Hesekê’deki provokasyonun hedefi neydi? – ANALİZ
Hesekê üzerinden kurgulanan oyun, Kürt halkının ve Hesekê’nin yerli Araplarının sağduyulu yaklaşımları sonucunda boşa çıkarıldı. Kürt halkının demokratik duruşu kışkırtmalara karşı varlığını bir kez daha gösterdi ve provokasyonlara geçit vermedi.
ROJBÎN DENİZ
Bundan bir hafta önce, belirsiz bir dijital hesap üzerinden Hesekê’deki tüm Araplar, 2 Ekim Cuma namazından sonra QSD’ye ve Kürtlere karşı bir yürüyüş düzenlemeye çağrıldı. Sonrasında buna benzer birçok dijital hesap türedi. Bu hesapların çoğu yeni açılmış olup esas olarak Hesekê ve Rojava’da Kürtlerin kazanımlarına yönelik saldırılar, itirazlar ve halkı kışkırtmaya dönük paylaşımlar yapmaya başladı. Paylaşılanlar tek dildi ve aynı içerikler dağıtıldı. İlk çağrının ardından, 2 Ekim Cuma günü Hesekê’nin Gwêran ve Neşva mahallelerinde namaz sonrasında bir yürüyüş düzenlendi.
Gwêran mahallesi, adını Gwêran aşiretinden alıyor. Bu mahalle, son 15 yıllık süreçte DAİŞ’e aktif destek vermiş bir mahalledir. Bununla birlikte, QSD’ye ve Asayiş güçlerine katılan, ayrıca Özerk Yönetim’in kurum ve kuruluşlarında görev alan birçok Gwêran sakini de var. Hatta devrim süreci boyunca şehitleri de olan bir mahalledir. Son 15 yıllık süreçte kısmi bir değişim yaşayan mahallede, parçalı ve farklı politik duruşlara sahip olmakla birlikte dengeli bir tutum sergilemeyi tercih eden bir kesim de var. Bu kesim, Kürtlerle keskin bir ayrışmaya yanaşmayan ve Hesekê’de yüzyıllardır birlikte, kardeşçe yaşamanın huzur getireceğine inanan insanlardan oluşuyor. Son yapılan yürüyüşe bu kesim katılmadı. Dışarıdan getirilen ve kışkırtılan kesimler yürüyüşe geçti.
Sayılarının sınırlı olması ve öfkelerinin de bir ölçüde yapay ve zorlamaya dayalı görünmesi nedeniyle Barış Meydanı’na kadar ilerleyen yürüyüş, bir iki saat içinde dağıldı. Dijital medya hesapları ve içerideki çete grupları tarafından yürütülen örgütlenmelerden Asayiş’in haberi vardı. Buna karşılık İç Güvenlik Güçleri ve özel kuvvetler, Hesekê’de önemli tedbirler almıştı. Özcesi, yapılan girişimler boşa düştü ve sonuç alınamadı.
Gizli görüşmelerin yapıldığı iddiası
Girişimlerin sonuçsuz kalması bazı kesimleri öfkelendirmiş olacak ki bu kez, Ahmed Hilal’in de içinde bulunduğu iddia edilen, daha önce bölgeye gelen HTŞ’lilerin Arap aşiretleri ve gruplarıyla gizli görüşmeler yaptığına ilişkin iddialar dijital medya hesaplarında dolaşıma sokuldu. Şeybani’nin Ahmed Hilal için “kardeşim” dediği de biliniyor.
Aynı hesaplar, daha geniş Arap kesimlerine ulaşmayı hedefleyerek kışkırtıcı paylaşımlarını ve çağrılarını sürdürdü. 9 Ekim Cuma günü bütün Araplar Hesekê’yi ele geçirmeye çağrılıyordu. Hesekê vilayetinin Kürtlerin elinde bulunmasının Araplar açısından bir onursuzluk olduğu algısını yaratmaya yönelik bir politikanın devreye sokulduğu açıktı.
Buna karşılık, Hesekê’de yaşayan Arapların yaklaşımı değişmedi. Çağrılara sınırlı bir kesim yanıt verdi ve yürüyüşe katılacağını açıkladı. Hesekê’den katılımın düşük olması ve Kürtlere karşı öfkenin sınırlı kalması üzerine ek planlar devreye sokuldu.
Kürtlere karşı öfkeleri ve DAİŞ çetelerine aktif katılımlarıyla bilinen Şeddade, Til Berak, Til Hemis, Deyrizor ve Rakka’dan, DAİŞ’le bağlantılı gruplar, HTŞ’ye mensup polis gruplarının koruması altında Hesekê’ye getirildi. Bunlar, şimdiye kadar bölgede bir biçimde saklanan DAİŞ, El Nusra ve El Kaide bağlantılı çetelerdi.
Amaçları Kürt- Arap savaşı çıkarmaktı
Plan yine aynıydı: Cuma namazından sonra bir yürüyüş düzenlemek, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı mahallelere saldırmak, Kürtlere ait evleri, iş yerlerini ve araçları yağmalamak, çalmak ve yakmak; ayrıca Kürtlere ait sembolleri hedef almak. Bunun yanında, kadınların direniş ve kahramanlık sembollerine yönelik tüm öfke ve kinlerini kusmalarının da önü açıldı. Plana göre her şey, Kürtleri tahrik ederek savaşa çekmek üzerine kurulmuştu. Amaç, Kürtleri savaşa çekerek bir Kürt-Arap savaşı çıkarmak ve bu yolla başta Hesekê olmak üzere tüm Kürt bölgelerini ele geçirmekti.
Şam kaynaklı haberlerde de benzer bir söylem dolaşıma sokuldu. Halkın itirazlarını dile getirdiği, devlet kurumlarının aktifleşmesini istediği, Arapların nüfus bakımından çoğunlukta oldukları ve bu nedenle Hesekê vilayetinin Araplara verilmesini talep ettikleri yönünde paylaşımlar, medya organları ve dijital hesaplar üzerinden yayılmaya başlandı. Oysa cuma günü Hesekê’de yaşananların arkasında halk yoktu. Hatta Hesekê’de yaşayan Araplar, “Bunlar bizi temsil etmiyor. Biz Kürtlerle birlikte yaşamaya razıyız. Aramızda fitne çıkartmayın” diyorlar. Yaşananlara zemin hazırladığı gerekçesiyle Gwêaran mahallesine de öfkeliler.
Saldırılar sırasında DAİŞ amblemleri, Saddam Hüseyin posterleri ve tekbirler eşliğinde Kürtlere saldırmak isteyen çete grupları vardı. Bu, planlı ve programlı bir saldırı girişimiydi. Doğrudan Kürtlerin ve kadınların kazanımlarını hedef alan bir plandı. DAİŞ amblemleri ve sloganlarıyla Hesekê’nin iç kesimlerine doğru ilerleyen gruplar, kadınların sembollerine ve Kurmancî yazılmış levhalara saldırırken büyük bir öfke patlaması yaşıyorlardı.
Kadınların kazanımlarına karşı büyüyen öfke
Özellikle daha önce bir kadın savaşçının saç örgüsünü kesen DAİŞ çetesinin, kadınlara karşı yaptıklarını dijital medyada ifşa etmesinin ardından kadınların ve Kürt halkının tepkisi biliniyor. Bir Kürt kadınının saç örgüsünü keserek elinde dolaştıran DAİŞ çetesine karşı tepki çok büyüdü. Halk ve kadınlar bunu kabullenemedi. Bu tepkiler, tüm kadınları bir araya getiren büyük bir kampanyaya dönüştü. DAİŞ zihniyetinin kadınlara yapmak istediklerinin açık bir ifadesi olan bu görüntü, Rojava’nın kadın devrimi anlayışı ve bu anlayışın hakikati üzerinden gerçekleştirdiği devrimin, başta DAİŞ çeteleri olmak üzere devlet güruhlarını nasıl zorladığını ortaya koyuyordu. Onlar, bu denli büyük ve etkili bir tepki beklemiyorlardı.
Kadınların öfkesini hafife alan siyasetin Şam’da tıkanma ve parçalanma yaşadığı herkes tarafından biliniyor. Cuma günkü saldırılarda çete gruplarının doğrudan kadın örgüsünün yer aldığı postere saldırması sıradan bir olay olarak ele alınamaz. Kadınlara ve kadınların öncülüğünde gelişen Kürt kazanımlarına karşı duyulan öfkenin altında, Suriye’deki iç ve dış güçlerin siyasi hesapları var. Kadınları reddeden bir siyasi oluşumun ve devlet yapısının inşası, pek tabii ki kadınların kazanımlarına karşı duyulan öfke üzerinden şekillenir. Şimdi yeni Suriye’yi, kadınların kazanımlarına karşı örülen öfke duvarları üzerine inşa etmek istiyorlar.
Şeybani’nin Ankara ziyaretinin zamanlaması önemli
Peki, bu hesaplar en çok kime yarıyor? Görünen o ki Şam yönetimi bu konuda parçalı bir tutum sergiliyor. Ahmed el-Şara ile Esad Şeybani arasında hem siyasi hem de bölgesel çıkarlar bakımından bir ayrışmanın olduğu yansıyor. Kürt bölgeleri üzerinde en fazla hâkimiyet kurmak isteyen tarafın Şeybani grubu olduğu görülüyor. Şeybani, en çok Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a yakınlığıyla gündeme geliyor. Hatta yeni Suriye’nin oluşumundan bu yana Şeybani ile Hakan Fidan arasındaki görüşmelerin sayısı ve sıklığı konusunda neredeyse bir sınır yok gibi görünüyor. Haftalık toplantılar ve tekmil formatında görüşmeler yapılıyor. Hesekê’deki olaylar başladığında Şeybani Ankara’daydı. Bunun bir tesadüf olduğunu düşünmüyorum. Suriye’nin Hesekê vilayeti bir savaşın eşiğindeyken Şeybani’nin koşarak Ankara’ya gitmesinin yaşananlarla bağlantısı, yakında daha açık biçimde ortaya çıkacaktır.
Daha çok sahada gördüğümüz Ehmed Hilali, Kurmancî konuşarak Kürtleri etkisi altına almak isteyen Şeybani’nin sol kolu konumunda. Ehmed Hilali’yi ise en çok KDP basınında görmemiz bir tesadüf olamaz. Her olayın öncesinde ve sonrasında KDP basınında yer alıyor. ENKS ile ilişkileri de iyi. ENKS üzerinden Kürt gençlerini kışkırtarak sokağa çıkaranların bu kişiler olduğu yönünde değerlendirmeler var. Bunlar, doğrudan sahadan edindiğimiz ve sağlam kaynakların aktardığı bilgiler. Öte yandan Ehmed Hilali, Hesekê’de valinin yardımcılığını üstlenerek valiyi pasifleştirmek ve devre dışı bırakmak, Arapları Kürtler karşısında baskın hâle getirmek, başka bir ifadeyle Baas rejiminin yaptıklarını tekrarlamak isteyen bir siyaset izliyor gibi görünüyor. Ehmed Hilali’nin bu süreçte Arap aşiretleriyle perde arkasında görüşmeler düzenleyerek onları kendi safına çekmek istediği de servis edilen haberler arasında yer alıyor. Şimdi bunlar, Hesekê’yi karıştırıp bir Kürt-Arap savaşı çıkarmak isteyen tarafı oluşturuyor.
Hesekê’deki karışıklıkların arkasında ne var?
Buna karşılık, Mervan Eli ve Colani’ye yakınlığıyla bilinen bazı isimler Kürtlere karşı öfkelerini gizlemiyor. Ancak böyle bir savaşın Kürtlerden çok Suriye’ye zarar vereceğinin farkındalar. Bu nedenle bölgeyi istikrarsızlığa sürüklemek isteyen gruplara karşı duruyorlar. Colani’nin Suriye’nin Hürmüz Boğazı’na alternatif olabileceği, bir ticaret yolu işlevi görebileceği yönündeki hedefi de bu konuyla doğrudan örtüşüyor. M4 ticaret yolu Kürt bölgelerinden geçiyor. Bu yolun işlerlik kazanması ve Suriye’nin güneyine doğru uzanan Banyas petrol boru hattının yeniden aktifleşmesi, Türkiye’yi bölgesel ticaretin dışında bırakıyor. Böylece Türkiye’nin kıyıları, bölgesel ticaret açısından birinci tercih olma konumunu kaybedebilir. Bu durum, KDP’yi de etkileyecek yeni bir durum. Dolayısıyla Suriye’nin istikrarı Türkiye’yi doğrudan etkiliyor. Türkiye ise Şeybani üzerinden Suriye’deki kaosu körüklüyor; şiddet ve kriz ortamı yaratıyor. Türkiye’nin bu plana destek vermesinin bir boyutu bu. Bir diğer boyutu ise Türkiye’de devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin yasal düzenlemelere ve bu eksende atılacak somut adımlara dayanma aşamasına gelmiş olmasıdır. Oysa Kürtlerin Türklerle barışması hem Kürtlere hem de Türk halkına kazanç sağlayacaktır. Ancak dış hesaplar üzerinden hareket eden, yani Kürt-Arap ve Kürt-Türk savaşlarını canlı tutmak isteyen siyasi akıl, çatışmalı ortamdan besleniyor. Bunlar, PKK’nin feshine sıcak bakmadı. Rojava’nın Suriye ile entegrasyonunu da desteklemedi. Kürtlerin kazanımlarını ortadan kaldırmak için ateşi yakan ve üzerine sürekli benzin döken taraf oldular. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan bu durumu “norm dışı devlet” olarak tanımladı. Görünen o ki Türkiye’nin Hesekê üzerinden çıkarmak istediği savaşın boyutlarından birini de bu durum oluşturuyor.
Buna son bir noktayı da eklemek gerekiyor. ABD’nin Güney Kürdistan’dan çekilmesi durumu, bölgede Kürtler açısından yeni bir konjonktür oluşturdu. Bu durum, Kürtlerin parçalı yapısı ve geleceklerini kendi öz iradelerine ve öz güçlerine dayandıramamaları noktasında yoğunlaşıyor. Şimdi, parçalı olma durumunun sonuçlarına baktığımızda, Kürtlerin savunmasız kalması ve güçlerini doğru noktalara odaklama konusunda yaşayacakları sıkıntılar, Kürt halkına kaybettirme riski taşıyor. Kürtleri bu durumda zayıf görenler, Hesekê ve Kerkük üzerinden DAİŞ sopasını kullanarak saldırılar düzenliyor. Yani Kürtleri kırmak ve kendi öz güçlerine duydukları güveni sarsmak istiyor. Buna karşılık Kürtler birlik, dayanışma ve ortak savunma anlayışına kavuşurlarsa düşmana hem Hesekê’de hem de Kerkük’te etkili bir cevap verebilirler.
Kentte sağduyu hakimdi
Özcesi, Hesekê üzerinden kurgulanan oyun, Kürt halkının ve Hesekê’nin yerli Araplarının sağduyulu yaklaşımları sonucunda boşa çıkarıldı. Kürt halkının demokratik duruşu ve kontrollü tavrı, kışkırtmalara karşı varlığını bir kez daha gösterdi ve provokasyonlara geçit vermedi. Hesekê’yi savunan Kürt gençleri ise büyük bir özveriyle halkını savundu. Bu tutum, Kürt milliyetçilerinin, entegrasyon sürecine dâhil olmuş Kürt savunma birliklerinin halkı savunma yeteneğini kaybettiği yönündeki propagandalarını da boşa çıkardı. Kent halkı büyük bir sağduyuyla savunuldu.
Geriye, yaşananların perde arkasına bakmak; kadınların çete yapılanmalarına karşı giderek büyüyen öfkesini ve Kürt halkının kazanımlarını büyük bir ısrar ve azimle koruma kararlılığı kaldı.