Tunus’ta kadınlardan tepki: Zihniyet değişmeden yasalar yetmiyor

Kadınlar, erkek egemen zihniyetin ve dini referanslı uygulamaların kadın haklarını sınırladığını vurgularken; yasal düzenlemelere rağmen eşitsizliğin sürdüğünü, gerçek değişim için toplumsal dönüşüm ve bilinçlenmenin şart olduğunu belirtiyor.

NAZİHA BOUSSAİD

Tunus - Başta kadına yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin 58 sayılı yasa olmak üzere birçok yasa yürürlükte olmasına rağmen, Tunus’ta bu düzenlemeler erkek egemen zihniyetlerde gerçek bir dönüşümle desteklenmediği için etkileri sınırlı kalıyor.

Geniş kesimler hala kadını erkekten daha aşağı gören bir anlayışı sürdürüyor ve kendilerinde, her koşulda kadına yönelik farklı şiddet biçimlerini uygulama hakkı bulurken, kadınlardan sabır ve fedakarlık bekleniyor.

Bu zihniyet, kadın haklarını koruması ve onların onurunu savunması beklenen erkeklerin söylem ve açıklamalarında da kendini gösteriyor. Önde gelen siyasi figürlerden aşağılayıcı ifadeler duyuldu. Bunlar arasında yaşamını yitiren Cumhurbaşkanı Baci Kaid es-Sebsi’nin “O da sadece bir kadın” anlamına gelen sözleri de yer alıyor; oysa iktidara gelişi Tunuslu kadınların oyları olmadan mümkün olmazdı.

Ayrıca parlamentoda milletvekili Seyfeddin Mahluf’un milletvekili Abir Musa’ya yönelik sözlü ve fiziksel saldırısı yaşandı. Bunun yanı sıra öğretim üyesi Sana bin Aşur ve Beyti Derneği başkanına yönelik karalama kampanyaları ve sembolik şiddet de gündeme geldi. Diğer bazı milletvekillerinin açıklamaları da tartışma yarattı; örneğin Olfa Hamdi’yi “evde kalmış” olarak niteleyen ya da yakın zamanda Afrikalı kadınlara yönelik tecavüzü, “Tunuslu kadınlar güzel ve mevcutken neden Afrikalılara tecavüz ediliyor?” şeklinde ifade eden söylemler, ırkçılık ile cinsiyetçi ayrımcılığı aynı anda barındıran bir dil ortaya koydu.

Kuşaklar boyunca yeniden üretilen bir zihniyet

Tunuslu erkeğin, çocukluktan itibaren şekillenen ve kültürel ve toplumsal mirasla beslenen erkek egemen zihniyeti içselleştirdiği gözlemleniyor. Bazı ailelerin de erkek ve kız çocuklar arasında ayrım yaparak, bu eşitsizliği pekiştirdiği belirtiliyor. Kız çocukları ev işleri ve erkek kardeşlerinin ihtiyaçlarıyla görevlendirilirken, erkek çocuklar bu sorumluluklardan muaf tutuluyor; onlara bazen yalnızca dışarıdan küçük ihtiyaçları temin etme gibi sınırlı görevler veriliyor. Böylece kuşaklar boyunca aynı zihniyet yeniden üretiliyor ve bu roller kalıcı hale geliyor.

Yasa var, uygulama yok

Bu çerçevede, araştırmacı ve ceza hukuku uzmanı Abir el-Celasi, kadınların bugün birçok proje, yasa ve hatta yargı kararlarına rağmen hala eski zihniyetlerin etkisi altında olduğunu belirtiyor. “Yasalara sahip olmamıza rağmen onları uygulamaktan çok uzağız” diyen Abir el-Celasi, erkek egemen zihniyetin en çok günlük yaşamda karşılaştığı davranışlarda ortaya çıktığını ifade ediyor: sözlü şiddet ve cinsel taciz gibi.

Abir el-Celasi, bu eski zihniyetlerin aile içinde de toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık şeklinde ortaya çıktığını, ayrıca hukuku ve mevzuatı bilen kişilerin bile şiddeti meşrulaştırabildiğini ve kadınları bedenleri ve renkleri üzerinden sınıflandırdığını belirtiyor. “Tunus’ta bizi ilişkilerimizde, bağlarımızda ve günlük yaşam pratiklerimizde geriye götürmek isteyen zihniyetlerle karşı karşıyayız. Bu nedenle çözüm yolları üzerine düşünmek gerekiyor” diyor.

Bu konudaki görüşlerini dile getirirken, feminist hareketin ya da demokrat kadınların erkekleri dışlayarak ya da onların haklarını ellerinden alarak bir hak mücadelesi yürütmediğini vurgulayan Abir el-Celasi, “Bizim talebimiz karşılıklı saygıya dayalı bir ilişki” diyor ve erkeklerin de bu davaya inanması gerektiğinin altını çiziyor.

Dini referanslı yaklaşımlar

Hukuk fakültesi öğrencisi Takva el-Hanşi, “Erkek egemen zihniyetin bir kısmı Tunus’ta mevzuat yoluyla da yerleşti” diyerek, bugün hala kişisel statü yasasında dini referanslara dayanan hükümler bulunduğunu belirtiyor. Buna örnek olarak miras meselesini gösteren Takva el-Hanşi, bu alanda İslam fıkhındaki “erkeğe iki, kadına bir pay” ilkesinin uygulanmaya devam ettiğini ifade ediyor.

Takva el-Hanşi, kişisel statü yasasının bir yandan önemli bir hukuki dönüşüm yarattığını ve özellikle kadın hakları ve özgürlükleri konusunda büyük tartışmalara yol açtığını hatırlatıyor. Kadınlara yönelik her türlü ayrımcılığa karşı çıkan uluslararası sözleşmelerin de etkisiyle bir yandan dini ve toplumsal özgünlüğü koruyan bir kültürün sürdüğünü, diğer yandan ise kadın ve erkek arasında eşitliği ve ayrımcılık yapılmamasını savunan evrensel haklar sistemiyle bir gerilim yaşandığını belirtiyor. Bu çerçevede, erkeklerin kadınlardan daha fazla miras aldığı mevcut uygulamanın bu ikili yapı içinde varlığını sürdürdüğünü dile getiriyor.

Değişim içeriden başlamalı

Gazeteci Muniya Kavvaş ise zihniyet dönüşümünün içeriden başlaması gerektiğini belirtiyor. Muniya Kavvaş, “Zihniyetleri değiştirmek, kendi pratiklerimizden, düşüncelerimizden ve en başta çocuk yetiştirme biçimimizden başlamalı. Çocuklarımızı cinsiyet temelinde ayrım yapmadan yetiştirmeliyiz. Çünkü bu durum, bir gecede değiştirilemeyecek kadar köklü bir kültürel ve dini mirastır. Ancak gelecek kuşakların zihniyetini ve kendilerine, kadına bakışlarını değiştirme fırsatımız var” diyor.

Muniya Kavvaş ayrıca Tunus’ta etkili bir kadın medyasının hala eksik olduğuna dikkat çekiyor. “Son dönemde parlamentoda erken emeklilik yasası tartışılırken, bu yasa Demokrat Kadınlar Derneği tarafından eleştirilmişti. Ancak bazı kadınlar feminist hareketin bu tutumuna şaşırdı, hatta bu yasayı kendi çıkarlarına hizmet ettiğini düşünerek destekledi. Demokrat kadınların böyle bir karara neden karşı çıktığını sorguladılar” diyerek, toplumsal farkındalık düzeyinin kadınlar arasında da farklılık gösterdiğini ifade ediyor.

Muniya Kavvaş, bazı kadınların hala meselelere dar bir perspektiften baktığını, Tunus toplumunun uzun süre geriye götüren zihniyetlerin etkisi altında kaldığını ve zaman zaman gerici açıklamaların gündeme geldiğini belirtiyor.

Muniya Kavvaş, zihniyet dönüşümünün kısa sürede gerçekleşecek bir süreç olmadığını vurgulayarak, bunun kolektif bir çaba ve gece gündüz süren sürekli bir çalışma gerektirdiğini ifade ediyor. Bu sürecin aynı zamanda sürekli bilinçlendirme faaliyetleriyle desteklenmesi gerektiğini, ancak bu şekilde toplumsal olgunluk aşamasına ulaşılabileceğini sözlerine ekliyor.