İran’da iki aydır süren internet kesintisi gerçeğe erişimi kısıtladı

İran’da iki aydan uzun süredir devam eden internet kesintisi, ekonomik kayıpların ötesine geçerek bilgi akışını ciddi biçimde sekteye uğrattı; hükümetin anlatıları kontrol etmesine, baskıyı gizlemesine ve toplumun gerçeğe erişimini sınırlamasına yol açtı.

SARAH POURKHAZARİ

Kirmanşan - İran’da iki aydan uzun süredir devam eden yaygın internet kesintisi, toplumda benzeri görülmemiş bir iletişim kısıtlamasına yol açtı. Ülke nüfusunun yalnızca yaklaşık yüzde biri küresel internete erişebiliyor; bu erişim ise ya fahiş ücretler ödenerek ya da hükümetin sıkı güvenlik önlemleri altında tanıdığı sınırlı gruplar üzerinden sağlanabiliyor.

Kesintinin ekonomik etkileri birçok medya kuruluşunun ana odağı haline gelirken, özellikle internet üzerinden faaliyet gösteren binlerce işletmenin ciddi zarar gördüğü vurgulanıyor. Ancak bu, yaygın internet kesintisinin sonuçlarının yalnızca bir yönünü oluşturuyor. Asıl sorun olarak, hükümetin bilgi akışını tamamen kontrol etmesi öne çıkıyor; bu kontrol, internetin benzeri görülmemiş düzeyde kısıtlanmasıyla mümkün hale geliyor. İnternetin kapatıldığı koşullarda hükümet, insanlara yalnızca kendi çıkarları doğrultusunda belirlediği içerikleri sunabiliyor ve böylece toplumun bağımsız biçimde seçim yapma, karşılaştırma ve analiz etme hakkını fiilen ortadan kaldırıyor.

Medya hükümetin bilgi akışını denetleyecek bir alana dönüştü

Şimdiye kadar muhalif medya, insan hakları ihlallerini ortaya çıkarmak, siyasi tutukluların durumunu takip etmek ve kadınlara ile azınlıklara yönelik yapısal şiddeti görünür kılmak açısından önemli bir araç olmuştu. Bu medya, toplum için bir tür koruyucu denetim mekanizması işlevi görüyordu. Ancak son iki ayda, bilgi akışının tamamen kontrol altına alınması ve bağımsız kaynakların bastırılmasıyla birlikte hükümetin en küçük bilgi alışverişini bile denetleyebildiği bir ortam oluştu.

‘Hükümet olayları çarpıtıyor’

Gazeteci Sarya G., İran’da son iki aydır süren internet kesintisi ve güvenlik politikalarıyla birlikte şiddet, baskılar ve siyasi tutuklulara yönelik infazların azalmadığını, aksine arttığını belirtti. Sarya G., hükümetin bilgi akışını tamamen kontrol altına alarak olayları sistematik biçimde çarpıttığını ve internet kesintisini de bir araç olarak kullanarak baskıcı uygulamalarını sürdürdüğünü ifade etti. Sarya G., bu süreçte protestoculara yönelik infaz haberlerinin zaman zaman sızdığı, ancak bunun yaşananların yalnızca çok küçük bir kısmını yansıttığını vurguladı.

‘Aile içi şiddet ve kadın katliamları haber yapılmıyor’

Bu dönemde çok sayıda aktivistin tutuklandığını ancak bağımsız medyanın bilgiye erişememesi nedeniyle bu olayların büyük ölçüde görünmez kaldığını kaydeden Sarya G., ayrıca kadınlara yönelik şiddetin de arttığını, internet kesintisi öncesinde medyada yer bulan kadın katliamları ve aile içi şiddet vakalarının artık neredeyse hiç haber yapılamadığına dikkat çekti.

Sarya G.’ye göre, medya görünürlüğünün kaybolması, kadınları koruyan sosyal destek ve kamuoyu baskısını da ortadan kaldırdı. İran dışındaki kadın hakları ağlarının da bağlantı kuramaması nedeniyle zayıfladığını ifade eden Sarya G., bu durumun şiddete maruz kalan kadınlar için ciddi riskler oluşturduğunu vurguladı.

İnternetin kesilmesi aslında yalnızca teknik bir uygulama değil, toplumun gerçeklerle kurduğu ilişkiyi yeniden tanımlamayı amaçlayan daha büyük bir güvenlik ve siyasi projenin parçasıdır. Bilgiye erişim sınırlandığında hükümet, kendi resmi anlatısını rakipsiz biçimde yeniden üretebilir. Böyle bir ortamda haberin yerini söylenti ve manipüle edilmiş bilgiler alır; insanlar gerçeği anlamak için devletin izin verdiği kaynaklara bağımlı hale gelir. Bu bilgi karartması aynı zamanda derin psikolojik etkiler yaratır. Bilgiye erişimi kesilen toplum zamanla “zihin mühendisliği” olarak tanımlanabilecek bir döngüye girer ve bu süreçte hükümet, düşünsel akışın ana yönlendiricisi haline gelerek, fikirlerin tek tipleştirilmesini hedefler. Öte yandan internet kesintisi, baskının gizlenmesi için de önemli bir araçtır. İnternetin olmadığı ortamda görüntüler, haberler, tanıklıklar ve insan hakları ihlallerinin belgelenmesi ciddi şekilde azalır. Bu bilgi boşluğu, hükümete baskıyı, gözaltıları ve güvenlik müdahalelerini daha düşük siyasi maliyetle artırma ve olası protestoları daha başlamadan bastırma imkanı verir.

Tarih boyunca otoriter yönetimlerin ortak stratejisinin bir parçası

İran rejiminin bilgiye erişimi kısıtlama uygulaması ne yeni ne de benzersizdir; aksine tarih boyunca otoriter yönetimlerin ortak stratejisinin bir parçasıdır. Geçmişe bakıldığında, neredeyse tüm otoriter rejimlerin iktidarlarını sağlamlaştırmak için ilk adım olarak bilgi akışını kontrol etmeye yöneldiği görülür. Bu yönetimler, toplumları bağımsız bilgi kaynaklarından uzak tutarak resmi anlatıyı tek gerçek haline getirmeye çalışmıştır. Örneğin Kızıl Kmerler döneminde Kamboçya’da toplum dış dünyadan tamamen izole edilmiş, kitaplar ve eğitim kurumları ortadan kaldırılmıştır. Hatta okuryazarlık bile ölümle cezalandırılmış, doktorlar, öğretmenler ve eğitimli bireyler hedef alınarak bağımsız düşünce kapasitesi yok edilmek istenmiştir. Nazi Almanyası’nda kitap yakmaları, bağımsız medyanın kapatılması ve propaganda kontrolü benzer bir amaca hizmet etmiştir. Sovyetler Birliği’nde de kitaplar, gazeteler ve hatta ansiklopediler devlet denetimine tabi tutulmuştur. Daha yakın dönemde ise bazı ülkelerde medya kapatmaları ve gazeteci tutuklamaları bu çizginin devamı olmuştur.

İnternet kesintisi yapısal şiddetin görünmez şekilde sürmesine zemin hazırlıyor

Bu örnekler, bilgi kontrolünün yalnızca teknik bir önlem değil, doğrudan siyasi bir baskı aracı olduğunu gösterir. Otoriter rejimler bu yöntemle toplumun hafızasını, düşünme biçimini ve geleceğe dair algısını kontrol etmeyi amaçlar. Tarihsel deneyim, bilgi akışı ne kadar kısıtlanırsa baskı ve insan hakları ihlallerinin o kadar arttığını ortaya koyar. Çünkü karanlık ortamda denetim azalır ve mağdurların sesi duyulmaz hale gelir. Bugün de benzer bir tablo yaşanmaktadır: internet kesintisi, bağımsız medyanın tasfiyesi ve anlatıların tek elde toplanması, gözaltıların, idamların ve yapısal şiddetin görünmez şekilde sürmesine zemin hazırlamaktadır. Sonuç olarak bilgiye erişimin kısıtlanması her zaman insan özgürlüğünün de kısıtlanmasının başlangıcıdır, çünkü tarih boyunca kitapların yakıldığı, gazetelerin kapatıldığı ya da internetin kesildiği her yerde özgürlük de aynı anda daralmıştır.