İran'da iklim krizi tarımı tehdit ediyor
İran, doğal olarak kurak bir iklime sahip olmasına rağmen, yıllardır uygulanan su yönetimi ve tarım politikaları nedeniyle giderek derinleşen bir su krizinin eşiğinde. Uzmanlara göre iklim değişikliği, yanlış yönetimle gıda güvenliğini tehdit ediyor.
Haber Merkezi- İran, iklim yapısı itibarıyla dünyanın su kaynakları bakımından en kısıtlı ülkelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ülkede yıllık ortalama yağış miktarı yaklaşık 240 milimetre seviyesinde bulunurken, toprakların yaklaşık yüzde 90'ı kurak veya yarı kurak iklim kuşağında yer alıyor. Tarıma elverişli alanlar ise ülke yüzölçümünün yalnızca üçte birini oluşturuyor.
Bu nedenle İran tarımı, uzun yıllardır yüksek maliyetli sulama ile büyük risk taşıyan kuru tarım (dry farming) arasında denge kurmaya çalışıyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre ülkedeki ekili alanların üçte birinden daha azı sulanabilir nitelikteyken, geri kalan alanlar yağışa bağımlı tarımla değerlendiriliyor. Güncel araştırmalar ise İran topraklarının yalnızca yüzde 7.2'sinin tarımsal üretimde kullanıldığını, bunun yüzde 4.9'unun sulu tarım, yüzde 2.3'ünün ise kuru tarım alanlarından oluştuğunu ortaya koyuyor.

Bu veriler, bugün yaşanan sorunun yalnızca yağışların azalmasından kaynaklanmadığını gösteriyor. İran, tarih boyunca sınırlı su kaynaklarına dayalı bir üretim modeli geliştirmiş olsa da iklim değişikliği bu sistemi daha da kırılgan hale getirmiş durumda.
‘Asıl mesele su tüketimine bağımlı politika’
Rojhilatlı çevre aktivisti Jîla H., konuya ilişkin değerlendirmesinde, "Sorun yalnızca yağışların azalması değil. Asıl mesele, onlarca yıldır uygulanan politikaların tarımı sınırsız su tüketimine bağımlı hale getirmesidir. Bugün yağışlı bir yıl yaşansa bile tükenen yeraltı su rezervleri ve bozulan toprak yapısı kısa sürede eski haline dönemeyecek." ifadelerini kullandı. Aktiviste göre temel sorun, kamu politikalarının doğal kaynakların sınırlarına uyum sağlamak yerine, ağır mühendislik projeleri ve sürdürülemez teşviklerle bu sınırları aşmaya çalışması oldu.
İran'da su-enerji-gıda ilişkisini inceleyen araştırmalar da bu görüşü destekliyor. Çalışmalara göre uzun yıllar boyunca ucuz su ve enerji politikaları tarımsal üretimin genişlemesini sağladı. Ancak aynı model, tarım sektörünün su tüketimini ülkenin yenilenebilir su kapasitesinin üzerine çıkararak "su iflası" olarak tanımlanan ciddi bir krizi beraberinde getirdi.
Araştırmalarda ayrıca elektrikle çalışan derin kuyuların yaygınlaşması, yeraltı su seviyelerinin hızla düşmesi, enerji tüketiminin artması ve tahılda kendine yeterlilik politikalarının uzun vadede toprak tuzluluğunu artırdığı, üretim istikrarını bozduğu ve tarımsal verimliliği olumsuz etkilediği belirtiliyor.

Baraj seviyesi ortalamanın altında kaldı
Uzmanlara göre yaşanan tablo, iklim kaynaklı kuraklığın yanı sıra kötü yönetişimden kaynaklanan yapısal bir "yönetim kuraklığını" da ortaya koyuyor. Bu yaklaşım, büyük baraj projeleri, geniş sulama ağları, hassas ovalarda sulu tarımın yaygınlaştırılması ve derin yeraltı su kuyularının uzun yıllar denetimsiz biçimde açılmasına göz yumulmasıyla kendini gösterdi. Örneğin Kerhe Havzası'nda yapılan hidrolojik araştırmalar, yaklaşık 387 bin hektarlık tarım alanının sulandığını ancak sulama verimliliğinin yalnızca yüzde 28-36 arasında kaldığını ortaya koyuyor. Yağışların yaklaşık yüzde 70'i ise doğrudan buharlaşarak faydalı su döngüsüne katılamıyor. Benzer tablo ülke genelinde de görülüyor. Son yıllarda meteoroloji ve su yönetimi kurumları, yağışlardaki ciddi azalma, baraj rezervlerindeki düşüş ve yeraltı su kaynakları üzerindeki baskının arttığı yönünde art arda uyarılar yayımladı. Bu yılın ilkbaharında görülen dönemsel yağışlar kısa süreli bir iyileşme görüntüsü oluştursa da ülke genelindeki baraj doluluk oranı önceki yıla göre yüzde 19 daha düşük seviyede kaldı ve son on yılın ortalamasının altında seyretti.

Kuraklıktan iklim dalgalanmalarına
Resmi verilere göre yağış miktarı bir önceki yıla göre arttı ve ülkenin 29 eyaletinde geçen yıla kıyasla daha fazla yağış kaydedildi. Nisan ayı sonu itibarıyla ülke genelindeki ortalama yağış miktarı 209.4 milimetreye ulaştı. Buna karşın söz konusu yağışlar barajlar ve yeraltı su rezervlerinin yeniden toparlanmasını sağlayacak düzeye ulaşmadı. Aynı dönemde barajlara giren su miktarı 30.85 milyar metreküp olarak kaydedilse de bu rakam uzun yıllar ortalamasının altında kaldı.
Uzmanlara göre yaşanan gelişme, kuraklığın sona ermesi değil, iklimdeki dalgalanmaların artması anlamına geliyor. Ani ve düzensiz yağışlar ile mevsim dışı soğuk hava olayları, tarımsal üretimdeki riskleri azaltmak yerine artırıyor.
Meteoroloji tahminlerinin kesin sonuçlar değil, olasılıklara dayandığına dikkat çekilen değerlendirmelerde, sonbaharda yapılan tahminlerde mevsimin normalden daha kurak geçeceğinin öngörüldüğü, buna karşılık bahar tahminlerinde kuzeybatı bölgeleri için normalin üzerinde yağış olasılığının gündeme geldiği ve sonbahar ile kış aylarında yağışlı bir dönemin yaşanabileceği yönünde değerlendirmeler yapıldığı belirtiliyor.
Uzmanlara göre bu farklı tahminler çelişki değil, İran'da iklim değişkenliğinin giderek arttığını gösteriyor. Ancak artan yağış dalgalanmaları, su kaynaklarının yeniden eski seviyesine döndüğü anlamına gelmiyor. Özellikle kuru tarım yapılan bölgelerde üretimin sürdürülebilmesi için dönemsel yağışlardan çok istikrarlı iklim koşullarına ihtiyaç duyuluyor.

İklim dalgalanmaları tarımsal üretimi zorluyor
Bir çevre aktivisti, iklimdeki dalgalanmalara dikkat çekerek, "Kuru tarım yapan çiftçi ani ve dönemsel yağışlarla kurtulamaz. Onun ihtiyacı öngörülebilir bir düzendir. Kışın kurak geçip ardından ilkbaharda ani yoğun yağışlar ya da geç don olayları yaşandığında, ürünler sıcaklık ve soğukluk şokları arasında sıkışıp kalıyor." ifadelerini kullandı. Uzmanlara göre 2026 baharında yaşanan geç don ve tarımsal don uyarıları da bu kırılgan tablonun bir yansıması oldu. Batı Azerbaycan'da tarımsal meteoroloji için "turuncu seviye" uyarı yayımlandı ve yerel yetkililer meyve bahçelerinde ciddi zarar riski bulunduğunu açıkladı.
Yetkililer bu durumun yalnızca yerel bir meteorolojik olay olmadığını, her yıl tekrarlanan bir model haline geldiğini belirtiyor. Buna göre erken tomurcuklanma, çiçeklenme döneminin ardından ani soğukların geri dönmesi, bahçecilikte katma değerin birkaç saat içinde yok olmasına yol açabiliyor. Bu nedenle "yağışlı ilkbahar" aynı zamanda yüksek riskli bir dönem olarak değerlendiriliyor; yüksek nem, ani sıcaklık düşüşleri, mantar hastalıkları ve çiçek zararları birlikte görülüyor.
Rojhilat Kürdistan: Bahçeler, kuru tarım ve yeraltı suyu arasında kırılgan denge
İran’ın su sistemi dengesiz bir bütün olarak ele alındığında, Rojhilat Kürdistan bu yapının en hassas noktalarından biri olarak öne çıkıyor. Bölgenin kuzeyinde yer alan Urmiye Gölü Havzası, Batı Azerbaycan, Doğu Azerbaycan ve Kürdistan (Sine) illerini kapsıyor ve yaklaşık 51.876 kilometrekarelik bir alanı içeriyor.
Bu havza ekonomik olarak ağırlıklı biçimde bahçecilik, tarım ve hayvancılığa dayanıyor. Buğday, şeker pancarı, elma ve üzüm gibi ürünler bölge ekonomisinde merkezi rol oynuyor. Batı Azerbaycan’daki tarımsal arazi kullanımı ve toprak kalitesine ilişkin bir araştırma, özellikle Urmiye’nin İran’ın elma ve üzüm üretiminde başat merkez olduğunu ortaya koyuyor.
Bu durum, geç donlar, yağış dalgalanmaları ve yeraltı suyu baskısının bölge ekonomisi üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu gösteriyor. Urmiye’den Mehabad’a ve Sardasht’a kadar uzanan kuzey Rojhilat’ta bahçecilik yalnızca bir üretim faaliyeti değil; mevsimlik istihdam, soğuk hava depoları, lojistik zinciri, ihracat piyasası ve hane borçlanmasını kapsayan geniş bir ekonomik ağ anlamına geliyor.
13 Nisan 2026’da yayımlanan don uyarısı, üreticilerin yalnızca zarar sonrası değil, zarar riskine karşı da yüksek maliyetler üstlenmek zorunda kaldığını ortaya koydu. Bahçeleri korumak için ısıtma sistemleri, dumanlama, sulama ile koruma, gece iş gücü ve sürekli bir belirsizlik hali devreye giriyor.
Öte yandan, Batı Azerbaycan’daki meyve bahçeleri bir başka baskıyla daha karşı karşıya. Kurak yıllarda ağaçlar daha derin su kaynaklarına yönelmek zorunda kalıyor; bu da hem pompalama maliyetlerini artırıyor hem de tuzluluk riskini yükseltiyor. Böylece bahçecilik giderek "doğal ekonomi" olmaktan çıkarak her yıl iklim ve su kriziyle mücadele eden bir savunma ekonomisine dönüşüyor.

Kürdistan’da kuru tarım bir tercih değil, zorunluluk
Kürdistan’da tarımsal yapı benzer şekilde kırılgan ancak bazı farklılıklar içeriyor. Son akademik çalışmalar, eyalette yaklaşık 1.1 milyon hektarlık alanın tarıma elverişli olduğunu, bunun her yıl yaklaşık 0.7 milyon hektarının ekildiğini ve arazilerin yalnızca yüzde 15’inin sulu tarım olduğunu ortaya koyuyor.
Aynı araştırma, Qorveh–Dehgolan ovasının bölgedeki en önemli sulama alanı olduğunu ve tarımın büyük ölçüde yeraltı suyu çekimine bağımlı hale geldiğini vurguluyor. Bu bağımlılığın su krizi ve çevresel istikrarsızlığı derinleştirdiği belirtiliyor.
Bu bağlamda kuru tarım, kültürel bir tercih olmaktan ziyade su kısıtına karşı bir hayatta kalma mekanizması olarak görülüyor. Ancak değişen iklim koşulları, düzensiz yağışlar ve artan sıcaklıklar bu sistemi giderek daha kırılgan hale getiriyor.
Güney ve güneybatı Rojhilat’ta (Kirmanşan ve İlam) ise benzer bir yapı görülüyor. Zagros bölgesi ağırlıklı olarak kuru ve yarı sulu tarıma dayanıyor ve yağışlardaki her dalgalanma doğrudan tahıl ve bakliyat üretimini etkiliyor.
Kirmanşan’da yapılan çalışmalar, bölge tarımının geleneksel olarak buğday, arpa ve bahçecilik üzerine kurulu olduğunu gösterirken, yeni araştırmalar da ıslah programları ve kuru tarımın devamlılığının önemine işaret ediyor.
Hidrolojik açıdan Kerhe Havzası da yarı kurak bir sistem olarak dikkat çekiyor. Bölgede incelenen tarım alanlarının yüzde 76,5’inin tahıllara ayrıldığı ve sulama verimliliğinin düşük olduğu belirtiliyor.
İlam’da ise hem sulu hem kuru tarım iç içe geçmiş durumda. Mehran’da 9.500 hektar sulu ve 5.300 hektar kuru buğday ekimi yapılırken, Dehloran’da yaklaşık 190 bin ton buğday üretimi öngörülüyor.
Ancak bu büyük görünen rakamlar da kırılgan. Yağışlardaki küçük değişimler bile ürün verimliliğini düşürüyor, kaliteyi etkiliyor ve çiftçilerin gelir akışını geciktiriyor. Bu nedenle tahıl üretimi yalnızca ekonomik bir faaliyet değil, iklim karşısında bir sistemin dayanıklılığını ölçen bir gösterge haline geliyor.
Aynı bölgede şeker pancarı üretimi de su politikalarıyla doğrudan ilişkili bir örnek oluşturuyor. Kirmanşah ve çevresinde binlerce hektarlık alanda yapılan şeker pancarı üretimi, su kaynakları üzerindeki baskıyı artırırken, devlet destekli fiyatlandırma ve enerji sübvansiyonları bu üretimi teşvik ediyor.
Ancak uzmanlara göre bu durum, suyun sürdürülebilir yönetiminden çok politik bir kaynak tahsisi meselesi haline gelmiş durumda ve maliyeti uzun vadede yeraltı suyu havzaları ve toprak yapısı ödüyor. Veriler, İran’ın hala uzun süreli düşük yağış döngüsünde olduğunu ve kısa süreli artışların yalnızca baraj seviyelerinde sınırlı değişim yarattığını gösteriyor.
Çiftçiler açısından ise durum net: Ne tamamen yağışlı dönem beklentisine dayanmak mümkün, ne de suya bağımlı tarımdan kolayca vazgeçilebilir. Kalıcı çözüm; ürün deseninin değiştirilmesi, su tüketimi yüksek ürünlerin azaltılması, suyun yeniden kullanımı, kuyu kontrolü, tarım sigortasının güçlendirilmesi ve iklim erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesiyle mümkün görülüyor.