İran’da savaşın gizli etkisi: Kenar mahallelerde derinleşen açlık krizi

İran’da savaşın etkileri sadece cephelerle sınırlı kalmadı; şehirlerin kenar mahallelerinde sofralardan yiyecekler neredeyse tamamen kalkarken, açlık, resmi istatistiklerde yer almayan, birçok kişinin hayatını tehdit eden bir kriz haline geldi.

NASİM AHMADİ

Kirmanşan - Son savaş öncesinde, İran İslam Cumhuriyeti’nin politikaları, nüfusun büyük bir kısmı için gıdaya erişimi neredeyse imkansız hale getirmişti. Resmi verilere göre ülkedeki yıllık ölümlerin üçte biri beslenme krizlerinden kaynaklanıyor ve birçok çocuk bu durumun kurbanı oluyor. ABD ve İsrail’in füze saldırılarıyla birlikte ilk ciddi etkilenen alan gıda piyasası olurken, fiyatlar hızla yükseldi ve birçok temel mal kıtlaştı. Hükümet durumu normal göstermeye çalışsa da, bir aydan fazla süredir gıda tedariki birçok hane için ciddi ve yaşamı tehdit eden bir kriz haline geldi. Yetkililer fiyat artışlarının savaşla ilgili olmadığını iddia etse de, pirinç ve kuru meyve gibi temel ve depolanabilir ürünlerde en başından itibaren keskin artışlar görüldü.

Açlık krizi: Aileyi nasıl doyurabiliriz?

Kirmanşan’ın Kahriz mahallesinde yaşayan Mozhgan F., “Hükümet gıda tedarikinde bir kıtlık olmadığını söylüyor, ancak asıl sorun satın alma gücü. Bir kilo tavuk neredeyse 400 bin tomana mal olurken, bir işçinin günlük ücreti sadece 500 bin toman ise, ailenizi nasıl doyurabilirsiniz? Üstelik birçok işletmenin kapandığı ve işçilerin bu kadar düşük bir gelire bile sahip olmadığı bir durumda” dedi.

‘Sadece zenginler yiyecek stoklayabilecek’

Ciwanro’da sivil toplum aktivisti Nasrin G., “İnsanlar olası bir kıtlık korkusuyla yiyecek stoklamaya başladı. Bu doğal bir tepki, ancak herkesin buna gücü yetmiyor. Bir çuval pirincin fiyatı on milyon tomana, unun fiyatı ise birkaç milyon tomana ulaştığında, sadece zenginler yiyecek stoklayabilecek. Pazarda, fırınlardaki uzun kuyruklar, yoksulların elinde sadece ekmek olduğunu gösteriyor. Birçoğu hayatta kalmak için ekmekle yetinmek zorunda kalıyor” sözleriyle yaşanan durumu gözler önüne seriyor.

Kirmanşan’ta bir un fabrikası işçisinin eşi Afsaneh H. “Fabrika sahibi sadece daha yüksek fiyat teklif eden alıcılara un verdi. Aslında unu açık artırmaya çıkardı ve fiyatını 20 katına çıkarmayı başardı” diye belirtti.

Afsaneh’in açıklamaları, hükümetin un dağıtımı ve tedarik ağının kontrol altında olduğu, fiyat artışının yaşanmadığı yönündeki iddialarının tam ortasında geliyor. Oysa kanıtlar, un ve ekmeğin halk için hayati ve değerli gıda maddelerine dönüştüğünü gösteriyor. Gıda piyasası, hükümetin iddia ettiği fiyat istikrarının aksine, karmaşık mafya ağları ve derin sınıf ayrımlarıyla boğuşuyor, bu durum, toplumun büyük kesiminin günlük ihtiyaçlarını karşılamasını imkansız hale getiriyor. Savaşın başlamasından bu yana birçok inşaat faaliyeti, şirket ve günlük ücretli iş kapanmış, işçilerin ve yoksulların çoğunun geliri neredeyse tamamen sıfıra düşmüş durumda.

‘Savaş sonrası bir öğüne düşüldü’

Ekonomik göstergeler, gıda fiyatlarının rekor hızla artarken, gelirlerin en düşük seviyelere inmesiyle birlikte insanların günlük yaşamını ciddi bir kriz içine sürüklediğini ortaya koyuyor. Kirmanşan’ın kenar mahallelerinde sofralardan yiyecek neredeyse tamamen kalkmış durumda, yoksul aileler eskiden bir küçük öğünle yetinirken, savaş sonrası bu öğün birkaç günde bir öğüne düşmüş. Savaşın kendisi doğrudan büyük kayıplar yaratmamış olabilir, ancak gıda sektöründeki etkileri, birçok insanın açlık nedeniyle hayatını kaybetmesine yol açıyor. Bu sessiz ölümler, devlet medyasında “açlık kurbanları” başlığı altında yer almayacak, çünkü resmi anlatı yalnızca savaşı öne çıkarıyor ve yetersiz beslenmenin yol açtığı ölümleri görmezden geliyor.