Palmiye yaprakları Yemenli kadınlar için geçim kaynağı

Yemen’de kadınlar, palmiye yaprağından yaptıkları ürünlerle hem bağımsız ekonomilerini sağlıyor hem de nesiller boyu süren bir kültürel mirası yaşatıyor. Zorluklar ve azalan pazar talebine rağmen kadınlar bu geleneksel zanaatı sürdürmeye kararlı.

RAHMA SHANZOUR

Yemen - Yemen’de insani kriz derinleşmeye devam ederken, eski bir el sanatı onlarca kırsal aile için can simidi haline geldi.

Yemenli kadınlar, palmiye yapraklarını mütevazı bir gelir sağlayan ürünlere dönüştürerek, zorlu yaşam koşullarında hayatta kalıyor. Taiz’in güneyindeki Al-Ma’afer bölgesinde, çatışma, değişen koşullar ve yerinden edilmeye rağmen, palmiye yaprağı dokuma geleneği canlılığını koruyor. Onlarca kadın, bağımsız ekonomisini geliştirmek için bu el sanatını birincil gelir kaynağı olarak kullanıyor.

Kadınlar ürünlerini satacak pazar bulamıyor

Üretim süreci, palmiye yapraklarının saç örgüsüne benzeyen örgüler halinde örülmesini içeriyor. Bu örgüler daha sonra birbirine dikilerek son ürünler oluşturuluyor ve estetik görünüm için basit süslemeler ve renkler ekleniyor. Palmiye yaprakları, şapka ve benzeri el işi ürünlerin başlıca malzemesini oluşturuyor. Bazen kıyı bölgelerinde doum palmiyesi gibi diğer bitkiler de kullanılabiliyor. Kırsal kesimdeki kadınların beceri ve yaratıcılığına rağmen, bu zanaat birçok zorlukla karşı karşıya. Hammadde kıtlığı, bazen yüksek maliyetler ve ürünleri satmak için pazarlara erişim güçlükleri, kadınların geçim kaynağı olarak sürdürdüğü bu geleneği zorlaştırıyor.

Palmiye yaprakları geçim kaynağı oldu

Safia Ali Hassan da bu kadınlardan biri. Çocukluğundan beri miras kalan bu zanaatı, evlendikten ve eşinin ölümünden sonra da sürdürerek, zor ekonomik koşullar altında geçimini sağlamaya devam etti. 57 yaşındaki Safia Ali Hassan, gençliğinde anne babasının evinde bu el işiyle uğraşmaya başladığını ve evlendikten sonra da eşinin vadiden getirdiği palmiye yapraklarını dokuyup, örerek değerlendirdiğini belirtti. Safia Ali Hassan, eşinin ölümünün ardından, çocuklarını geçindirmek için bu zanaata tamamen bel bağlamak zorunda kaldığını söyledi.

Palmiye yapraklarından yaptığı şapka ve çeşitli el işi ürünlerini, şeker, çay ve bazı ev eşyaları gibi temel ihtiyaçları ancak karşılayacak fiyatlarla sattığını anlatan Safia Ali Hassan, şunları söyledi:

“Kendimizi bu basit şeylerle teselli ediyoruz. İşsiz kalsaydık, kim bize bakacaktı? Sabahın erken saatlerinde uyanıyorum. Çocuklar için kahvaltı hazırladıktan sonra işime başlıyorum. Genellikle günde iki şapka yapıyorum. Birini sabahtan öğlene kadar, diğerini öğleden sonra tamamlıyorum. Daha sonra haftalık üretimimi pazarda satmak üzere hazırlıyorum. Ancak satış kolay değil. Pazarda uzun saatler geçiriyorum ve bazen düşük talep nedeniyle mallarımın yarısını satamadan geri dönüyorum. İnsanlar eskisi kadar bu ürünleri aramıyor.”

‘Göç etmek hayatı daha da zorlaştırdı’

Hayatının zorluklarla geçtiğini kaydeden Safia Ali Hassan, “Küçük yaşta anne ve babamı kaybettim. Yiyecek karşılığında koyun güderdim. Meralardaki kadınlardan bu zanaatı öğrendim. Çocukluğumda edindiğim bu beceri, tek geçim kaynağım oldu. Çatışmanın başlamasıyla yerimizden edildik. Önce El Kadha bölgesine, ardından da şu anda yaşadığım El-Bireen bölgesine göç ettik. Yer değiştirmek, özellikle bu zanaat için gerekli hammadde olan hurma yaprağı temini konusunda hayatı daha da zorlaştırdı. Bazı insani yardım kuruluşlarının hurma yaprağı desteği, bu malzemeyi bulmanın neredeyse imkansız hale geldiği durumlarda kadınların çalışmaya devam etmesine yardımcı oldu. Ayrıca, sınırlı ve aralıklı da olsa sağlanan gıda yardımı, yaşam masraflarının yükünü biraz hafifletiyor” diye belirtti.

Safia Ali Hassan, bu zanaatı bölgedeki genç kadınlara aktarmaya hevesli. Onlara kademeli olarak öğreterek becerilerini geliştirmelerini ve gelecekte güvenebilecekleri bir gelir kaynağı haline getirmelerini sağlamayı amaçlıyor. Ekonomik zorluklara ve azalan pazar talebine rağmen Safia Ali Hassan ve Taiz kırsalındaki diğer kadınlar, bu geleneksel zanaata sadece geçim kaynağı olarak değil, aynı zamanda savaş ve değişen yaşam koşulları nedeniyle yok olma riski taşıyan yerel bir kimlik ve kültürel mirasın parçası olarak da sıkı bir şekilde bağlı kalıyorlar.