Neslihan Şedal: Kadınlar yönetim mekanizmalarında yer almalıdır

Wan Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Neslihan Şedal, demokratik özyönetim konusunda yaptığı değerlendirmede, demokrasi ve toplumsal özgürlüğün gerçekleşmesi için kadınların yönetim mekanizmalarında yer alması gerektiğini belirtti.

Haber Merkezi- İnsanlığın başlangıcından beri her birey ve toplum, yaşamını sürdürebilmek için özyönetime ihtiyaç duyar. Klan ve kabile toplumunda kadınlar özyönetimin öncüleriydi ve kadınlar toplumu yönetirdi. Ancak erkek egemenliğinin ortaya çıkmasıyla bu hak ellerinden alındı ve kadınlar yönetim alanlarından uzaklaştırıldı. Demokratik toplumlarda ve Rojava Kürdistanı’nda kadınlar demokratik özyönetimlerde yer alıyor ve bu konuda öncülük yapıyorlar.

Wan Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Neslihan Şedal, özyönetim (demokratik özyönetim) konusunda ajansımıza konuştu.

‘Özyönetim insanlığın başlangıcından beri vardır’

Neslihan Şedal, özyönetimin ya da demokratik özyönetimin insanlık için çok önemli olduğunu belirterek şöyle dedi: “Çünkü insanlığın tarihsel değerleri, insanlığın toplumsallaşmasının başlangıcından beri ahlaki ve siyasi toplumun değerleri ne ise, aynı zamanda kendini yönetimde, yani demokratik özyönetimde barındırır. Bir ulus bugüne kadar yaşam seviyesine ulaşabilmişse, kendini yaşatabilmişse, orada özyönetim, yani demokratik özyönetim kendi içinde yer almıştır. Bu yüzden özyönetimi, yani demokratik özyönetimi tanımlarken, onun öneminin nereden başladığı ve ne anlama geldiği üzerine durmak gerekir.”

‘Özyönetim kendi ihtiyaçlarına göre çözümler geliştirir’

Neslihan Şedal, özyönetimin anlamı hakkında şunları söyledi: “Özyönetim, bir kişi veya toplumun kendi yaşamı, şehrinin yönetimi, içinde yaşadığı toplumun kararları konusunda irade ve söz sahibi olması anlamına gelir. Kendi ihtiyaçlarını keşfeder ve bu ihtiyaçlara göre çözümler geliştirir. Çünkü kendi yaşamı, toplumunun yaşamı üzerinde irade sahibi olamayan, sözünü söyleyemeyen ve buna göre yönetimini ilerletemeyen kişilik ve toplumlara ‘bu toplum ve bu kişilik vardır’ denemez. Eğer bir toplum kendi içinde söz, irade ve iradesiyle kendini ve toplumunu yönetebiliyorsa, orada özgürlük ve ilerleme vardır diyebiliriz.”

‘Demokrasi toplumun en kutsal değeridir’

Neslihan Şedal, insanlık tarihinin başladığı andan itibaren özyönetimin başladığını, yönetim ile demokrasi arasındaki ilişkinin çok güçlü olduğunu belirterek şöyle dedi: “Çünkü demokrasi kelimesinin kendisi ‘demo’ halk ve ‘krasi’ yönetim anlamına gelir; halk ve yönetimle tanımlanır. Özyönetim ile demokrasi arasındaki ilişki çok güçlüdür. Toplumda yaşayan farklı dinamik, kişi, renk ve bileşenler kimlikleriyle, sözleriyle, renkleriyle ve toplumsal değerleriyle içinde yaşadıkları toplumun yönetimine katıldıklarında demokrasinin oluştuğunu biliyoruz. Demokrasi toplumun en kutsal değeridir. Çünkü halk, halk olmak, ulus ve toplum olmak için kendini bu değerle korur. Toplumun yönetiminde kendini görür, irade ve söz sahibi olarak görür. Demokrasinin toplumun en kutsal değeri olduğunu biliyoruz. Toplum kendini özgür ve barışçıl bir şekilde yönettiğinde, o toplumun demokratik olduğunu anlıyoruz.”

‘Şimdi halkları demokratik yönetimden koparmak istiyorlar’

Neslihan Şedal, kapitalist modernitenin yarattığı mevcut yönetimin tanımlanması gerektiğini ifade ederek “Çünkü toplumlar ve halklar içinde bir zihniyet oluşturmak istiyor; halkları demokratik özyönetimden ve demokratik yönetimden koparmak, halkları bu yönetimden yabancılaştırmak istiyor. Bunu derin ve uzak bir sorun haline getirmek istiyor. Önder Abdullah Öcalan, devlet veya iktidarı yabancı yönetimler olarak tanımlar. Çünkü toplumsal değerler içinde iktidar veya devlet olma yoktur. Bu yüzden bu yönetimleri yabancı yönetimler ve sorun olarak tanımlar. Öncelikle bu zihniyetin toplum içinde kalkması gerekir; diğer yandan devlet, ulus-devlet vb. gibi oluşturulan mekanizmalar demokrasi sorunu haline geldiğinde, orada en çok özyönetim hedef alınır. Devletlerin ve en son ulus-devletlerin oluşumuyla iktidar, toplumun yönetimini en çok hedef almıştır” şeklinde konuştu.

‘Kürt halkı dört parça halinde dağıtılmış ve yönetim hakkı elinden alınmıştır’

Neslihan Şedal, bir halkın veya toplumun demokratik özyönetimi olmazsa varlığının büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu belirterek şöyle devam etti: “Tarihte de görüyoruz; bir halk kendini yönetmezse, özyönetimi geliştiremezse, orada varlık sorunu ortaya çıkar. Asimilasyon politikalarına açık hale gelir ve sonunda yok olur, kaybolur. Bir halk kendi içinde yönetici ve yönetim sahibi olur, demokratik özyönetimi geliştirirse, orada varlığını inşa eder ve kendini yönetir. Yüzyıllar içinde en açık ve büyük örnek Kürt halkıdır. Ahlaki ve siyasi toplum ölçülerinde, kendi içinde barındırdığı demokrasi ölçülerinde bunlardan biri de Kürt halkıdır. Kürtler dört parça halinde dağıtılmış ve yönetim hakkı ellerinden alınmıştır. Toplumsal değerleriyle yaşamak isteyen, diğer halklar gibi yönetim hakları için direnen ve mücadelesini büyüten bir halktır. Bir halk kendi iradesi, sözü ve toplumsal değerleriyle yaşamak ve kendini yönetmek istediğinde, içinde yaşadığı devleti veya ülkeyi parçalamak istediği anlamına gelmez. Aksine, bir halk kendi iradesi, sözü ve toplumsal değerleriyle bir ülkede kendini yönetirse, o ülkede daha yüksek bir güç oluşur.”

‘Toplum kendi kendini yönetmelidir’

Neslihan Şedal, özyönetimin ülkenin parçalanması anlamına gelmediğini, bunun ulus-devlet zihniyeti olduğunu belirterek şunları dile getirdi: “Çünkü kendi içinde çok renkliliği, çok inançlılığı, çok kimlikliliği barındırmaz. Tek din, tek renk, tek kimlik der. Bu da demokrasiye karşı kurulmuştur. Çünkü demokratik bir yönetim oluşursa, orada iktidar kendini yaşatamaz. En çok da demokrasiyi hedef alır ve ortadan kaldırır. Halkların, kadınların ve toplumların adına yabancı bir yönetim oluşturur ve bunu yanlış bir yönetim ve zihniyet olarak toplumda inşa eder; şimdi der ki eğer devlet olmazsa, iktidar olmazsa ve bu yabancı yönetimler olmazsa toplum kendini yönetemez. Oysa esas yönetim, halkın kendi kendini yönetmesi, iradesi, sözü ve toplumsal değerleriyle yaşaması ve irade sahibi olmasıdır. Esas olan budur; halk ve birey kendi yaşamı ve toplumu üzerinde söz sahibi olsun ve kendini yönetebilsin. Bu demokratik ulus olarak tanımlanır.”

‘Demokratik ulus yönetimde pratikleşir’

Neslihan Şedal konuşmasına şöyle devam etti: “Demokratik ulusun temelinde özyönetim esastır. Bir halk toplumsal değerleriyle kendini yönetir ve yönetimde yer alırsa, aynı zamanda ulus da olur. Eğer irade ve söz sahibi olmaz, ihtiyaçlarının çözümünü oluşturmazsa, o zaman uluslaşma da olmaz. Demokratik ulus, yönetimde pratikleşir. Görüyoruz ki bir halk içinde herkes toplumsal değerleriyle yönetime katılırsa, orada demokratik ulus paradigmasının yaşandığını söyleyebiliriz. Örnekleri Rojava’da, Kürdistan topraklarında ve birçok yerde vardır. Demokratik ulus bir ülke için çok yaşamsal bir şeydir. Bir ülke, bir toplum parçalanmak istemiyorsa, dış saldırılara açık hale gelmek istemiyorsa ve toplum içinde ve bu coğrafyada savaş ve çatışma olmasını istemiyorsa, demokratik ulus esası üzerine kendini örgütlemelidir.”

‘Tarihte yönetim kadınların öncülüğünde kurulmuştur’

Neslihan Şedal, Kürt kadınlarının demokratik özyönetimdeki deneyimine dikkat çekerek şöyle konuştu: “Açık ve net bir şekilde söyleyebiliriz ki zorluklar olsa da büyük bir başarı da vardır. Çünkü yönetim, Önder Öcalan’ın yabancı yönetimler olarak tanımladığı yönetimlerde en çok kadınlar hedef alınır. Sanki yönetim erkeklere özgü bir şeymiş ve bu yönetimde kadınlara yer yokmuş gibi bir zihniyet iktidar zihniyetinde oluşturulmuştur. Tarihte de bildiğimiz gibi yönetim olarak tanımladığımız şeyler kadınların öncülüğünde kurulmuştur. Çünkü ahlaki ve siyasi toplum olarak başlangıçta toplum içinde kim varsa irade ve söz sahibi olarak görülmüş, toplumsal yönetimde kendini görmüş, kendini ifade etmiş, sözünü söylemiş ve buna göre yönetimde yer almıştır. Kadınlar karar alma mekanizmalarından uzaklaştırıldıkları yerde demokrasi de ortadan kalkmıştır. Yabancı yönetimler kurulmuş ve bugün tanımladığımız iktidar ve devlet olarak ortaya çıkmıştır.”

‘Kadınlar yönetim mekanizmalarında yer almalıdır’

Neslihan Şedal, kadınların yönetim mekanizmalarında yer alması gerektiğini vurgulayarak “Biz de Kürt kadın hareketi olarak diyoruz ki eğer demokrasi olacaksa, toplum özgür ve eşit olacaksa, öncelikle yönetim mekanizmalarında kadınlar yer almalıdır. Kadınlar yaşamın tüm alanlarında yer almalıdır. En çok da yönetim mekanizmalarında, yani demokratik özyönetimde kadınlar rol ve misyonlarını güçlü bir şekilde oynasın ki toplum demokratik ve özgür olsun. Kürt kadınları uzun zamandır kadınlara yönelik soykırım, katliam ve şiddetten kurtulmak ve toplumda tarihsel rol ve misyonlarını oynamak için büyük bir mücadele veriyor” dedi.

‘Yönetimde kadın yoksa orada demokrasi de yoktur’

Neslihan Şedal, eşbaşkanlık sistemine dikkat çekti: “Kadınların mücadelesi sonucunda eşbaşkanlık sistemi kuruldu. Dünyanın birçok ülkesinde örnekleri var ama yerel yönetimlerde partimiz ve kadın hareketi ilk kez yerel yönetim alanlarında uyguladı ve yaşatıyor. Şüphesiz bu sürecin mücadelesinde zorluklar vardı ama toplumun demokratikleşmesi, toplumsal kurumlar ve insanlık kişiliği açısından dünya için büyük bir örnek oldu. Eğer yönetimde, demokratik özyönetimde kadın yoksa, o alanda demokrasi de yoktur. Bugün Şengal, Mexmûr, Rojava, Kuzey Kürdistan ve birçok yerde görüyoruz ki eşit temsiliyet ve eşbaşkanlık sistemi kadınların mücadelesinin sonucudur. Kadınların en büyük iddiası tüm kadınların ve toplumun özgür ve demokratik olmasıdır; bu alanın öncülüğünü yapmak için bu oldu.”

‘Toplumsal sistem çok geniş bir sistemdir’

Neslihan Şedal, şimdi herkesin, özellikle kadınların yönetime katılması için bu sistemin herkes için çok önemli olduğunu belirterek şöyle konuştu: “Kadın ve erkek olarak bir araya gelip bir şehri veya bir alanı yönetmek çoğu zaman böyle tanımlanıyor. Ama biz bu tanımı yanlış buluyoruz. Toplumun şahsında kadın ve erkek, aynı zamanda bu modelden sonra bir halka, ya da mahalle meclisleri, mahalle komünleri, köy komünleri, sokak komünleri kurulması, bunların hepsi eşbaşkanlık sistemine bağlıdır. İçinde meclisler ve komünler barındırır. Bu yüzden toplumsal sistem çok geniş bir sistemdir. Biliyoruz ki bu sistemin toplumsallaşması için tüm alanlarda büyük bir mücadele veriliyor. Kadınların bu alanlarda yer alması, politikalar oluşturması ve yönetimlerde yer alması için toplumda oluşturulan iktidar zihniyetine karşı artık büyük bir kabul oluşmuştur.”

‘‘Jin, Jiyan e, Jiyan jî Xwerêvebirine’ kampanyası başlattık’

Neslihan Şedal başlattıkları kampanyaya işaret ederek şöyle devam etti: “Geçen yıl yerel yönetimlerde bir kampanya başlatmıştık; bu kampanya ‘Jin, Jiyan e, Jiyan jî Xwerêvebirine’ idi. Bu kampanyada büyük bir slogan ortaya koyduk. Kadınlar yönetimde yer aldığında, kadınların bilgisi ve bilinci, kadın aklı ve kadın ruhuyla şehirler yeniden inşa edilir. Çünkü kadınların bilgisi, bilinci ve aklı şehirlerden uzaklaştığında, bu şehirlerde her zaman bize karşı şiddet, baskı, katliam ve herkes için soykırım politikaları üretilir. Cinsiyetçi zihniyet nedeniyle biliyoruz ki şehirlerde kadınlar olmadığında büyük katliamlar ve çatışmalar yaşanır. Biz de öncelikle yerel yönetim alanında ‘Jin, Jiyan e, Jiyan Xwerêvebirine’ iddiasıyla tüm alanlarda, yaşamı herkes için eşit kılan politikalarımızı savunuyor ve çalışmalarımızı yürütüyoruz.”

‘Kadınlar için çalışmalar devam edecek’

Neslihan Şedal “Bu nedenle çok geniş bir çalışma yürüttük. Geçen yıl 5 şehrimizi pilot şehir ilan ettik: Amed, Nisêbîn, Cizîr, Gever, Artemît. Bu şehirleri kadın şehirleri olarak ilan ettik. Amacımız elbette tüm şehirleri kadın şehirleri, özgür, eşit ve demokratik şehirler haline getirmek için mücadele etmektir. Ancak pilot şehirler olarak ilan ettik; buralarda kadın çalışmaları yoğun şekilde yürütülecek, aynı zamanda diğer şehir ihtiyaçları da kadın bilinciyle karşılanacaktır. Bir park, bir yol veya herhangi bir ihtiyaç olduğunda, bunlar kadın bilinciyle oluşturulacaktır” diye ifade etti.

‘Komün kadın aklıyla kurulmuştur’

Neslihan Şedal konuşmasının sonunda şöyle dedi: “Artık bu ataerkil iktidar zihniyetinin kadınlara köle yaşam dayatmasına karşı çıkıyoruz. Aksine diyoruz ki herkes şehirlerde kendi sözü ve iradesiyle toplumunda yaşamalıdır. Bunun örgütlenmesi için komünal yaşam ruhu yeniden inşa edilmelidir. Bunu biliyoruz ki komünal yaşam esasen kadınların yol ve yöntemidir. Komün kadın aklıyla kurulmuştur. Bu ruh ve akıl yeniden topluma ulaşmalı, kadınların ruhu ve aklıyla örgütlenmeli ki toplum demokratik özyönetimi eline alsın ve kendini inşa etsin; ancak o zaman toplum özgür olabilir. Toplum komün ruhuyla örgütlenmeli, herkes rengi, sözü, kimliği ve toplumsal değerleriyle toplumun örgütlenmesinde ve yönetiminde yer almalı ki toplum herkes için demokratik ve özgür bir toplum olsun.”