Şemrex’te Cengiz Holding talanı

Şemrex’in Teznê köyünde Cengiz Holding’e bağlı Eti Bakır tesislerinin faaliyetleri, çevre köylerde yaşayanların yaşamını tehdit ediyor. Köylüler, “Köyümüzü talan ettiler” diyerek yaşadıkları ekolojik yıkıma tepki gösterdi.

EKİN STÊRK

Mêrdîn – Mezopotamya’nın verimli topraklarında yüzyıllardır tarım ve hayvancılıkla yaşamını sürdüren köyler, bugün endüstriyel faaliyetlerin yarattığı ekolojik tahribatla karşı karşıya. Mêrdîn'in Şemrex (Mazıdağı) ilçesine bağlı Teznê (Kocakent) köyünde Cengiz Holding bünyesinde faaliyet yürüten Eti Bakır tesisleri, bölgedeki doğa ve yaşam alanları üzerindeki etkileriyle tartışmaların odağında. Madencilik ve sanayi faaliyetlerinin genişlemesiyle birlikte toprağın, su kaynaklarının ve doğal yaşamın geleceğine ilişkin kaygılar da büyüyor.

Yıllardır toprakla kurdukları bağ üzerinden yaşamlarını sürdüren bölge halkı açısından mesele, yalnızca bir sanayi tesisinin üretim faaliyetleriyle sınırlı değil. Tarım alanları, hayvancılık, su kaynakları ve köylerin geleceği, endüstriyel üretimin yarattığı dönüşüm karşısında giderek daha fazla tartışılır hale geliyor. Bir yanda üretim, yatırım ve istihdam söylemiyle büyüyen sanayi faaliyetleri, diğer yandan yaşam alanlarını korumaya çalışan köylüler ve ekoloji savunucuları bulunuyor.

Şemrex’teki madencilik faaliyetlerinin geçmişi, bölgedeki fosfat yataklarının işletilmesine dayanıyor. 1974 yılında Etibank bünyesinde kurulan ve 1994’te “zarar ediyor” gerekçesiyle kapatılan Mardin Mazıdağı Fosfat Tesisleri, 2011 yılında özelleştirme kapsamında Cengiz Holding’e devredilmesiyle yeni bir döneme girdi. Tesis özelleştirme sonrası 2019 yılında Özel Endüstri Bölgesi ilan edilerek Cengiz Holding’in her şeyi üretebildiği bir bölge haline dönüştürüldü. Bugün farklı üretim alanlarıyla faaliyetlerini sürdüren tesisin kapasitesini genişletmeye yönelik girişimleri, ekolojik etkilerine ilişkin tartışmaları da yeniden gündeme taşıyor.

Gelecek kuşaklar için nasıl bir doğa

Bölgedeki ekoloji örgütleri ve köylüler, özellikle su kaynaklarının kullanımı, yeraltı sularındaki değişim, toprak ve hava kirliliği gibi konularda kaygılarını dile getiriyor. Tesisin çevresel etkilerinin bağımsız bilimsel araştırmalarla ortaya konulması gerektiğine dikkat çeken ekoloji savunucuları, bölgenin doğal varlıklarının sanayi faaliyetleri karşısında korunması çağrısında bulunuyor.

Şemrex’de yaşananlar, kalkınma adı altında yürütülen endüstriyel faaliyetlerin kimlerin yaşamını dönüştürdüğü ve bu dönüşümün bedelini kimin ödediği sorusunu beraberinde getiriyor. Teznê köyünden yükselen tartışma, yalnızca bugünün değil, gelecek kuşakların nasıl bir doğada ve hangi yaşam koşullarında var olacağına ilişkin bir mücadeleye işaret ediyor.

Tesisin faaliyetleriyle birlikte ortaya çıkan çevresel etkiler yalnızca Teznê köyüyle sınırlı kalmıyor, geniş bir alana yayılıyor. Özellikle rüzgârlı havalarda işletmeden kaynaklı ağır koku, çevre yerleşimlerde de hissediliyor. Köye doğru ilerlerken rüzgârın etkisiyle yayılan bu kokuyla bir kez daha karşılaştık. Bu durum, tesisin faaliyetlerinin çevre ve yaşam alanları üzerindeki etkilerine ilişkin kaygılarını bir kez daha gözler önüne seriyor.

Teznê’ye iki kilometre uzağındaki Şemika (Karataş) köyünde yaşayan Hesina Araç, talana tepki gösterdi.

‘Ağır bir koku var’

Tesisin köyde kurulmasıyla yaşam alanlarının tehlike altında olduğunu söyleyen Hesina Araç, “Tesisten dolayı özellikle çok ağır bir koku var. Bir diğer yandan madenden dolayı çevremizi dört bir yandan kazmışlar. Yaptıkları her kazıda kokular çıkıyor. Pencerelerimizi açarken koku evlerimize giriyor. Ondan kaynaklı artık pencerelerimizi de açamıyoruz. Bu köyde yaşam kalmadı. Kokunun yanı sıra bir de çalışan makinalardan dolayı toz çok fazla. Bizim bu tarafa toprağı boşaltıyorlar” dedi.

‘Köyümüzü talan ettiler’

Tesisten dolayı tarım arazileri, su kaynakları ve yaşam alanlarının büyük tehlike altında olduğunu belirten Hesina Araç, “Bu su artık zehirli. Zaten yanı başımıza bu tesisi yapmışlar. Şimdi de Hesena köyünde de bu tesisi kurmak istiyorlar. Her yerden maden kazısı yapıyorlar ve buradaki tesise getiriyorlar. Buradaki insanların hepsi tesisten kaynaklı hastalar. Ekinlerimiz olmuyor. Hayvanlarımız zarar görüyor. Az bir para karşılığında insanları kandırıp bu tesiste çalıştırıyorlar. Bu koku da hepimiz için çok tehlikeli. Resmen köyümüzü yıktılar, talan ettiler bu tesisle birlikte. Burada fabrika da yapmayı düşünüyorlar. Bizim tüm meyve ağaçlarımız zarar gördü ve kurudu, artık yetişmiyorlar. Zehirden dolayı böyle zarar görüyor” şeklinde konuştu.

‘Girişimlerimiz sonuçsuz kaldı’

Yetkililerin kendilerini görmediğini kaydeden Hesina Araç, “Özellikle hastalık çok arttı. Hepimiz hastayız. Toprağımızı ve köyümüzü adeta gasp etmişler. Tüm zehirleri buraya getirip işletiyorlar. Girişimlerimiz sonuçsuz kaldı. Devlet büyük ve toprağımızın her yerini ele geçirmişler. Kimse bizi dinlemiyor. Bizler burada zulmü yaşıyoruz. Getirilen o zehirli suyu getirip bizim buraya döküyorlar. Ağaçlarımız ve bahçelerimizin hepsi kurudu. Başvurularımız sonuçsuz kalıyor. Bir şey yapamıyoruz. Yaşam alanlarımız daraltıldı. Özellikle koku giderek daha da çok oluyor. Özellikle rüzgar estiğinde koku çok kötü yayılıyor. Araçlar geçinde toz kalkıyor” diye belirtti.

‘Evimin duvarları çatladı’

Dinamitlerin patlatılması sonucu evinin binasında çatlaklar oluştuğunu kaydeden Hesina Araç, “Sürekli dinamitler patlatıyorlar. Evimin duvarları çatlamış. Yıkılmayla yüz yüze. Dinamitler patlatılınca sanki deprem oluyor. Önce yer sallanıyor sonra patlama sesleri geliyor. Evlerimizi de yıktılar” sözleriyle tepki gösterdi.     

3 yeni tesis daha kurulacak

 

Mezopotamya Ekoloji Hareketi aktivisti Derya Akyol ise, Şemrex’de (Mazıdağı) Cengiz Holding bünyesinde faaliyet yürüten Eti Bakır tesisinin çevre ve toplum üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Mevcut tesisin yanında üç yeni tesisin daha kurulmasının planlandığını belirten Derya Akyol, yatırımların su kaynakları, toprak ve halk sağlığı üzerinde yaratabileceği olası tahribata işaret ederek, ekolojik yıkımın yalnızca doğayı değil, toplumun yaşam biçimini, kültürünü ve geleceğini de doğrudan etkilediğini söyledi.

‘Kapitalist sistem doğayı metaya dönüştürüyor’

Kapitalist sistemin doğayı ekonomik çıkarlar doğrultusunda bir metaya dönüştürdüğünü belirten Derya Akyol, Şemrex’de yaşananların da bu anlayıştan bağımsız değerlendirilemeyeceğini ifade etti. Su ve toprağın şirketlerin üretim ihtiyaçları doğrultusunda kullanılmasının tüm canlıların yaşamını tehdit ettiğini kaydeden Derya Akyol, “Ekolojik yıkım dediğimizde sadece doğanın zarar görmesinden bahsetmiyoruz. İnsanların geçimi, yaşamı, kültürü, dili; kısacası yaşadıkları yerle kurdukları bütün bağlar bundan etkileniyor” dedi.

‘Yeraltı sularındaki değişim araştırılmalı’

Mardin Ekoloji Derneği’nin, Cengiz Holding bünyesinde faaliyet gösteren Eti Bakır A.Ş.’nin mevcut üretimi ve planlanan yeni tesislerin çevresel etkilerine ilişkin değerlendirmesini 9 Nisan 2026’da kamuoyuyla paylaştığını hatırlatan Derya Akyol, özellikle yeraltı su varlıklarındaki değişim ve atık su kirliliğine ilişkin bulguların dikkatle incelenmesi gerektiğini belirtti.

Derneğin değerlendirmesinde FSK-3 kuyusunda 2014 ve 2019 yıllarına ait yeraltı suyu ölçümleri arasında önemli bir değişim yaşandığının aktarıldığını kaydeden Derya Akyol, bu değişimin beş yıllık süreçte yüzde 60 azalma olarak değerlendirildiğini söyledi. Endüstriyel su kullanımının bu değişimdeki etkisinin bağımsız araştırmalarla ortaya konulması gerektiğini ifade eden Derya Akyol, Bursa Teknik Üniversitesi’nin Nisan 2023 tarihli teknik raporuna dayandırılan atık su kirliliği bulgularına da dikkat çekti.

Atık su numunesinin pH değerinin 3,52 olarak ölçüldüğünün kamuoyuna yansıtıldığını belirten Derya Akyol, bu değerin numunenin oldukça asidik olduğunu gösterdiğini ifade etti. Derya Akyol, su varlıklarının korunması ve kirliliğin boyutlarının belirlenmesi için kapsamlı ve bağımsız incelemelerin yapılmasının önemine işaret etti.

‘Günde 8 bin 544 metreküp su kullanılacak’

Mevcut tesisin çevresel etkileri tartışılırken bölgede üç yeni tesisin kurulmasının planlandığını belirten Derya Akyol, yüksek saflıkta kobalt, çinko sülfat monohidrat ve oksijen üretimi için planlanan tesislerin su ihtiyacının ciddi boyutlara ulaşacağını söyledi. Söz konusu tesislerin toplam su ihtiyacının saatte 356 metreküp olarak belirtildiğini aktaran Derya Akyol, kesintisiz üretim halinde bu miktarın günlük 8 bin 544 metreküpe ulaşacağını kaydetti.

Kobalt üretiminde nitrik asit, hidroklorik asit ve sülfürik asit gibi kimyasalların kullanılmasının planlandığını ifade eden Derya Akyol, bu maddelerin depolanması, atık yönetimi ve olası sızıntılara karşı alınacak önlemlerin açıklığa kavuşturulması gerektiğini vurguladı. Mevcut üretimin çevresel etkileri yeterince araştırılmadan yeni tesislerin kurulmasının kaygı verici olduğunu dile getiren Derya Akyol, şöyle konuştu: “Bu kimyasalların nasıl depolanacağı, atıkların nasıl yönetileceği, olası sızıntılara karşı hangi önlemlerin alınacağı ve su varlıklarının nasıl korunacağı ayrıntılı biçimde incelenmeli. Mevcut üretimin çevresel etkileri yeterince açıklığa kavuşturulmadan yeni tesislerin yaratacağı ilave baskı bizleri endişelendiriyor. Bir şirketin üretimini büyütme hedefi, halkın suya erişimi ve ekolojik yaşam üzerindeki olası etkileri açısından oldukça ciddi sonuçlar doğurabilir.”

‘Halk sağlığına ilişkin araştırmalar yapılmalı’

Sanayi faaliyetlerinin yalnızca doğal varlıklar üzerindeki etkileriyle ele alınamayacağını, halk sağlığı açısından da değerlendirilmesi gerektiğini belirten Derya Akyol, su ve toprağın kirlenmesinin tarımsal üretim ve gıda güvenliği üzerinden bölge halkının yaşamını etkileyebileceğini söyledi. Bölgedeki insanların sağlık durumuna ilişkin kapsamlı araştırmaların yapılması gerektiğini ifade eden Derya Akyol, gerekli sağlık taramalarının gerçekleştirilmesi ve elde edilen sonuçların kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılması çağrısında bulundu.

Kürdistan’da yaşanan ekolojik yıkımın tarihsel ve siyasal koşullardan ayrı değerlendirilemeyeceğini kaydeden Derya Akyol, geçmişten bugüne çatışmalar ve güvenlik politikaları nedeniyle yaşam alanlarının zarar gördüğünü, insanların yerlerinden edildiğini ve toplumsal yaşamın büyük değişimlere uğradığını belirtti. Rant ve güvenlik politikalarının birbirini besleyen süreçler olduğuna dikkat çeken Derya Akyol, doğal varlıkların büyük şirketlerin yatırımları doğrultusunda kullanılmasının da bu tarihsel sürecin günümüzdeki yansımalarından biri olduğunu ifade etti.

Ekoloji mücadelesinin temelinde halkın kendi coğrafyası ve geleceği üzerinde söz ve karar sahibi olması gerektiğini vurgulayan Derya Akyol, “Bizim mücadelemizin temelinde halkın kendi coğrafyası ve geleceği üzerinde söz ve karar sahibi olması var. Halkın yaşamını doğrudan etkileyen kararların alınmasında söz sahibi olmasını ve kendi yaşam alanlarının geleceğini belirleyebilmesini savunuyoruz” diye konuştu.

‘Halk yaşam alanlarını savunuyor’

12 Nisan 2026’da Kocakent’te gerçekleştirilen protesto eyleminin halkın bölgede yürütülen faaliyetlere yönelik tepkisini ve yaşam alanlarını koruma iradesini ortaya koyduğunu belirten Derya Akyol, halkın suya, toprağa ve doğaya yönelik müdahalelere karşı sesini yükselttiğini söyledi. Kürdistan’ın farklı bölgelerinde GES, JES ve madencilik faaliyetlerine karşı gelişen tepkilerin giderek görünür hale geldiğini kaydeden Derya Akyol, Kocakent’teki eylemin de bu mücadelelerin bir parçası olduğunu ifade etti.

Ekolojik mücadelenin yalnızca doğal varlıkların korunmasıyla sınırlı olmadığını belirten Derya Akyol, halkın kültürünü, dilini, toplumsal hafızasını ve geleceğini savunmanın da bu mücadelenin temel unsurları arasında yer aldığını dile getirdi.

Nasıl bir yaşam istediklerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Derya Akyol, üretimin şirketlerin kârı yerine toplumun ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmesi gerektiğini belirterek, “Bizim durduğumuz yer, doğanın şirketlerin kârı uğruna tüketilmediği, halkın kendi yaşam alanları üzerinde söz ve karar sahibi olduğu ve üretimin toplumun ihtiyaçları doğrultusunda şekillendiği bir yaşam anlayışı. Kürdistan’da ekoloji mücadelesi, toprağı, suyu ve doğayı korumanın yanı sıra halkın kültürünü, dilini, toplumsal hafızasını ve geleceğini de savunuyor” dedi.