Tunus’ta kadın işçiler: Düşük ücret, ağır emek, sıfır güvence

Tunus'ta tarım, ev hizmetleri ve güvencesiz işlerde çalışan kadınlar düşük ücret, sosyal güvencesizlik ve ağır çalışma koşulları altında yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. Hak savunucuları, hükümetlerin bu sorunlara kalıcı çözüm üretmediğini söylüyor.

ZOUHOUR MECHERGUI

Tunus – Tunus'un farklı bölgeleri derin eşitsizliklerle karşı karşıya. Kent merkezlerinde zaman zaman siyaset ve insan hakları tartışmaları gündeme gelirken, kırsal ve dağlık bölgelerde yaşayan kadınlar ile kent çöplüklerinde çalışanlar her gün yaşam mücadelesi veriyor. “Unutulan kadınlar” olarak tanımlanan bu kesim; tarım sektöründeki iş gücünün yaklaşık yüzde 70'ini oluşturan tarım işçileri, dağlık alanlarda kekik, biberiye ve sakız ağacı gibi tıbbi ve aromatik bitkileri toplayan kadınlar ile kayıt dışı ev işçisi olarak çalışan binlerce kadından oluşuyor.

Saha araştırmaları ve insan hakları örgütlerinin raporları, ağır bir tabloyu ortaya koyuyor. Tarım sektöründe çalışan kadınların yalnızca yüzde 12'si sosyal güvenceye sahip. Büyük çoğunluğu ise temel yaşam ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyen düşük ücretlerle çalışıyor. Buna, yıllardır onlarca kadının yaşamını yitirmesine ve yüzlercesinin ağır yaralanmasına neden olan, halk arasında "ölüm kamyonları" olarak bilinen açık kasalı araçlarla yapılan tehlikeli kırsal ulaşım da ekleniyor. Tüm bu ölümlere rağmen bu günlük trajedi sona ermiyor.

Dağlık bölgelerde ve kaçak çöp depolama alanlarında çalışan yabani ot toplayıcısı kadınlar ise en temel sağlık ve güvenlik koşullarından dahi yoksun bırakılıyor. Resmi olarak tanınmayan bu işler, sanki hiç yokmuş gibi görmezden geliniyor. Böylece bu kadınlar, hiçbir hukuki ya da ekonomik korumaya sahip olmadan, çağın hastalıkları ve doğanın zorlu koşullarıyla tek başlarına mücadele etmek zorunda kalıyor.

Toplumsal baskılara maruz kalıyorlar

Bu tablo, dağlık alanlarda tıbbi ve aromatik bitki toplayarak geçimini sağlayan kadınlar açısından çok daha ağır bir hal alıyor. İhmal ve yetersiz altyapının dayattığı koşullar nedeniyle sessizce çalışmak zorunda kalan bu kadınlar, aynı zamanda muhafazakar toplumlarda bu mesleklerin “ayıp” ya da “utanç verici” görülmesi nedeniyle ağır bir toplumsal damgalamayla da karşı karşıya kalıyor.

Toplumun yargılayıcı bakışı ve çevrenin baskısı, bu kadınların yaşadıkları acıları gizlemelerine neden oluyor. Maruz kaldıkları sömürü, cilt ve solunum yolu hastalıkları ile psikolojik sorunlar hakkında konuşmaya cesaret edemiyorlar. Böylece sessizlik, yoksulluk ve yalnızlığı derinleştiren görünmez bir hapishaneye dönüşüyor. Kadınlar, toplumun dışlayıcı tutumuyla yüzleşmek yerine yavaş yavaş ölmeyi tercih edecek noktaya gelirken, insan hakları mekanizmalarının da tamamen dışında kalıyor.

Yaşananlar yalnızca ağır çalışma koşulları ve çarpıcı istatistiklerle sınırlı değil. Kavurucu sıcakların altında çalışan kadınlar, her an ölüm riskiyle karşı karşıya kalıyor. Son olarak, tarlada çalışırken sıcak çarpması sonucu yaşamını yitiren bir kadın işçinin ölümü kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. En temel koruyucu önlemlerden yoksun çalışan kadın, yaşamını yitirerek bu ağır tablonun son kurbanlarından biri oldu.

Ancak her olayda olduğu gibi, bu ölüm de kısa süre içinde haberlerin ve sosyal medyanın gündemine taşındı. Bir süre dayanışma mesajları ve tepkiler yükseldi, ardından ise kamuoyunun ilgisi azaldı. Resmi kurumların ve toplumun sessizliği yeniden hâkim olurken, bu kadınların yaşadığı sorunlar bir sonraki faciaya kadar yeniden görünmez hale geldi. Böylece her yeni trajedi, yalnızca birkaç gün süren bir farkındalık yaratıyor; ardından unutuluyor ve kadınların mücadelesi sessizlik içinde devam ediyor.

Kadınların bitmeyen mücadelesi

Sivil toplum aktivisti Naciye el-Acemi, başta tarım, dağlık ve ormanlık alanlarda yabani ot toplayıcılığı olmak üzere güvencesiz işlerde çalışan kadınların son derece ağır ve yıpratıcı çalışma koşullarıyla karşı karşıya olduğunu belirtti. Bu kadınların tarlalara ulaşmak ya da biberiye ve kekik gibi bitkileri toplayıp satabilmek için her gün onlarca, kimi zaman ise 50 kilometreye varan mesafeleri kat etmek zorunda kaldığını söyledi.

Naciye el-Acemi, ev işçisi kadınların yaşadığı zorluklara da dikkat çekerek, bu kadınların belirli bir çalışma saati olmaksızın uzun saatler boyunca düşük ücretlerle ve kayıt dışı çalıştırıldığını ifade etti. Sosyal güvence ve yasal korumadan tamamen yoksun bırakılan ev işçilerinin sürekli sömürü riski altında olduğunu vurguladı.

Bu kesimin “unutulan kadın işçiler” olarak tanımlandığını belirten Naciye el-Acemi, Burgiba döneminden bugüne kadar iktidara gelen hükümetlerin bu kadınları sürekli ihmal ettiğini söyledi. Hiçbir hükümetin onların çalışma koşullarını iyileştirmek ya da gerekli korumayı sağlamak için somut adımlar atmadığını dile getiren Naciye el-Acemi, yetkililerin yıllardır verdikleri sözlerin uygulamaya dönüşmediğini ve kadınların yaşadığı ağır sorunlara kalıcı çözümler üretilmediğini ifade etti.

Bir günlük yevmiye bir kutu ilaca bile yetmiyor

Naciye el-Acemi, kırsal bölgelerde çalışan kadınların bir günlük emeği karşılığında aldıkları ücretin, yaptıkları ağır işe kıyasla yok denecek kadar düşük olduğunu söyledi. Kadınların çok düşük yevmiyelerle çalıştırıldığını belirten Naciye el-Acemi, sosyal güvenceye sahip olmadıkları için hastalandıklarında, iş kazası geçirdiklerinde ya da hastaneye kaldırıldıklarında tedavi masraflarını karşılayacak hiçbir güvencelerinin bulunmadığını ifade etti.

Kırsal kesimde yaşayan kadınların ve tarım sektöründe çalışan ailelerin hem devletin hem de toplumun mağduru olduğunu dile getiren Naciye el-Acemi, kadın haklarını ve demokrasiyi savunacak güçlü bir mekanizmanın bulunmadığını söyledi. Kendisinin de kırsal kökenli olduğunu ve bu zorlukları yakından bildiğini belirten Naciye el-Acemi, bölgelerde altyapı ve temel hizmetlerin yok denecek kadar yetersiz olduğunu, kadınların en basit ulaşım giderlerini bile sınırlı günlük kazançlarından karşılamak zorunda kaldığını vurguladı.

Naciye el-Acemi, bu kadınların sağlık koşullarının ne durumda olduğunu sorgulayarak, ağır çalışma koşullarına katlanmak zorunda bırakıldıklarını söyledi. Bugüne kadar hiçbir hükümetin onların sorunlarına kulak vermediğini ve ihtiyaçlarıyla ilgilenmediğini belirten Naciye el-Acemi, yaşananları “gerçek bir felaket” olarak nitelendirdi.

Naciye el-Acemi, bu ağır tablonun özellikle ülkenin ihmal edilmiş bölgelerinde daha belirgin olduğunu ifade etti. Kuzeybatı ve orta kesimlerde yer alan Kasrin, Kayrevan, Siliana, Kef ve Cenduba gibi kentlerde kadınların hala yoksulluk ve dışlanmışlık içinde yaşadığını belirten Naciye el-Acemi, bugüne kadar hiçbir hükümetin bu kadınlara hak ettikleri desteği sağlamadığını söyledi.