman daha önce ekonomik krizin, yapısal yoksulluğun çocukları “suça sürüklediğini” defalarca dile getirdi. DEM Parti Çocuk Komisyonu, birçok kez yaptığı açıklamada ve önergeler ile çocuk yaşta çalıştırılmanın ve çocuk yoksulluğu üzerinde dururken iktidarın buna yönelik politikaları hayata geçirmesi çağrısı yaptı. Uzmanların yaptığı bu cezaevi araştırması tüm bu politikaların tartışılması gerektiğini açığı çıkaran bir rapor oldu.

Yine çarpıcı olan araştırma, çocukların büyük çoğunluğunun eğitim hayatına ya hiç başlamadığını ya da devam etmediğini gösteriyor. Öğrencilerin okula bir öğün yemek dahi götüremediği ekonomik koşullar göz önüne alındığında mevcut eğitim sisteminin çocukları okulda tutmanın aksine sistemin dışına iten yapısı bir kez daha gün yüzüne çıkarıyor.

Dijital medya kullanımı çok az

Çocukların yüzde 83.4’ü tütün vb. madde, yüzde 52.9’u ise uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanıyor. Çocukların yüzde 72.5’i günde bir saatten fazla dijital medya kullandığını belirtirken son olarak dijital medya yasağına dair çıkan yasa ile çözümün sadece dijital medya yasakları üzerinden yürütülmesinin mevcut sorunlara çare olmaktan uzak olduğu gösteriyor. Araştırma sonuçlarına bakıldığında iktidarın geçici yasaklar yerine köklü yapısal çözümler üretmesi gerektiğini açığa çıkartıyor.

Aile içi şiddet, tehdit ve cinsel saldırı

Araştırmada, çocukların yüzde 87.1’i cezaevine girmeden önce bir işte çalıştırıldığı bilgisini paylaştı. Bu durum, çocuk yaşta çalıştırılma ve yoksulluğun şiddeti körükleyen temel etkenler olduğu tespitini yapıyor. Ayrıca her beş çocuktan biri cezaevine girmeden önce psikolojik veya duygusal sorunlar yaşadığını ifade etti. Çocukların yüzde 40’ı ev dışında en az bir kez şiddet gördüğünü, kesici veya ateşli silahla tehdit edildiğini belirtirken yüzde 10-11’lik bir kesim ise cinsel şiddete maruz kaldığını dile getiriyor.

‘Madde bağımlılığında çevresel faktör belirleyici’

Madde bağımlılığı konusunda çevresel faktörlerin belirleyici rol oynadığına yer verilen araştırmada, çevresinde madde kullanan biri olan çocuklarda günlük kullanım oranı yüzde 79.7 iken, bu durumun olmadığı çocuklarda oran yüzde 7,9’a düştüğü verisi paylaşılıyor.  Aradaki yaklaşık on katlık fark madde kullanımıyla mücadelenin çok geniş boyutta yürütülmesi gerektiğini gösteriyor. Bunun aksine Kürdistan’da devletin özel savaş uygulamalarıyla polis işbirliğinde çocuklar, gençler madde kullanımına sürükleniyor.

Araştırma, aile içi fiziksel şiddet sıklığı arttıkça çocuğun kendisine zarar verme eğiliminin de arttığını ortaya koyuyor. Ev içi şiddet ile çocuğun kendine zarar verme durumu arasındaki bu doğrudan bağlantı, çocuk koruma politikalarının “çocuk odaklı” olarak yeniden ele alınması gerektiğini bir kez daha kanıtlıyor.

Ceza artırımı sorunu çözmekten çok uzak

Siyasetçilerden ve kurulan komisyondan bağımsız olarak bu uzman ekibin yaptığı saha araştırması, iktidarın adli süreçlere dahil edilen çocuklarda yalnızca,  “ceza artırımı ve ceza ayrımına” gitme politikasının şiddeti üretme durumuna çözüm olamayacağını saptanmış veriler ile ortaya koyarken, bu çok ciddi araştırmanın çözüm üreteci yasal adımlara ve politikalara dönüşüp dönüşmeyeceği ise muamma. İktidar, çözümü yasaklamalar ve ceza artırımında ararken, adli süreçlere dahil edilen çocukların verdiği ifadeler çok daha köklü yapısal bir sorun tespitini yaptı.