Gıda krizi kapıda: Politik tercihlerin sonuçlarını yaşıyoruz

Uzmanların uzun yıllardır konuştuğu iklim krizi derinleşerek artarken artan sıcaklıklarla birlikte gıda krizi kapıda bekliyor. Ekolojist Pelin Cengiz, gıdanın altın değerinde olduğu bu dönemde ülkede çok ciddi bir politikasızlık olduğuna dikkat çekti.

MEDİNE MAMEDOĞLU

Haber Merkezi- Geçtiğimiz yılın Haziran ayında yayınlanan Birleşmiş Milletler (BM)Gıda Görünümü raporuna göre, 2020-2022 ortalamasıyla Türkiye en çok buğday üreten ülkelerden biri. Türkiye aynı zamanda en çok buğday ithal eden ülkelerden de biri. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, Türkiye'de buğday üretiminin 2020'de 20,5 ton; 2021 yılında ise 17,6 ton olduğunu gösteriyor. Bu düşüşün başlıca sebebi olarak kuraklık, gübre ve mazot fiyatlarındaki artış gösteriliyor. Yaşanan kuraklık iklim krizini derinleştirirken iklim krizi ile birlikte gıda fiyatlarında da büyük bir artış yaşanıyor. Bu artış da önümüzdeki yıllarda etkisini daha fazla hissedeceğimiz gıda krizini beraberinde getiriyor.

Dışarıya bağımlılık arttı

Pandemiyle beraber bütün dünyanın karşı karşıya kaldığı gıda krizi nedeniyle birçok ülke tarım politikalarını iyileştirmek zorunda kaldı. Pandemi sürecinde bir dönem kendi ürünlerinin ithalatını yasaklayan ülkeler olurken birçok ülke yerel üretimi artıracak adımlar atmaya başladı. Yaşanan kriz karşısında üretimi artırmayan ve yereli güçlendirmeyen ülkelerden biri de Türkiye. Tarımın durma noktasına geldiği ülkede kırsal kesimlerden kentlere zorunlu göç yaşanırken dışarıya bağımlılıkta arttı. Alınmayan önlemler nedeniyle derinleşen iklim krizi beraberinde gıda krizini de getirdi.

 Artan kömür ocakları, taş ocakları ve termik santraller nedeniyle topraktaki verim de düştü. Üretimi yapılan ürünler ise yüksek enflasyon nedeniyle pazarda çok ciddi bir fiyata satılıyor. Üretimin azalıp enflasyonun artmasıyla hem üretici hem de tüketici gıdaya ulaşmakta zorluk çekiyor. İklim krizinin beraberinde getirdiği gıda krizine dair görüştüğümüz Ekolojist Pelin Cengiz, yaşanılan krizlerin politik olduğuna dikkat çekerken, “Bugün yaşadığımız her şey siyasal iktidarın tercihlerinin sonuçlarıdır” dedi.

‘Çiftçi ve üretici desteklenmiyor’

İklim krizinin yıllardır hem dünya hem Türkiye gündeminde yer aldığını ifade eden Pelin Cengiz, Türkiye’de günlük siyaset ve ekonomik kriz arasında bu gündemin çok geride kaldığını belirti.  Politik tercihlerin ve ekonomik kararların iklim krizini tetiklediğini dile getiren Pelin Cengiz, “Bunlar ülkede öteden beri konuştuğumuz enerji, alt yapı ve inşaat projelerine kaynakların artırılmasından, yine doğal kaynakların ve kültürel varlıkların yok ediliyor olmasından kaynaklanıyor. Hem şehirlerin hem kırsalın giderek daha yaşanmaz hale geliyor olması bu projelerle birlikte tetikleniyor. Buna çok ciddi bir gıda krizi de eşlik ediyor. Bunun en çarpıcı örneklerini bizler pandemi de yaşadık. Türkiye başka bir takım dış politika tercihleri sebebiyle ülkelerle yaptığı anlaşmalar çerçevesinde bazı ürünleri ithal etti. Son yıllarda bu bir dış politika taktiği haline düştü. Oradan buğday diğer taraftan kırmızı et alıyoruz derken ülkede çok ciddi bir gıda ithalatı başladı. İçeride üreticinin veya çiftçinin desteklenmesi gerekirken bu ithalata dayalı politikalarla emekçi ekmekten vazgeçiyor. Tarım alanları bu şekilde terk ediliyor. Buda olumsuz taraflarından biridir” diye konuştu.

‘Milyonlarca insan gıdaya erişimde zorlanacak’

Pandemi de ülkelerin kendi gıda ihtiyaçlarını karşılamak için ithalat ambargosu koyduğunu belirten Pelin Cengiz, “O dönemde bazı ülkeler gıda ürünlerini dışarıya satmayı yasakladı. Bunlar geçici sürelerle oldu ama yine de yaşandı” sözleriyle pandemiyle derinleşen gıda krizine dikkat çekti. Türkiye’nin çok çarpık bir tarım politikasının içinde olduğunu kaydeden Pelin Cengiz konuşmasının devamında şunları dile getirdi: “Gıdanın neredeyse artık altın değerinde olduğu bir dönemde çok ciddi bir politikasızlık yürütülüyor. Bu endişe verici bir durumda ve bu endişe sadece bugünleri kapsamıyor. Bugün ekmediğiniz zaman yarın insanlar açlık ve kıtlıkla karşı karşıya kalabilir. Üreticinin ürettiği ürün inanılmaz fiyatlara gelebilir. Zaten satın alma gücü git gide aşağılara düştü. Bu durumda milyonlarca insanın gıdaya erişimi konusunda inanılmaz bir risk oluşacak. Bu tabi sadece Türkiye’de yaşayan insanlar için değil burada yaşamını devam ettiren milyonlarca sığınmacı için de geçerli. Bu nedenle gıdanın çok daha önemli olduğu yıllara doğru gidiyoruz.”

‘Toprağı verimsizleştirilen çiftçi şehre göç ediyor’

İktidarın “Ben bu toprağı nasıl verimli hale getirebilirim” demek yerine ormanlık arazileri fütursuzca yatırıma açtığını anlatan Pelin Cengiz, bütün bu sonuçların tercihle ortaya çıktığını vurguladı. Bu ekonomik ve siyasi tercihler nedeniyle insanların kendi ülkelerinde mülteci konuma düştüklerini söyleyen Pelin Cengiz konuya şu sözlerle açıklık getirdi: “Siz gidip bir ormanda, köylerde altın madenleri, kömür santralleri ve iklim krizini tetikleyecek projelerle insanları yaşam alanlarından uzaklaştırıyoruz. Kırsaldaki köylerdeki insanlar burada artık yaşayamaz hale geliyorlar. Ne ekim yapabiliyorlar ne de yaşayabiliyorlar. Bunlar yüzünden oradan göç etmek zorunda kalıyorlar. Aslında bir tarım arazisinde ekip biçiyorken santraller ile insanlar artık oradan bir verim alamaz hale geliyor. Kendi toprağında kendi alın teriyle emek veren insanlar birdenbire büyükşehirlerde asgari ücretle fabrikalarda çalışmak zorunda kalıyor. Bu da bir iç göç, iç göç dediğimiz köyden kentte sıradan bir geliş değil. Bu durum da bir iç mülteci sorunu aslında. İnsanlar köylerden kalkıp şehir merkezlerine giderek zor koşullar altında yaşam mücadelesi veriyor. Bunların hepsi bilinçli tercih ve bunların hepsi birbirleriyle bağlantılıdır.”

‘Politik tercihlerin sonuçlarını yaşıyoruz’

Var olan gündemler nedeniyle iklim krizi ve gıda krizinin çok güncel tutulamadığı bilgisini veren Pelin Cengiz, önümüzdeki 5 yıl içerisinde de bu krizlere dair bir çözüm tartışmalarının yürütülemeyeceğine dikkat çekti. Pelin Cengiz son olarak şunları söyledi: “Aslında her şey politiktir. Bugün biz olumsuzluk anlamında ne yaşıyorsak hepsi politiktir ve politik tercihlerin sonuçlarını yaşıyoruz. O yüzden iklim krizi de politiktir, ekonomi politikaları anlamında ki politikaların sonucudur. Bugün yaşadığımız her şey siyasal iktidarın tercihlerinin sonuçlarıdır. Ama tabi sandık boyutu başka bir şey liderlik, parti tercihleri bunu sosyolojik olarak uzmanlar söylüyor. İnsanlar eğer bir lidere biat ediyorlarsa çok beğeniyorlarsa devam etme isteği ortaya koyabilirler. Bunu değiştirecek politikalar elbette ki var. Mehmet Şimşek’in elinde de sihirli değnek yok. İki gün içerisinde kurda iyileşme yapılamaz. Temmuz ayında yapılacak olan zamlarla gelirler artmış olarak gösterilebilir ama hemen iki ay içerisinde gelirlerin yine enflasyona yenik olduğunu göreceğiz.”