İran’da gizli yoksulluk ve sınıfsal uçurum

Artan fiyatlar okul teneffüslerini dinlenme fırsatından çıkarıp enflasyon ve kaygının yansıdığı bir alana dönüştürürken, öğrenciler için basit bir ara öğün sağlamak ailelerin en ağır masraf kalemlerinden biri haline geldi.

JİVAN ŞERİFZADE

Bokan- Teneffüs zili, okullarda artık dinlenme anından ziyade derinleşen ekonomik krizin ve sınıfsal farkların somutlaştığı bir alana işaret ediyor. Okul kıyafeti ve kırtasiye harcamalarının ardından günlük ara öğün maliyetleri, ailelerin aylık sabit gelirini eriten başlıca kalemlerden biri haline geldi. Teneffüslerde kantin sıralarına yansıyan bu tablo, beslenmenin eğitim hayatındaki en sancılı sınavlardan birine dönüştüğünü gösteriyor.

Giyim ve kırtasiye masraflarının yanı sıra okul gıda giderleri de bu yıl ailelerin en sancılı masraflardan biri. Eğitim-öğretim yılının tüm aylarına yayılan bu harcama, hanelerin aylık gelirinin sabit bir kısmını oluşturuyor.

Ara öğünün aile sepetindeki payı

Okullarda yapılan saha araştırmaları, en az düzeyde bir atıştırmalık almanın bile günlük bir mücadeleye dönüştüğünü gösteriyor. Okulda geçirilen ortalama 22 gün hesaba katıldığında, üç teneffüs için beslenme masrafı 100 bin ile 600 bin tümen arasında endişe verici rakamlar ortaya koyuyor.

En basit fabrika yapımı kek ve bisküvilerin fiyatı en az 40 ila 50 bin tumenden başlıyor; küçük bir meyve suyu veya süt almak içinse bundan daha fazlasını ödemek gerekiyor. Bunun yanı sıra, bazı okulların kantinlerinde soğuk sandviçlerin fiyatı 150 ila 200 bin tümeni, hatta bazen daha fazlasını buluyor.

Ufak bir hesapla, yalnızca tek bir öğrencinin aylık beslenme masrafı 2 milyon ile 4 milyon tümenin üzerine çıkıyor; 2026 yılındaki taban maaşlarla kıyaslandığında bu rakam, orta ve alt gelir gruplarına ek bir baskı uyguluyor. Öte yandan ortalama bir enflasyon oranıyla sağlıklı bir beslenme için aylık 10 milyon tümen harcamak gerekiyor.

Fiyatlandırma çıkmazı ve okul kantinlerinin kapanması

Gıda fiyatlarındaki sürekli dalgalanma, özellikle banliyö ve kırsal bölgelerdeki kantinlerin ayakta kalmasını neredeyse imkansız hale getirdi.

Rojhilat Kürdistan’ın Bokan kentindeki bir köy okulunda yakın zamana kadar kantin işleten Kolsom A., arz ve talep arasındaki kısır döngüyü şu sözlerle anlatıyor:

"Maddi zarara uğramamak için her hafta fiyatları artırmak zorunda kalıyordum, ancak öğrencilerin ödeme gücü yoktu. Öte yandan piyasadaki daha ucuz ürünlerin kalitesi çok düşüktü, bazen küflenmiş kekler bile elimize ulaşıyordu. Bu yeni fiyatlarla soğuk sandviç satışı da müşterisiz kaldı ve kantini kapatmaktan başka çarem kalmadı."

Sınıfsal uçurum

Kantinlerin kademeli olarak kapanması ve günlük alım gücünün yetersiz kalmasıyla birlikte bazı okullar, fabrika yapımı atıştırmalıklara alternatif bulmak amacıyla "Sağlıklı Kahvaltı" gibi projelere yöneldi. Ancak bu çözüm de pratikte sınıfsal uçurumların gözler önüne serildiği bir sahneye dönüştü. Ortaokul birinci kademe öğretmeni Kamend B. bu sorunu şu şekilde aktarıyor:

"İlk derste öğrencilerden evden getirdikleri lokmayı yemelerini istiyoruz. Ancak acı gerçek şu ki, hala sıralarda oturan ve aileleri her gün aynı basit ekmek-peynir veya yumurta lokmasını bile temin edemeyen çocuklar var."

Kamend’e göre devlet yetkililerinin sürekli ücretsiz süt dağıtımı gibi vaatleri gerçekleşmezken, tek bir sınıftaki öğrencilerin beslenme farklılıkları göze çarpıyor. Bu fark, şehrin kenar mahalleleri ile refah seviyesi yüksek bölgeler arasında çok daha keskin hissediliyor.

Pahalılığın psikolojik yükü

Gıda ürünleri grubu, son yıllarda hanelerin tüketim sepetindeki en yüksek enflasyona sahip alanlardan biri oldu. Ancak bu sessiz krizin etkileri yalnızca öğrencilerin bedenini değil, ailelerin ruh sağlığını da hedef alıyor.

Eskiden masrafları yönetmenin bir yolu olan ev yapımı ara öğün hazırlamak artık başlı başına mali bir zorluk haline geldi.

Bir lise öğrencisinin annesi olan Şeyda M. durumu şöyle özetliyor:

"Bugünkü enflasyonla sandviç, ev yapımı kek ve hatta meyve hazırlamak bize büyük bir maliyet getiriyor. Gençler okulda arkadaşlarıyla birlikte kantinden alışveriş yapmak istiyor ve biz de bu parayı sağlamaya çalışıyoruz, ancak bu sürekli baskının sonucu bize utanç duygusu, çocuğumuza ise yokluk kaygısı olarak dönüyor."

Ortaya çıkan tablo gösteriyor ki; bu durumun devam etmesi ve besleyici gıdaların öğrencilerin sepetinden çıkarılması artık yalnızca ekonomik bir mesele değil; büyümenin en önemli yıllarında ekonomik krizin bedelini ödeyen bir neslin fiziksel sağlığına yönelik ciddi bir tehdit ve ruhsal bir erimedir.