Şengal’den İmralı’ya mektuplar: Önderliği Şengal’de görmek istiyoruz (1)

Şengal’de TAJÊ’nin öncülüğünde başlatılan mektup kampanyasında, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a duydukları sevgiyi ve özgürlük arzularını dile getiren Êzidî kadınlar, Abdullah Öcalan ile Şengal’de buluşma hayalini paylaşıyor.

GULÎSTAN EZÎZ

Şengal – Şengal’de yaşayan Êzidî kadınlar, “Abdullah Öcalan’ı görmek istiyoruz” kampanyası kapsamında kaleme aldıkları mektuplarla duygularını dile getirdi.

Êzidî Özgür Kadın Hareketi (TAJÊ) öncülüğünde 2025 yılında başlatılan mektup yazma çalışmasında yüzlerce kadın, Abdullah Öcalan’ın fikir ve felsefesinin kendilerine kimlik, irade ve örgütlenme gücü kazandırdığını vurguladı. Kadınlardan Neam Bedel, Dilvîn Şemo, Mamoste Hêlîn, Sosin Osman, Hesret Şengalî ve onlarca diğer Êzidî kadın, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'a mektup yazanlardan. Bazıları mektupları kendileri yazdı, bazıları ise yazdırdı. Tüm mektuplarda sevgi, özlem ve bağlılık duygusu var. Mektuplarda, Abdullah Öcalan’ın özgürlüğünün Êzidî toplumu için umut olduğu ifade edilirken, kadınlar Şengal’de buluşma isteklerini ve özgürlük talebini dile getirdi.

‘Önderliğin, Şengal’e gelişini umut ediyoruz”

Birini sevmek için onu görmek şart değildir. Toplumların birçok öncüsü ve kahramanı da bu şekilde sevilmiştir. Şengal’de de Abdullah Öcalan’ı görmüş olanların sayısı oldukça azdır. Dilvîn Şemo da onu hiç görmeyenlerden biridir. Dilvîn Şemo, “Selam Önderim. Seni çok seviyoruz ve bir gün özgür olup yanımıza gelmeni istiyoruz. Sadece Êzidî kadınlar değil, dünyanın tüm kadınları kendilerini senin özgürlük fikrinle tanıdı. En büyük hayalim bir gün seninle yüz yüze gelmek ve yaşadığımız acı ile zorlukları sana anlatmak. Önderim, özgürlüğünü ve Şengal’e gelişini umut ediyoruz. Seni bekliyoruz” diyor.

‘Sana düşmanın acı ve hastalıklarından nasıl kurtulduğumuzu anlatmak istiyoruz’

Genç Êzidî kadınlardan Sosin Osman, Êzidî kadınların Abdullah Öcalan sayesinde elde ettiği kazanımları bir mektupla dile getirmek istedi. Abdullah Öcalan’a duyduğu özlemi anlatan Sosin Osman, “Biz seni fiziksel olarak özgür görmek istiyoruz ve bir gün Şengal Dağı’nın zirvesine, en yüksek nokta olan Çilmêran’a gelmeni diliyoruz. Sana, senin fikir ve felsefenle kendimizi nasıl eğittiğimizi ve düşmanın acı ve zulmünden nasıl kurtulduğumuzu anlatmak istiyoruz. En büyük özlemim bir gün seni görmektir. Çünkü biz kadınlar, senin fikirlerin sayesinde kendimizi tanıdık” diye belirtiyor.

‘Sizin özgürlüğünüzde kendi özgürlüğümüzü görüyoruz’

Beş çocuk annesi 55 yaşındaki Neam Bedel’in çocuklarından biri gerilla saflarında yaşamını yitirdi. Fermanın ardından Kürt özgürlük hareketini ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı tanıyan Neam Bedel, mektubunda şu sözlere yer veriyor:

“Öncelikle sizin ve tüm siyasi tutsakların durumunun iyi olmasını diliyor, hepinizin serbest bırakılmasını istiyoruz. Başlattığınız sürecin başarıyla ilerlemesini temenni ediyoruz. Biz sizin özgürlüğünüzde kendi özgürlüğümüzü görüyoruz. Biliyoruz ki sizin özgürlüğünüz, tüm Kürdistan ve Ortadoğu’nun özgürlüğü anlamına geliyor. Şengal'e özgürlük savaşçılarının gelmesiyle, tüm Êzidîler gibi ben de sizin düşüncelerinizi ve felsefenizi tanıma fırsatı buldum. Fermandan sonra, bir aile olarak mücadele ve çalışmalarda yerimizi aldık. Oğullarımdan biri gerilla saflarında şehit oldu. Oğlumun şehitliğiyle gurur duyuyorum. Çünkü biliyorum ki oğlum, arkadaşları gibi, halkının onuru için savaştı ve şehit oldu. Büyük bir emekle başlattığınız bu süreci dikkatle takip ediyoruz. Yıllar sonra sizden haber almak, sesinizi duymak ve görüntülerinizi görmek bizde büyük bir coşku ve moral yarattı. Her görüşmede bize gönderdiğiniz selamları memnuniyetle karşılıyoruz. Êzidîler için verdiğiniz mesajlar bizim için çok kıymetlidir.”

‘Êzidxan’ın yardımına yalnızca Önderliğin felsefesinden gelenler koştu’

Şu anda Şengal’de çocuklara kendi ana dillerinde eğitim veren Öğretmen Hêlîn, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yazdığı mektupta, Êzidî toplumunun tarih boyunca sürekli katliamlarla karşı karşıya kaldığını vurguladı. Öğretmen Hêlîn, “Êzidî toplumu olarak her zaman fermanlarla karşılaştık ve her zaman egemen güçlerin kurbanı olduk. Bu nedenle hiçbir zaman inancımızı ve kültürümüzü özgürce yaşayamadık. Her koşulda küçük görüldük ve yaşam tarzımız nedeniyle yargılandık” sözlerine vurgu yapıyor.

Mektubunda, son fermanda Şengal’deki tüm güçlerin geri çekilmesiyle katliam, kaçırılma ve çocukların ölümüyle birlikte büyük acılar yaşadıklarını aktaran Hêlîn, “Bu durum insanlık vicdanını derinden sarstı ve bizi bir kez daha yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı. Bu süreçte yalnızca Önder Apo’nun felsefesini savunanlar Êzidî halkının yardımına koştu. Bu kahramanlık Êzidxan tarihinden asla silinmeyecek. Önder Apo’nun fikirleriyle Êzidxan özgürlüğüne kavuşacaktır. Önder Apo’yu, fermanlara karşı bir siper olan Şengal Dağı’nda görmek istiyorum. Halkımızı yok olmaktan kurtaran ve bugün kendi gücüyle kendini savunabilen bir irade kazandıran o kahramanlara teşekkür etmek istiyorum. Selam olsun Önder Apo’ya, tüm insanlığın özgürlük önderine” diyerek sözlerini tamamlıyor.

‘Sen yokluktan bir varlık yarattın’

Êzidî toplumunda “Mam” ifadesi sıradan bir hitap değil, saygı duyulan, değer verilen kişiler için sıkça kullanılan bir unvan olarak öne çıkıyor. Hesret Şengalî de, bu anlamda duygularını Abdullah Öcalan’a hitaben dile getirdi. Hesret Şengalî, mektubunda, “Sen toplumun Apo’susun. Senin fikir ve felsefenle bugün dünya aydınlandı, gecemiz gündüze döndü. Senin varlığınla bugün yaşıyoruz, seninle onurluyuz. Sen yokluktan bir varlık yarattın. Bize verdiğin iradeyle bugün kendimizi yönetiyor, kendimizi savunuyoruz. Kendi dilimizle eğitim görüyor, kültürümüzü ve tarihimizi tanıyoruz” diye kaydediyor.

‘Rüyamda sen Şengal Dağı’nın zirvesine geliyordun’

Şengalli çocuklardan Arîn Azadî de, duygularını bir mektup aracılığıyla dile getirdi. Hayalleriyle hislerini birleştiren Arîn, Abdullah Öcalan’a şu sözlerle seslendi:

“Ey ezilen halkların Apo’su, rüyamda sen Şengal Dağı’nın zirvesine geliyordun. O rüyadan uyanmak istemedim. Sen özgür insanın iradesini yaratan kişisin. Sen Ortadoğu’nun güneşi ve aydınlığısın. En kısa zamanda seni bu dağlarda, bir derviş gibi aramızda görmeyi umut ediyoruz.”

Bu mektup yazma kampanyası, TAJÊ tarafından 2025 yılında başlatıldı ve bugüne kadar yüzlerce kadın mektup yazdı.