Avukat Rozîv Kino: Türkiye hukuki alanda adım atmalı
Avukat Rozîv Kino, Barış ve Demokratik Toplum sürecine ilişkin yaptığı değerlendirmede, sürecin hızla hukuki çerçeveye alınması ve anayasal güvencelerle desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
NORŞAN ABDİ
Kobanê- Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te ilan ettiği Barış ve Demokratik Toplum süreciyle birlikte, silahlı çatışma eksenli dönemden siyasi ve hukuki çözüm arayışlarına dayalı yeni bir aşamaya geçildi. Kürt siyasi aktörleri bu çağrıya adımlar atarak karşılık verirken, sürece henüz açık ve somut bir şekilde dahil olmayan Türkiye devleti ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ‘umut hakkı’ konusunda Haziran ayına kadar tanıdığı süre kapsamında kritik bir sınavla karşı karşıya bulunuyor.
Avukat Rozîv Kino, sürecin mevcut durumu ve hukuki boyutuna ilişkin değerlendirmelerini ajansımızla paylaştı.
‘Sürecin hukuki ve anayasal güvencelere ihtiyacı var’
Rozîv Kino, Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla bölgenin yeni bir aşamaya geçtiğini belirterek, “27 Şubat’ta yapılan çağrıyla birlikte bölgede yeni bir süreç başlamıştır. Bu çağrı, Ortadoğu’daki kriz ve kaosun çözümü açısından bir gereklilikti. Halkların birlikte barış içinde yaşayabilmesi için bu adım atıldı. Elbette bunun gerçekleşebilmesi için hukuki ve anayasal güvencelere ihtiyaç vardır. Özellikle de sürecin yürüdüğü Türkiye’de bu gereklilik daha da önemlidir” dedi.
Rozîv Kino, aynı konuya ilişkin olarak şöyle devam etti: “Türkiye’de Kürt halkı ve diğer toplumsal kesimler ulusal ve kimlik haklarından yoksundur; statüleri tanınmamaktadır. Bu nedenle Öcalan bu süreci başlatırken, silahlı çatışma sürecine son verip siyasi ve hukuki çözüm yoluna girilmesi için önemli adımlar attı. İçinde bulunduğumuz dönem, insan hakları ve hukuki yöntemlere her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Nitekim insan hakları kurumları ve şahsiyetlerden de olumlu yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Öcalan da 27 Şubat’taki çağrısında, ikinci aşamaya geçişin demokratik siyasi entegrasyonla mümkün olacağını belirtmiştir.”
‘Türkiye devleti tutumunda net değil’
Rozîv Kino, Türkiye devletinin tutumuna da değinerek, “Kürt partileri ve örgütleri tarafından atılan adımlar görünür ve somuttur. Ancak ne yazık ki Türkiye devleti tarafından atılmış somut adımlar henüz görülmemektedir. Bu durum, devletin hala hazır olmadığını ve toplumla güven ilişkisini kuramadığını göstermektedir. Örneğin devlet hala bu sürecin öncüsü olan Kürt halkını ‘terör’ olarak tanımlamaktadır. Ayrıca çok sayıda siyasi tutsak hala serbest bırakılmamıştır. Başta da Kürt Halk Önderi bulunmaktadır. Öcalan 27 yılı tamamlamış durumdadır ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından tanınan ‘umut hakkı’nı kullanma hakkına sahiptir. Ancak söz konusu Öcalan olduğunda Türkiye devleti sürece karşı tutarsız ve belirsiz bir tutum sergilemektedir” ifadelerini kullandı.
‘Hukuki çerçeve ve anayasal güvence başarı yoludur’Rozîv Kino, henüz çözüme kavuşturulmayan bazı başlıklara dikkat çekerek şöyle konuştu: “Öcalan’ın fiziki özgürlüğü konusunda bir değişiklik sağlanmadan bu sürecin hukuki bir zemine oturduğunu söylemek mümkün değildir. Bunun için güçlü hukuki güvencelere ihtiyaç vardır. Bir hukukçu olarak şunu net ifade etmek isterim ki; süreç ilerleyecekse mutlaka hukuki bir çerçeveye ve anayasal teminata dayanmalıdır. Bu kapsamda çeşitli komiteler kurulmuştur, sürece doğrudan katılması gereken birçok kişi vardır. Ancak biz hala bu kişilerin ‘terör’ gerekçesiyle gözaltına alındığını görüyoruz. Bu da Türkiye hükümetinin sürece hazır olmadığını göstermektedir. Silah bırakan kişilerin topluma nasıl kazandırılacağı sorusu ortadadır. Bunun için hukuki entegrasyon mekanizmalarına ihtiyaç vardır.”
‘Türkiye sürece ne kadar ciddi yaklaşırsa krizlerden o kadar uzaklaşır’
Değerlendirmesinin sonunda Türkiye devletine ayrılan süreyi hatırlatan Rozîv Kino, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Genel Konseyi, Eylül 2025’te bu süreci kabul etmiş ve Türkiye devletine sürece yaklaşımındaki ciddiyeti gösterebilmesi için bir süre tanımıştır. Bu süre Haziran ayına kadardır ve artık bu tarihe yaklaşmış bulunuyoruz. Eğer Türkiye devleti bu süre içinde Barış ve Demokratik Toplum Sürecini hukuki çerçeveye oturtmazsa ciddi sorunlar ortaya çıkacaktır. Türkiye bu mahkemenin sözleşmelerine imza atmış bir devlettir. Bu nedenle yükümlülüklerini yerine getirmemesi hem sorun yaratacak hem de bazı durumları suç haline getirecektir. Biz bu sürecin başarısız olmasını ve bölge halklarının yeniden savaşa sürüklenmesini istemiyoruz. Bu nedenle Türkiye devleti sürece ne kadar ciddi ve hızlı yaklaşırsa, o ölçüde krizlerden uzak duracaktır” diye belirtti.